Eurosport

Uçan ev hanımı: Fanny Blankers-Koen

Uçan ev hanımı: Fanny Blankers-Koen

11/09/2019 @ 16:12Güncellendi 11/09/2019 @ 16:20

1948 Londra Olimpiyatları’nın yıldızı “Uçan ev hanımı” lakaplı, Hollandalı kısa mesafe koşucusu Fanny Blankers-Koen’in hikâyesini Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı kaleme aldı.

1948 yazında, Londra’da büyük bir heyecan vardı. Dünyayı harap eden savaş sona ermiş ve uzun süredir bir kuytuda saklanan olimpiyat ateşi nihayet yüzünü göstermişti. Sporcular, müsabakaları heyecanla bekliyorlardı. Aralarında favori gösterilenler de vardı, basın ve seyirciler tarafından hor görülenler de… Öyle ki; bir medya mensubu, Hollandalı bir kadın atlet hakkındaki görüşlerini pervasız bir şekilde açıklıyordu:

Koşmak için oldukça yaşlı. Evine dönüp, çocuklarıyla ilgilenmeli!”

Fanny Blankers-Koen

Bahsi geçen atlet, 30 yaşındaydı ve iki de çocuk sahibiydi. Spor için en güzel yaşları, dünyanın gördüğü en büyük savaşa denk gelmiş ancak o, azminden hiçbir şey kaybetmemişti. Londra’ya geldiğinde kendisi hakkında az önceki yorumu yapan gazeteciyle karşılaştı. Aralarında biraz mesafe vardı fakat gözlerini onun üzerinde sabitledi. Onun da kendisini gördüğünden emin olunca işaret parmağını bir mızrak gibi ona doğrulttu ve seslendi:

“Sana göstereceğim!”

Fanny Blankers-Koen, 1948 Londra Olimpiyatları’nda sadece o gazeteciye değil, tüm dünyaya kim olduğunu gösterdi.

Genlerinde var

Ailede spora yatkın birileri varsa, ardından gelen nesiller de kaslarını çalıştırmaya meraklı oluyorlar. Daha hızlı koşmanın, daha güçlü olmanın ve daha yükseğe ulaşmanın cazibesine kapılıyorlar. Fanny’nin kaderi de spora yatkın bir aile ferdinin etkisiyle çizilmişti.

Fanny’nin babası Arnoldus, pek “olimpik” bir isme sahip olmasının yanı sıra zamanında gülle ve disk fırlatmışlığı da bulunan sporcu bir şahsiyetti. Çocuklarını ufak yaşlardan itibaren sporla iç içe yetiştirdi. Altı çocuğunun içinde tek kız evladı olan Fanny ise doğal yeteneğiyle ön plana çıkıyordu.

Fanny; tenis, yüzme, jimnastik, artistik patinaj, eskrim gibi sporları sırasıyla elden geçirdikten sonra saadeti koşmakta buldu. Çok kısa bir sürede az ve büyük işler başardı. 17 yaşında henüz üçüncü resmi yarışının sonunda ulusal rekoru kırıvermişti bile. Daha da önemlisi, çabucak Hollanda Milli Atletizm Takımı’na dahil olmuş ve 1936 Berlin Olimpiyatları’na gitme şansı yakalamıştı.

Fanny, Berlin’de, 4x100 bayrak yarışında ve yine pek başarılı olduğu yüksek atlama branşlarında yarışacaktı. Fakat kötü bir haber vardı. İki yarışma da aynı gün gerçekleşecekti. Hem tecrübe eksikliği hem de iki farklı branşa aynı anda konsantre olmanın zorluğu onu bir hayli zorladı. İki yarışmada da podyuma çıkmayı başaramadı. Ama yine de büyük kazanım elde etmişti, Berlin Olimpiyatları’nın yıldızı Jesse Owens’ın imzasını…

Diğer taraftan, bir sonraki olimpiyat için de büyük umutlar taşıyordu. Azimle çalışıyor ve madalyanın hayalini kuruyordu. Eğer yeterince çalışırsa kazanmasını kimse engelleyemezdi.

