Eurosport

Arda Coşkun’la spor psikolojisi üzerine

Arda Coşkun’la spor psikolojisi üzerine

09/07/2019 @ 15:35Güncellendi 09/07/2019 @ 15:56

Spor psikolojisi son yıllarda önemi gittikçe artan, daha doğrusu önemi fark edilen bir alan. Amatöründen profesyoneline birçok sporcu ve spor takımı, performanslarını en üst seviyeye çıkarmak için spor psikologlarıyla birlikte çalışıyorlar. Türkiye’de bu alanın öncülerinden olan spor psikoloğu Arda Coşkun, Hasan Al’ın bu konuya dair sorularını yanıtladı.

Arda Coşkun kimdir?

Altyapı seviyesinde basketbol oyunculuğu yapan Arda Coşkun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. İngiltere’deki Roehampton Üniversitesi’nde spor psikolojisi, Marmara Üniversitesi’nde ise spor yöneticiliği üzerine uzmanlık yaptı. Yaklaşık on yıldır, alanda uygulamalı olarak spor psikologluğu yapıyor. Son yıllarda akademik olarak da kariyerine devam eden Coşkun, bazı üniversitelerde spor psikolojisi üzerine dersler veriyor.

Öncelikle spor psikolojisinin tanımını bir spor psikoloğundan almak isteriz. Nedir spor psikolojisi, spor psikoloğu kime denir, ne iş yapıyorsunuz?

Aslında benim yaptığım iş spor psikolojisinin alt dallarından birkaçı. Bizim kültürümüzde psikolog deyince bir sorun olduğu var sayılıyor. Bir hata, bir sorun ya da bir patoloji olduğu düşünülüyor. Ancak önüne "spor" geldiğinde ve spor psikolojisi dendiğinde, bunun bazı alt ayakları oluyor. Bunlardan biri klinik spor psikolojisi. Sporcular arasında da psikolojik sorunlar yaşayan bireyler oluyor ve onları hayatlarını idame ettirecek seviyeye getirmek işlerimizden biri. Fakat benim çalıştığım alan bu değil. Benim çalıştığım alan, ağırlıklı olarak performans alanı. Ben sadece sporcularla çalışıyorum. Sporcu derken yelpaze çok geniş. Yelpazenin bir tarafında elit sporcular var, olimpiyat oyunlarına katılan ve milli takımlarda yer alan sporcular. Diğer tarafında ise spora yeni başlamış, sporun kazanımlarının kendi akademik hayatına ya da psikososyal gelişimine katkıda bulunmasını isteyen çocuklar ve ergenler var.

"Nedir bu performans?" dersek, cevaplamak için bütüncül bir yaklaşım edinmemiz gerekir. Şu anda yeni gelişen alanlar var. Sporcu beslenmesi artık önemli, kondisyonerler artık sporcuların hayatında önemli yer tutuyor. Hatta bunlara ek olarak “personal trainer”lar var. Bunların dışında teknik ve taktik çalışmalar yaptıkları ayrı ayrı antrenörler var. Biz de spor psikologları olarak bu takımın bir parçasıyız.

Bize göre sporcunun performansında dört tane ana etmen var: Teknik, taktik, fiziksel ve mental güç. Bu dört ayaktan biri eksik olduğu zaman sıkıntılar baş gösteriyor, sporcu optimum performansına çıkamıyor. O yüzden biz mental alanı desteklemeye çalışıyoruz. Ben de bu çerçeve içerisinde bireysel sporculara danışmanlık veriyorum. Onun dışında ekip olarak takımlarla çalışmalar yapıyoruz. Basketbol, voleybol, futbol takımlarıyla dönem dönem anlaşmalar yapıp hem altyapı hem A takım düzeyinde sporculara, antrenörlere ve ailelere eğitimler veriyoruz.

Arda Coşkun

Spor psikoloğunun varlığından, yaptıklarından ortalama bir spor izleyicisi haberdar mı?

