Eurosport

Dünya sporuna damga vurmuş perde arkasındaki 8 kadın portresi

Dünya sporuna damga vurmuş perde arkasındaki 8 kadın portresi

08/03/2019 @ 12:02Güncellendi 08/03/2019 @ 19:04

Spor tarihinde yer etmiş kadınlar düşünüldüğünde akla hemen Billie Jean King, Nadia Comaneci gibi isimler gelir. Biz ise sporda kadınların var olabilmesi için çabalamış, spora bir şekilde dokunmuş, teninin rengi, politik görüşü, inançları yüzünden mücadele etmek zorunda kalmış ama gölgede kalan kadınları konuşalım istedik. İşte spor dünyasına iz bırakmış 8 kadının hikayesi…

İlklerin sporcuları

Nawal El Moutawakel

Nawal El Moutawakel

Kadınların hâlâ temel özgürlükleri için bile mücadele ettiği bir coğrafyadan çıkıp olimpiyat şampiyonu olmak… Nawal El Moutawakel bunu 1984 Los Angeles Olimpiyatları’nda başardı. 400 m engelli koşuda kazandığı altın madalya ile tarihin Afrika doğumlu, aynı zamanda Müslüman ilk kadın sporcusu oldu. Bu madalya aynı zamanda ülkesi Fas’ın ilk altın madalyasıydı. Fas Kralı, zaferin ardından o gün doğan tüm kız çocuklarına El Moutawakel onuruna onun isminin konulmasına karar verdi. Moutawakel, sonrasında attığı her adımda bir şeylerin ilki oldu, kadın sporcular için çalıştı ve bir öncüye dönüştü. IOC’ye seçilen ilk Müslüman kadın oldu ve burada aday şehirlerin belirlenme komiteleri başkanlığı, IOC Başkan Yardımcılığı gibi kilit görevler üstlendi. Ülkesinde iki kez Gençlik ve Spor Bakanı olarak çalıştı. Kadınlara ilham vermek amacıyla Kazablanka’da başlattığı 5 km’lik yarış her yıl 20 bin civarı katılımcıya ulaşan, Müslüman bir ülkede yapılan en büyük çaplı kadın yarışına dönüştü. Aynı coğrafyadaki kadınlar ve genç sporcular için çığır açan El Moutawakel, onların kendilerine güvenmeleri için güçlü bir figür oldu.

Althea Gibson

Altea Gibson

Amerika’da siyahilere yapılan ayrımcılığın devam ettiği, siyahilerin beyazlarla ayrı turnuvalarda oynadıkları yıllarda mücadelesiyle siyahi sporcuların yolunu açan isim Althea Gibson. 1950’de Amerika Açık’ın ilk hali sayılabilecek US Nationals’a (Birleşik Devletler Ulusal Şampiyonası) davet edilen ilk siyahi sporcu oldu. Gibson hem 1951’de Wimbledon’da oynayarak uluslararası teniste de renk sınırlamalarını aşan ilk siyahi sporcu, hem de 1956’da Roland Garros’u kazanıp grand slam kazanan ilk siyahi sporcuydu. 1957’de Wimbledon’da hem tekler hem çiftlerde şampiyon oldu. 2 yıl üst üste Wimbledon’ı ve US Nationals’ı kazandı. Associted Press’in Yılın Kadın Sporcusu ödülünü 2 kez kazandı. Çocukken masa tenisi şampiyonu da olan Gibson, tenis kariyerinde profesyonelliğe geçene kadar tekler ve çiftlerde 11’i grand slam olmak üzere 59 zafer yaşadı. Tüm bu zaferler ve ilkler ona yetmedi ve Kadınlar Golf Ligi’nde de mücadele eden ilk siyahi sporcu oldu. Zor bir çocukluğun ardından verdiği sporda var olma mücadelesi hem siyahi hem de kadın sporcular için devrim niteliği taşıdı.

