Eurosport

"Kaybedenler"i kutluyoruz

"Kaybedenler"i kutluyoruz

12/04/2019 @ 11:59Güncellendi 12/04/2019 @ 14:00

Netflix'in geçtiğimiz haftalarda yayımladığı belgeseli "Losers", yani "Kaybedenler" spor severlerin geneli tarafından oldukça beğenildi. Eurosport Türkiye spikeri Yücel Tuğan'dan bu belgesel hakkında bir değerlendirme...

“Bir toplum sadece zaferleri konuşmakla yetinmemeli. Her zaman, yenilgiden zafere göre daha çok şey öğrendiğimizi söyleriz. Yani yenilgiden daha çok şey öğreniyorsak, kaybedenlere de daha çok önem vermeliyiz.”

Netflix’in Kaybedenler belgesel serisinden alıntıladığım bu cümleler, projenin amacını ifşa ediyor. Sekiz farklı spordan sekiz farklı kişiyi izlediğimiz Kaybedenler’de, adı üstünde bir şekilde başarısızlık yaşamış bu insanların hikayesine odaklanıyoruz. Özellikle kazananların hikayelerine geniş yer verilen bu dönemde, kaybedenlerden örnek alacağımız belki de daha çok şey var.

Bir sporda yoğun duygularla yöneldiğimiz bir hedef bulunur. Hedefe ulaşmanın yarattığı ya da bir şekilde ulaşamamanın ortaya çıkardığı duygularsa birbirinden farklılaşır. Kazanmak en basitinden bir rahatlama, bir tamamlanmışlık hissiyle taçlanırken kaybettiğimizde kendi kendimizle, aklımızla çözmek durumunda kaldığımız bir boşlukla, sorunlarla baş başayız. "Yenilgiden daha çok şey öğrenmek" sürekli bir muhakeme içinde o boşluğu doldurma tutkusunun tetiklemesinden gelir.

Kaybeden için, sorguladığı şey bir manada kendi hayatı olur. Belgeselde de, bu hayati noktada, tutku içerisinde arzuların ve duyguların fışkırdığı durumlara tanıklık ediyoruz. Zorba babasının şiddetiyle nefret ettiği boksta dünya şampiyonluğuna giden Michael Bentt’in trajik hikayesini; teninin rengi dolayısıyla istediği başarıya ulaşamayan buz patencisi Surya Bonally’nin mücadelesini; ölümün sınırlarına gelse de, ailesini yıkmak pahasına koşma tutkusundan vazgeçmeyen Mauro Prosperi’nin bencilliğini; NBA oyuncusu olabilecekken, uyumsuzluğu, siniri ve disiplinsizliğiyle parkta basketbol oynamayı tercih eden Jack Ryan’ın inadını izliyoruz. Bu saydığım bölümler sadece bazıları. Belgeselde sporun ve rekabetin yanında, kişinin kendisinin ve ailesinin yarattığı hasarla mücadelesi iç içe geçiyor.

Losers belgeseli

Yaklaşık otuz dakikalık bu bölümlerde olayların kahramanı ve tanıklarıyla röportajlar, arşiv görüntüleri ve filme espri katan animasyonlarla bütünlük sağlanıyor. Yönetmen Mickey Duzyj; kazananların dünyasında kaybedenlerin hikayelerini, dramatik tarafları pas geçmeden ve eğlenceli bir şekilde işleyip, aslında insani yönden başarıya ulaşan bir yapıyı ortaya döküyor. Yani ismi Kaybedenler olan bir belgesel her ne kadar kaybetmeyi işlese de sonunda, başta bahsettiğimiz alınan derslere, bunun yarattığı insani farkındalığa işaret ediyor.

Kendini gerçekleştirmek kupalar kazanmakla orantılı değil. Karşılaştığınız zorluklarla nasıl baş ettiğiniz, bu durumların ortasında kendinizi nasıl var edebildiğinizle alakalı. Kaybedenler’de de bunu başarabilmiş, o kırılma anlarının ardından hayatında ‘kazanmış’ karakterlere tanıklık ediyoruz. Bitirirken her bölümü sevmeme karşın, favori bölümlerimin Michael Bentt ve Mauro Prosperi’nin bıçak sırtı hikayeleri olduğunu yazmadan geçemeyeceğim. Kaybedip hayatta kaldıkları ve tutkularını sürdürdükleri için.