Pek sanmıyorum. Çünkü işimiz gereği sporcularla, antrenörlerle, yöneticilerle veya velilerle çok fazla haşır neşir olduğumuz için görüyorum ki ya bilgi sınırlı oluyor ya da bilgi ön yargılar içerisinde hapsolmuş olabiliyor. Artık çok rastlamıyoruz ama bundan dört beş sene önce Hocam bizim takımda sorunlu biri var, deli bu. Al bunu bir ilgilen bununla.” ya da Bir kriz anı var, müdahale et” gibi taleplerle karşılaşabiliyorduk. Tabii ki kriz anlarında hem antrenöre hem sporcuya destek vermek işimizin bir parçası, ama tamamı değil.

Spor psikologları normal dönemler de de sporcuyu daha iyi hâle getirmeye çalışıyor. Eğitimlerde bunu "Normal insanı süper insan yapmaya çalışıyoruz." diyerek esprili bir dille anlatıyorum. Çünkü ister futbol gibi çok popüler bir spor olsun ister körling gibi daha az bilinen bir spor olsun, sporcular bireysel olarak çok büyük baskılar altında kalabiliyor. Beklentiler oluyor, odaklanmakta ve motive olmakta zorlanıyorlar. Performans sporu yapan kişilerin diğer insanlara göre farklı ihtiyaçları var. O yüzden kendi mizaçları ve potansiyellerinden ödün vermeden onları en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyoruz. Bir nevi onlara müsabakaya çıkmadan önce ve antrenman sürecinde silahlar veriyoruz.

Son birkaç yılda spor psikolojisinin gelişmekte olan, yeni bir alan olduğunu duyuyoruz. Türkiye’de durum hâlâ böyle mi yoksa bu alanın o kadar da gelişme aşamasında olan bir alan olmadığını söyleyebilir miyiz?

Türkiye’de hâlâ gelişim aşamasındayız. Bu alanın menşei, psikolojinin çoğu alt alanında olduğu gibi Amerika Birleşik Devletleri. İlk araştırmalar 1890’lardan başlıyor, o yüzden biz 100 sene geriden geliyoruz. Ama hızlanıyoruz, çünkü kaynaklara ulaşımımız çok kolay.

İlk önce akademik alanda yapılması gereken şeyler var. Şu anda spor psikoloğunun herhangi bir tanımı yok, tıpkı klinik psikoloji gibi. Herhangi bir yasal çerçevesi ve meslek yasası yok.

Ülkemizde spor psikolojisi alanında, benim de içinde olduğum akademik çalışmalar hız kazanıyor. Yakın bir zamandan itibaren "spor psikoloğu kimdir, nedir, kaç kişidir, Türkiye’de kaç spor psikoloğu var" gibi sorularla uğraşmayacağız. İnsanlar bu alanda bir boşluk olduğu için bir kitap okuyup bir kursa gidip kendisine unvan verebiliyor.

Toparlayacak olursam soruya şöyle bir cevap verebilirim: Gelişmekte olan bir alanı çok daha ileriye götüreceğiz. Her adımda biraz daha dünyaya yaklaşmaya başlıyoruz.

Ülkemizde spor psikologları ve antrenörlerin birlikte çalışması açısından bir uyumdan bahsedebilir miyiz yoksa bir çatışma söz konusu mu?

İdeal olarak bir birliktelikten söz etmek gerekir. Çünkü bu işi bir takım gibi düşünebiliriz. Antrenör, spor psikoloğu, doktor, fizyoterapist, beslenme uzmanı…Hep beraber çalışmak en iyisi. Bu bazen istenilen seviyede oluyor bazen olmuyor.

Sporcunun içinden çıkamadığı psikolojik bir durumun fiziksel yansıması ve beslenme düzeyinde yansıması olabiliyor. Bütün bunlar neticesinde en büyük sonuç sahada görülüyor. Sporcunun ya sakatlığı geçmiyor ya da sporcu kilosunu veremiyor veya formuna tekrar geri dönemiyor. Bu problemi çözmek için ekip olarak çok çalışmamız gerekiyor.