Rekorların adı

Irena Szewinska

Irena Szewinska

Kendi jenerasyonunun en büyük atleti olarak kabul gören Irena Szewińska, konu madalyalar ve dünya rekorları olunca hâlâ geçilemeyen bir sporcu. Polonyalı atlet 1964-1980 yılları arasında 5 farklı olimpiyata katıldı ve 3’ü altın 7 madalya kazandı. Kariyeri boyunca 6 dünya rekoru kırdı. Günümüzde hâlâ, kadın ve erkek atletler arasında 100, 200 ve 400 metrede rekor kırmış tek sporcu. Avrupa Atletizm Şampiyonalarında 10 madalya kazandı. Ayrıca 100-400 metrede ve uzun atlamada 38 ulusal rekor kırdı. 1998’de IOC üyesi olan Szewińska, 2005’te IAAF Konseyi’ne seçilen üçüncü kadın oldu. Polonya Atletizm Birliği’nin 12 sene başkanlığını yaptı. Sayarken bile insanı hayrete düşüren başarıları, Szevinska’nın ismini spor tarihine unutmayacak şekilde kazıdı.

Hitlerle görüşmeyi reddeden sporcu

Halet Çambel

halet çambel

Bir ülkenin olimpiyatlara katılan ilk kadın sporcusu olmak yeterince ilginç… Halet Çambel’in bir de ülkenin ilk arkeologlarından olması onun hikayesini daha ilginç kılıyor. Fransa’daki öğrencilik yıllarında merak saldığı eskrim dalında 1936 Olimpiyatlarına Suat Fetgeri Aşeni’yle birlikte katıldı ve olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcu oldu. Olimpiyatlar sırasında Hitler’in görüşme talebini, Hitler’in Yahudilere karşı tutumu yüzünden geri çevirdi. Türkiye’ye döndükten sonra arkeoloji alanında çalışmaya başlayan Çambel, Karatepe gibi önemli kalıntıların bulunmasına öncülük etti, Hitit dilinin çözülmesine katkı verdi. Bilim dünyasında Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yer olarak bilinen Karatepe-Arslantaş Höyüğü’nde ülkenin ilk açık hava müzesini kurdu. Yaşamı boyunca hem eğitimci olarak hem de sahada arkeoloji alanında çalışmaya devam etti. Ülkeye kazandırdığı arkeolojik bilinç ve kazanımların yanı sıra kadın sporcular için bir mihenk taşı oldu.

Sanat mı, propaganda mı?

Leni Riefenstahl

Leni Riefenstahl

Spor tarihine damga vuran kişiler herkes tarafından kabul gördükleri için mi büyük sayılıyorlar? Leni Riefenstahl, 101 senelik yaşamı boyunca yaptıklarıyla tartışma konusu olsa da spor tarihindeki önemli yeri değişmedi. Riefenstahl, olimpiyatlarda çekilen ilk belgesel film olan ve 1936 Berlin Olimpiyatlarını konu alan Olimpia’nın senaristi, yapımcısı ve yönetmeniydi. Filmi tartışma konusu yapan şey ise etkileyici çekim teknikleri değil, filmin Nazi propagandası yapmasıydı. Riefenstahl Nazi partisiyle yakın ilişkiler içindeydi ve parti için başka propaganda filmleri de çekmişti. Sinema tarihine Hitler’in film yapımcısı olarak geçen tartışmalı isim ayrıca dansçı, aktrist, sporcu ve fotoğrafçıydı da. Savaş sonrası tutuklanan Riefenstahl, Nazilikten aklandıktan sonra hayatına fotoğrafçı olarak devam etti. Su altı dalışına merak saldı ve ölmeden hemen önce su altında çektiği görüntülerden oluşan bir belgesel yayınladı. Hayatı boyunca filmlerini propaganda amacıyla yapmadığını savunan Riefenstahl, sinemaya da spor tarihine de dokunmuş biri olarak hâlâ tartışılmaya devam ediyor.

