Eurosport

Tarzan olimpiyatlarda - Johnny Weissmuller

Tarzan olimpiyatlarda - Johnny Weissmuller

09/10/2019 @ 14:10

1924 Paris ve 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda toplam beş altın bir de bronz madalya kazanan bir yüzücü… Johnny Weissmuller ya da namı diğer Tarzan’ın olimpiyat macerasını Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı kaleme aldı.

Ocak 1905’te Hollanda’nın Rotterdam limanından ayrılan S.S. Rotterdam gemisi ABD’ye doğru seyir hâlindeydi. Yüzlerce aile, bir umudun peşinden yeni kıtaya sürükleniyordu. O dönem, Avusturya-Macaristan’a bağlı olan Banat bölgesinden gelen genç bir kadın da eşi ve minik bebeğiyle onların arasındaydı. Annesine yazdığı mektupta hislerini şöyle aktarıyordu:

“Orada neler olacağını bilmiyorum anne. Benim için bir şey değişmeyecek sanırım. Aynı evdeki gibi, Petrus ve Jonas’la meşgul olacağım. Belki bir yerlerde çalışırım. Petrus, bir süre Chicago’da yaşamaktan bahsediyor. Orada kuzenleri varmış. Umarım orada her şey Petrus için güzel olur. Ve umarım Jonas, babasını ve beni gururlandıracak bir hayata sahip olur.”

Elisabeth Weissmuller’in bu temennisinin bir ölçüde karşılık bulduğu söylenebilir. Ne de olsa oğlu Jonas ya da sonradan ABD’ye uyarlanan ismiyle Johnny, olimpiyatlarda madalyalar kazanacak ve yüzme sporunun ilk süper yıldızı olarak ünlenecekti. Hatta ünü daha sonra havuzlardan taşacak ve bu kez Tarzan ismiyle tüm dünyaya yayılacaktı.

“Kronometre yalan söylemez!”

“Yüzmeden önce hiçbir şey yoktu… Sadece hayatta kalıyordum.”

Johnny, annesi onu ilk kez Michigan Gölü’ne yüzmeye götürdüğünde hayattaki tutkusunu bulduğunu anlamıştı. “Eve dönmek gibiydi” diyecekti yıllar sonra kendi oğluna o anı anlatırken. Alkolik ve dayakçı bir babanın oğlu olan Johnny’nin çocukluk yıllarının çok da keyifli geçmediği söylenebilir. En azından yüzme sporuyla tanışana kadar...

Johnny Weissmuller

Johnny, 12 yaşına geldiğinde okulu bırakmış ve ailesinin geçimine yardım etmek için çalışmaya başlamıştı. Bir otelde belboy ve asansör görevlisi olarak çalışıyor, vakit buldukça da yüzme okuluna gidiyordu. Hatta o dönemlerde, YMCA’in yüzme takımında da kendine yer bulmuştu. Ancak hayatını değiştirecek adamla tanışması için biraz daha vaktin geçmesi gerekecekti.

Johnny’nin yüzme alanındaki arzuları onu Illinois Athletic Club’ın kapısına götürdü. O dönemler rekortmen yüzme takımıyla meşhur olan bu kulübe dahil olmak elbette kolay değildi. Johnny de içeriye sızmanın yolunu bir kulüp üyesinde bulacaktı. Yaklaşık bir ay boyunca, denemeye alınması ya da antrenörlerle tanıştırılabilmesi için söz konusu üyenin başının etini yiyen Johnny, en sonunda amacına ulaşmıştı. Ünlü antrenör “Big Bill” Bachrach, Johnny’nin karşısındaydı.

Kafasını suyun çok dışında tutuyordu. Bacaklarını çırpıyor ve çok fazla su sıçratıyordu. Bir köpeğin yüzmesine benziyordu. Hayatım boyunca daha kötü bir yüzme stili gördüğümü sanmıyorum. Ama yine de kronometre tuttum ve kronometre asla yalan söylemez! Çocuk, rekor bir zamanla bitirmişti. Hem de hiç zorlanmadan!”

Bachrach’ın Johnny hakkındaki ilk intibası bu şekildeydi. Elbette, bir cevher bulduğunun farkındaydı. Ancak bu cevheri doğru şekilde işlemesi gerekiyordu. Johnny 16 yaşındayken birlikte çalışmaya başlayan ikilinin hedefinde ise dört yıl sonra gerçekleşecek olan Paris Olimpiyatları vardı.