Savaş hariç…

Daha hızlı, en hızlı

Fanny’nin yirmili yaşları dünyanın tarihinin en karanlık dönemlerinden birine denk geldi. Olimpiyat madalyası hayalleri artık çok uzaktaydı. Dahası; bu esnada evlenmiş, bir de çocuk sahibi olmuştu. Medya, Fanny’nin kariyerinin bittiğine hükmetmişti bile. Evli bir kadının spora devam etmesi görülmüş şey değildi. Medya kendi kendine çalıp oynarken eşi ve antrenörü olan Jan ile Fanny’nin farklı düşünceleri vardı. Fanny, çocuğunun doğumundan kısa bir süre sonra antrenmanlarına başlamıştı. Hollanda, Nazi işgali altındaydı ancak ulusal müsabakalar bir yandan yapılmaya devam ediyordu. Fanny de yarışmaya devam etti. Başarılar kazanıyordu, rekorlar kırıyordu ancak hâlâ ön yargıları kıramıyordu. Onun savaş bittikten üç , son olimpiyattan 12 yıl sonra Londra’da yapacakları ise bazı sabit fikirleri alt üst edecekti.

Fanny Blankers-Koen

Olimpiyatlarda bir atlet sadece üç bireysel kategoride yarışabiliyordu. Bu sebeple, Fanny rekortmen olduğu uzun atlama ve yüksek atlama branşlarına katılamadı. Bunun yerine bireysel kategoride 100 metre, 200 metre ve 80 metre engelli yarışlarında boy gösterecekti. Ek olarak, takım müsabakalarında 4x100 metre bayrak yarışında da pistte olacaktı.

“Onun yaşında bir kadın evde oturup, çocuklarına bakmalı!”

Fanny, envaiçeşit rekoru elinde tutup olimpiyat madalyasına gözünü dikmişken, hadsiz ağızlardan bu sözler dökülüyordu. Ancak Fanny hazırdı. Madalya için, kazanmak için ve herkese kim olduğunu göstermek için…

Britanya başbakanı Clement Attlee, olimpiyatların açılış konuşmasında hava durumunun iyi olacağı, iyi yarışmaların gerçekleşeceği ve rekorların kırıldığı bir olimpiyat dilemişti. Dileğinin bir kısmı yetkili mercilerce uygun bulunmamış olacak ki, atletizm yarışmalarının büyük bölümü yağmur altında ve rüzgâr etkisinde gerçekleşti.

Fanny Blankers Koen

Diğer taraftan, pistte başka bir rüzgâr daha vardı. Fanny, çıktığı her yarışta rakiplerinin önündeydi. Kimi zaman büyük farklar kimi zaman santimler belirledi onun zaferlerini. Ancak o, tam dört kez ellerini zafer için havaya kaldıracaktı. Namı diğer “Uçan ev hanımı”, Londra’yı gösterdiği performansla kasıp kavurmuştu. Ön yargıların çatırdayışı Londra semalarında yankılanıyordu. Yarışmalardan evvel onun için yükselen çatlak sesler ise bu yankıların içinde boğularak kayboluyordu.

Fanny Blankers-Koen

Kariyeri sona erdikten sonra Hollanda atletizm takımında görevlendirildi. Uzun yıllar bu görevi sürdürdü. 1972 yılında Münih Olimpiyatları’ndaki bir davette, idolü olan Jesse Owens’la karşılaştı. Yanına gidip, utangaç bir şekilde seslendi:

İmzanızı hala saklıyorum. Ben, Fanny Blankers-Koen.”

Jesse Owens ise ona şöyle yanıt verdi:

"Bana kim olduğunu söylemene gerek yok. Senin hakkında her şeyi biliyorum.”

Fanny Blankers-Koen… Onun hiç kimseye kendini tanıtmasına gerek yoktu. O; bir ev hanımıydı, bir anneydi ve bir olimpiyat şampiyonuydu…