Arda Coşkun

Peki Türkiye’de elit seviyede, futbolda ve basketbolda birinci lig ya da süper lig seviyesindeki kulüpler için spor psikoloğu çalıştırmak zorunlu mu?

Zorunlu değil. Futbolda altyapılar için bir zorunluluk var. Türkiye Futbol Federasyonu yazılı bir metinle, kulüpler için altyapıda spor psikoloğu çalıştırmayı zorunlu hâle getirdi.

Bu zorunluluk sadece futbol için mi?

Benim bildiğim kadarıyla bunlar federasyonların sorumluluğunda olan konular. Daha üst bir merciden, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın böyle bir çalışma yaptığını bilmiyorum. O yüzden federasyonlar kendi içlerinde bir düzenlemeye gidebiliyorlar, Futbol Federasyonu gibi. Basketbol federasyonunda böyle bir zorunluluk yok, voleybolda da yok.

Türkiye olarak takım sporlarında da çok başarılı değiliz ama bireysel sporlarda, özellikle tenis gibi psikolojik faktörlerin öne çıktığı branşlarda daha da gerideyiz. Yurtdışı ile sportif eğitim olarak şüphesiz bir fark var. Ama psikolojik eğitim konusunda bir fark olması da bu başarı farkını arttırıyor mu? Psikolojik eğitimde daha iyiler diyebilir miyiz?

Bizi biz yapan üç tane parça var. Birincisi mizacımız, ikincisi etrafımızı sarmalayan sosyal çevre, üçüncüsü ise kültür. Bu üçü birleşince birey ortaya çıkıyor. Sporcuyu bu çerçevenin dışına çıkartamıyorsunuz. Spor kültürü dediğimiz, zaman zaman insanların konuştuğu ama yeterince gündeme gelmeyen bir realite var. Bizim ülkemizde skor daha önemli, sonuç odaklıyız.

Bunlar sadece üst tarafta gördüğümüz ve her gün televizyonda açıklama yapan insanlar için geçerli değil. Altyapıda 8-9 yaşındaki bir çocuk için de geçerli çünkü o çocuk da aynı atmosferde büyüyor. Sürekli olarak belirli bir kaygı ile büyüyor bizim çocuklarımız ve sporcu çocuklar bu kaygıyı daha fazla yaşıyorlar. Neden? Çünkü bir yandan eğitim hayatlarına devam ediyorlar. Avrupa’da ve dünyada da böyle. Zor bir şey, yadsımıyorum bunu ama yurtdışında en azından sporla okulu birleştirebilen alternatif sistemler var. Bizde bir kere o yok. Onun dışında ailelerin gelecekle ilgili kaygıları var, sporla okulun bir arada gitmeyeceği düşünülüyor. Bilim, bize durumun hiç de böyle olmadığını söylüyor. Akademik başarısı yüksek olan çocukların sportif başarısı da yüksek oluyor, sportif başarısı yüksek olanların akademik başarısı da yüksek oluyor. Çünkü spordan öğrendiği şeyleri akademik hayata yansıtabiliyor, akademik hayattan öğrendiklerini de spora yansıtabiliyor.

Bizim sportif sistemimiz ne kadar doğru, tartışılır. Bu alanda büyük sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. Bizim çocuklarımız psikolojik faktörlerle eğitim almadan ilerliyorlar.

Beraber çalıştığım, belirli bir seviyeye gelmiş ancak potansiyeline ulaşamamış ancak durumu kabullenmiş sporcular var. 30 yaşına kadar hiçbir mental destek almamışlar ya da spor psikoloğu ile çalışmamışlar. Fakat örneğin Hollandalı biri 6-7 yaşından itibaren spor kulüplerinde spor psikologları ile çalışıyor. Hep Ajax diyoruz, altyapılarından bahsediyoruz. Başarıları asla tesadüfi değil. Spor psikolojisi departmanları var. Bir kişi de değil, her takımla çalışan, o yaş grubuyla uzmanlaşmış insanlar o departmanda çalışıyor. O yüzden bizim sporcularımız 2-0, 3-0 geride başlıyor mücadeleye. Bu sebeple kendi sporcularımızı takdir etmemiz lazım çünkü rakiplerine göre geriden gelip iyi işler yapıyorlar.