Johnny Weissmuller

Johnny, ilk yarışından itibaren zirvedeydi. Katıldığı tüm yarışları kazanıyordu. Henüz olimpiyatlara ulaşmadan dahi ABD’de yüzücülerin kralı” olarak nitelendirilmeye başlamıştı. Olimpiyat onun parlayacağı yer olacaktı. Fakat küçük (!) bir sorun vardı.

Amerikan Olimpik Yüzme Takımı, seçmeler için adayların ABD vatandaşı olduklarını kanıtlayan bir doğum belgesi ibraz etmelerini istiyordu. Ancak Johnny’nin böyle bir belgesi yoktu. Zira Johnny, ABD’de değil Doğu Avrupa’da doğmuştu ve dolayısıyla ABD için yarışması mümkün değildi. Bu noktada hemen bir çözüm bulundu. Johnny’nin kendinden bir yaş küçük kardeşi Peter, ABD topraklarında doğmuştu ve Windber, Pennsylvania’ya kayıtlı bir doğum belgesine sahipti. Doğum belgesinde yapılan ufak bir tahrifatla iki kardeş yer değiştirdi. Abi kardeş, kardeş ise abi oldu. İşte, Johnny Weissmuller fırtına gibi estiği Paris Olimpiyatları’nda ABD adına böyle yarışabildi.

Bir yıldız doğuyor

1924 Paris Olimpiyatları… Yeni yapılmış yüzme kompleksi tıklım tıklım doluydu. Çünkü o gün havuzda rekortmen yüzücülerin şovu olacaktı. 100 metre serbestte efsane yüzücü Havai kökenli Duke Kahanamoku ve kardeşi Sam; bir göçmen ailesinin çocuğu, yükselen yıldız Johnny Weissmuller’le ilk kez yarışacaktı. Üçü de ABD için yarışıyordu ancak sporcu olmanın doğal getirisi olarak rekabet hissi son derece ağır basıyordu. Herkes altın madalyayı kendi boynuna asmak istiyordu.

Johnny Weissmuller

Yarış başladı ve kulaç sesleri mekanik bir tekrarla yükselmeye başladı. Amerikalılar beklendiği gibi başı çekiyordu. Ancak en önde havuzların kralı süzülüyordu. Johnny, yarışı birinci olarak bitirdi. Duke ikinci, Sam ise üçüncü olmuştu. Johnny, devam eden müsabakalarda, 400 metre serbest ve 4x200 metre serbest olmak üzere iki altın madalya daha kazanacaktı. Hatta aynı olimpiyatlarda sutopu takımıyla bir de bronz madalya elde edecekti.

Johnny hiç kuşku yok ki, büyük bir mutluluk ve gurur yaşıyordu. Ancak antrenör Bachrach’ın kaybedecek vakti yoktu ve Johnny’yi de bu yönde motive ediyordu.

"Johnny, sen şu an çalışmalısın. 1924’ü unut, o artık tarih oldu. Şimdi 1928’i düşünmek zorundayız.”

Johnny, 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda da 100 metre serbest ve 4x200 metre serbest yarışlarında havuzdaydı. Yine rakiplerini alt etmeyi ve zirvede yer almayı başardı. Tıpkı yüzme kariyeri boyunca yaptığı gibi… O, katıldığı hiçbir resmi müsabakayı kaybetmedi.

Amsterdam Olimpiyatları’ndan bir yıl sonra yüzme kariyerini sona erdirdiğinde madalyaları ve rekorları olan bir yüzücüydü. Hayatına yön veren şeyi belki arkasında bırakıyordu ancak önünde çok daha renkli bir dünya vardı. Havuzların kralı artık ormanların kralı olacaktı.

Johnny Weissmuller

Johnny Weissmuller… Ellis Adası’na yanaşan S.S. Rotterdam gemisindeki bir bebek yolcuyken hayat onu olağandışı tecrübelere sürükledi. O, bilmeden ünlü gangster Al Capone’nin çocuğuna yüzme öğreten nazik bir genç adamdı. O, İkinci Dünya Savaşı sırasında doğduğu şehri ele geçiren Almanların kilise kayıtlarından tespit ettiği ve aranırken karşılarına sinema salonunda Tarzan” olarak çıkan bir asker kaçağıydı. O, devrim esnasında Küba’da golf oynayan ve sahayı basan devrimcileri meşhur çığlığıyla selamlayan meşhur Tarzan’dı...

Fakat hepsinin önünde, o yüzmeye tutkuyla bağlı bir sporcu ve bir olimpiyat şampiyonuydu. Böyle sıra dışı bir hayat da zaten sıra dışı bir şampiyona yakışırdı.