Tarihin en iyisi

Anja Andersen

anja andersen

Tarihin en iyi hentbol oyuncusu denince hala akla gelen ilk isimlerden Anja Andersen. Hentbolda Danimarka Milli Takımı’yla Danimarka, Avrupa ve dünya şampiyonluklarının yanı sıra 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda olimpiyat şampiyonluğu da yaşadı. Agresifliği ve maçlarda yaptığı kurnaz oyunlarla hentbolu şova dönüştüren sporcu olarak görüldü. 1997 yılında Uluslararası Hentbol Federasyonu tarafından verilen Yılın Hentbol Sporcusu ödülünü kazandı. 2012’ye kadar bu ödülü kadın ve erkek sporcular arasında kazanan tek Danimarkalı sporcuydu. Sporculuk kariyerinin ardından koç olarak çalıştı ve Danimarka ve Hentbol Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluklar yaşadı. Hem sporcu hem de koç olarak hentbolda unutulmaz izler bıraktı.

NBA’in kadın sesi

Doris Burke

doris burke

Kadın sporcuların haberlerde ne kadar yer bulabildikleri araştırmalara konu olurken medyada çalışan kadınların görevleri de günümüzde tartışılan konulardan. Doris Burke yayıncılık alanında pek çok ilke imza atarak bu konunun dikkat çekmesini sağlayan bir isim. 2017’de NBA’in ilk tüm sezon boyunca çalışan kadın yorumcusu olarak bir ilke daha imza attı. Radyocu ve spiker olarak başladığı kariyerinde yıllar içinde bazı basket maçlarında yorumculuk yaparak yer edinen Burke, yıllarca ESPN için saha içi muhabiri olarak çalıştı. Radyoda ve televizyonda kolej basketbolu gibi pek çok organizasyonda basketbol yorumculuğu yapan ilk kadındı. Başarılarıyla spor medyası için simge bir isme dönüşen Burke, görevine devam etmekte.

Cezasız kalmayan başarı

Vera Čáslavská

Vera Čáslavská

Artistik jimnastik denince akla ilk Nadia Comaneci gelir. Vera Caslavska da onun kadar başarılı ve politik duruşu yüzünden çok farklı mücadeleler vermek zorunda kalmış bir sporcu. Yedisi olimpiyat altını olmak üzere uluslararası turnuvalarda toplam 22 madalya kazanan Çek sporcu, gelmiş geçmiş en başarılı artistik jimnastikçiler arasında yer almakta.. Simone Biles ile birlikte tarihte iki olimpiyatta üst üste altın alabilen iki kadın jimnastikçiden biri. Onu özel kılan bunca yeteneğinin yanında ülkesi Çekoslavakya’da da olanlara duyarlıydı. Sovyetlerin ülkesini işgal etmesinden birkaç ay önce "2000 Kelimelik Manifesto”yu imzaladı. Bu da onu işgal sırasında hedef haline getirdi. Olimpiyatlara iki ay kala dağlara kaçmak zorunda kaldı ve antrenmanlarını ormanda ağaçlardan sallanarak yaptı. Hükümetin izin vermesiyle Mexico City 1968 Olimpiyatları’na gidebildi. Madalya seremonisi sırasında Sovyet marşı çalarken bayrağa bakmak yerine kafasını çevirip yere bakarak ülkesindeki işgali protesto etti. Bu “sessiz protestosu”su cezasız kalmadı. Ülkeye dönüşünde zorla emekli edildi, kariyeri bitirildi. Sporla ilgili hiçbir işte çalışmasına, seyahat etmesine izin verilmedi, normal bir hayat sürmesi engellendi. 1989 yılında komünizmin düşmesinin ardından, "Çek Olimpik Komitesi"ne başkanlık yaptı. IOC üyesi oldu. Zorluklarla dolu yaşamı boyunca verdiği mücadeleler aynı sportif başarıları gibi hafızalarda yer etti.

Hazırlayan: Betül USTA