Türkiye’de bireysel sporlarda en üst seviyeye çıkmada bir zorluk görüyoruz, özellikle teniste. Marsel İlhan, Çağla Büyükakçay gibi profesyonel seviyede başarılı olan örnekler var ama sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor. Teniste, bireysel spor olması itibariyle, psikolojik etmenler ve psikolojik dayanıklılık öne mi çıkıyor?

Bu konuda farklı görüşler mevcut. Bireysel sporların takım sporlarına göre bazı ekstra zorlukları ve avantajları var. Tenis, mental oyunun en ağırlıklı olduğu spor branşlarından biri. Çünkü satranç gibi sürekli değişen koşullar var. Rakibinizle oynuyorsunuz ama çoğunlukla bizim oyuncularımız kendisiyle de savaşarak oyuna devam ediyor. Bu durumu maç içinde aşamıyorlar. Setler gidiyor, maç bitiyor, ondan sonra kenara geldiklerinde -birkaç tane böyle deneyimiz oldu- “Ben hiçbir şey hatırlamıyorum, ne yaptım kortun içinde?” diyen çok sporcu oluyor. Bizden danışmanlık almak isteyenlerin çoğu bireysel sporcular, yani bu sporcular durumun farkındalar.

Marsel İlhan - Wimbledon

Yine tenis hakkında bir soru sormak istiyorum. Son yıllarda "Büyük Üçlü"nün tenisi domine ettiğini görüyoruz. Geçtiğimiz hafta Alexander Zverev, Stefanos Tsitsipas ve Naomi Osaka gibi genç tenisçiler Wimbledon’a ilk turda veda etti. Artık genç sporcular çok erken yaşta zengin oluyor, ulaşabilecekleri birçok şeye ulaşıyorlar. Bu bir doygunluk mu oluşturuyor yoksa başarılarını istikrarlı şekilde sürdürememelerinde "Ben asla onlar gibi olamayacağım." gibi bir düşünce mi etkili?

Psikolojinin her dalında bireysellikten bahsederiz. Herkes biriciktir, o yüzden bu soruya genel bir cevap vermek çok zor. Ama birden fazla sporcuda kişide görülen belli ortak sorunlar var. Sporcular, belli bir aşamayı geçmeyi başarırlarsa yaşıtlarına göre çok büyük paralar kazanıyorlar ve sporcu buna hazır değilse bu durumun söndürdüğü birçok kariyer var. O yüzden kültürel gelişim, psikososyal gelişim ve değerler gelişiminin altını çizmek lazım. Bunlar olmayınca o kritik anlardaki eşikleri atladıktan sonra çoğu sporcu bocalıyor.

Roger Federer, Novak Djokovovic ve Rafael Nadal’ın -belki Djokovic’in son dönemde sinirine hâkim olmakta zorlandığı yerler var ama- psikolojik olarak, mental olarak çok güçlü oyuncular olduklarını görebiliyorsunuz. Ama bu başarılarındaki tek neden değil.

Bazı genç tenis oyuncuları mental anlamda çok güçlü olup fiziksel ya da teknik anlamda eksikliklere sahip olabilir. Spor psikolojisinin en zor taraflarından biri de bu aslında. Sporun psikolojik yanını bu etkenleri asla kabul etmeyen bir insana anlatmak zor ancak her başarı ya da başarısızlığı tamamen psikolojik etkenlere bağlayan bir insana anlatmak da zor. Çünkü öyle bir durumda sizin bir sihirli değneğiniz var ve bu değnekle sporcuyu psikolojik olarak güçlü hâle getirirseniz o sporcu her şeyi başarabilir algısı oluşuyor. Bu iki ucu dengelemek zor.

Roger Federer ve Rafael Nadal

Toplumumuzda psikolojik destek almak saklanması gereken bir şey ya da bir zaaf olarak görülüyor. Spor camiasının bu duruma bakışı topluma göre daha olumlu ve gittikçe de daha iyi hale geliyor diyebilir miyiz?

Diyebiliriz. Sporcular belli yetenekler ve beceriler geliştirdikleri taktirde daha iyi olabileceklerini biliyorlarsa psikolojik destek aldıklarını daha çok insanla paylaşıyorlar. Türkiye’de ilk çalışmaya başladığımda sporcular daha çekinerek buraya gelirlerdi. Şimdi artık gayet rahatlar. Mesela benimle “spor psikoloğum” diye fotoğraf paylaşabiliyorlar. Bu artık pozitif bir olaya döndü.

Çalıştığınız spor kulüplerinden bahsedebilir misiniz?

Benim ilk profesyonel işim Tenis Eskrim Dağcılık ile oldu. Sonrasında birçok branştan milli takımlarla ve kulüplerle çalıştım. Şota Arveladze zamanında Kasımpaşa A takımıyla bir çalışma yapmıştım. Ki o Türkiye’de en uzun süreli spor psikoloğu çalıştırma dönemidir. Orada üç sene boyunca A takımla çalıştım. Aynı zamanda ekip olarak altyapıda akademi kurulmasına destek olduk. Şu anda da devam etmek üzere Fenerbahçe Doğuş Yelken Takımı ile çalışıyoruz.

Son üç yıldır ekip olarak Anadolu Efes altyapısına destek oluyoruz. Anadolu Efes bence Türkiye’de böyle bir değişime en açık kulüplerden biri. Radikal bir karar alarak bunu yaptılar. Bunun neticesinde hem altyapılarda başarılı oluyorlar hem de A takıma çıkan oyuncu sayısı artıyor. Son iki senedir altı yedi sporcuyu A takıma çıkardılar. Tabii ki söz konusu oyuncular hemen sorumluluk almıyorlar ama o yapı içerisinde göz önünde bulunduruluyorlar. Özellikle Ergin (Ataman) Hoca çok önem veriyor bu sporculara. Bu çocukların zaten yetenekle ilgili bir sıkıntısı yok. Bir Türkiye Ligi ya da Euroleague maçına çıktığında, oyuncunun o seviyeye hazır olabilmesi bizim amaçlarımızdan birisi.

Peki bu kulüpler ya da sporcularla çalışırken ne tarz yöntemler uyguluyorsunuz?

Her kulübün kendine has bir kültürü var, o yüzden bizim kopyala-yapıştır bir sistemimiz yok. Temel çerçevemiz tabii ki var. Bu çerçevenin içinde sporculara grup eğitimleri, antrenör eğitimleri, aile eğitimleri ve bireysel danışmanlık var. Biz kulüplere gittiğimizde, eğer zamanları varsa, önce gözlem yapacak bir zaman istiyoruz. İki üç hafta hiçbir şey yapmadan sadece gözlem yapıyoruz. Orada ne oluyor, iletişim tarzları ne, roller ne, tesisin durumu nasıl… Bunları gözlemliyoruz. Çünkü bütün bunlar sporcunun psikolojisini etkiliyor. Bu sürenin sonunda biz bir rapor hazırlıyoruz ve kulübe sunuyoruz. Sonrasında kulüple fikir alışverişinde bulunarak çalışma sistemini oluşturuyoruz. Önceliklerimiz zaman zaman değişiyor ama ideal olarak önerdiğimiz şeylerde bütüncül bir yaklaşım var. Sporcu, antrenör ve aile eğitiminin yer aldığı bütüncül bir çalışma yapıyoruz. Bunların yanı sıra mümkünse kulüp doktoru, fizyoterapisti ya da beslenme uzmanıyla eş zamanlı bir çalışma yürütmeye çabalıyoruz.