Eurosport

Onur kolu: Wladislaw Kozakiewicz

Onur kolu: Wladislaw Kozakiewicz

15/02/2020 @ 11:08

1980 Moskova Olimpiyatları’nda sırıkla yüksek atlama dalında altın madalyanın sahibi olan Polonyalı atlet Wladislaw Kozakiewicz’in hikâyesini, Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı yazdı.

1980 yazında Moskova… Olimpiyat Disiplin Komitesi bir telaş içinde. Tarihin gördüğü en politik olimpiyat oyunlarından biri yapılıyor Moskova’da. 66 ülkenin boykot kararı zaten olimpiyat havasını zedelemiş durumda. Şimdi ise Disiplin Komitesi acil olarak toplanmak zorunda. Bir iş nasıl başlarsa öyle devam ediyor. Olaylı başlayan olimpiyatlar da bu genellemeden ayrı düşmüyor.

Sovyetler oldukça sinirli, hakarete uğramış ve incinmiş hissediyorlar. Bu duruma sebep olan kişinin sert bir şekilde cezalandırılmasını talep ediyorlar. Uzun yıllar Olimpiyat Komitesi Başkanlığı yapacak olan Juan Antonio Samaranch ise buna yanaşmıyor. Disiplin Komitesi’nin toplantısı başladığında lafa kim nasıl girdi, bilmiyorum. Ancak, muhtemelen ağzından dökülen kelimeler aşağı yukarı şöyle bir şeydi:

“Sayın üyeler, konumuz Wladyslaw Kozakiewicz…”

Wladislaw Kozakiewicz

Göç

Wladyslaw, 1953 yılında -şimdi Litvanya’da yer alan, o zamanlar ise Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan- Salcininkai’de dünyaya geldi. Savaş sonrası dönemde, Wladyslaw’ın ailesi geleceklerini nerede kuracağını tam olarak belirleyememişti. Leh kökenli aile için ana vatana dönmekten başka bir çare görünmüyordu. Onlar da öyle yaptılar.

1958’de önce Polonya’nın Gryfice şehrindeki mülteci kampında buldular kendilerini. Ardından ise Wladyslaw’ın babasının bulduğu bir iş vesilesiyle soluğu Gdyna’da aldılar. Eskiden terzi olan baba, artık bir liman işçisi olarak çalışıyordu. Aile fertlerinin kaderi bundan sonra da değişmeye devam edecekti.

Wladislaw Kozakiewicz

Wladyslaw 14-15 yaşlarındayken, abisi Edward’ın heveslendirmesiyle sırıkla yüksek atlama sporuna ilgi göstermeye başladı. Bu sporda pek de zorlanmadığını fark eden Wladyslaw, hem keyif almaya başladı hem de antrenör Walenty Wejman’ın ilgisini çekmeyi başardı. Wejman’la çalışmak, Wladyslaw’ın yeteneklerini keskinleştirdi. Gelişimi ciddi ölçüde hızlanan sporcu, 1972’de Gençler kategorisinde açık ve salon müsabakalarında şampiyon olmayı başardı.

Bir yıl sonra ise profesyonel bir karar alması gerekti. Evet, iyi durumdaydı. Fakat çok daha iyi olmak, hatta en iyi olmak için bazı şeyleri değiştirmeliydi. Bu nedenle, antrenörü Wejman’la yollarını ayırmaya karar verdi. Wladyslaw’a göre, onu bir sonraki aşamaya taşıyacak olan kişi Ryszard Tomaszewski’ydi.

Bu değişiklik kısa sürede etkisini gösterdi ve Wladyslaw büyüklerde 5,35 metreyle Polonya rekorunu kırmayı başardı. Roma’daki Avrupa Şampiyonası’ndan da boynunda bir gümüş madalyayla döndü. Aradan geçen bir yılda ise bir Avrupa Salon Turnuvası üçüncülüğü elde etti. Ardından 5,60 metreyle Avrupa rekorunu kırdı. Artık başka şeylerin vakti gelmişti.

Bir şeyler eksik

İyi hoş, Wladyslaw atlıyor zıplıyor ama içten içe bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. O da bir olimpiyat madalyasıydı. Artık bunu başarabilecek formdaydı. 1976 Montreal Olimpiyatları’na çok iyi hazırlanmıştı. Ancak bazen yaptığınız onca hazırlık, verdiğiniz onca emek bir çırpıda yerle bir olabiliyordu. Wladyslaw da bunu acı bir tecrübeyle öğrenecekti.

Wladyslaw, ısınma atlayışları sırasında bacağından sakatlandı. Yarışmaya devam edip müsabakayı 5,25 metrelik derecesiyle 11. sırada tamamlayacaktı. Montreal’deki tatsız durumdan üç hafta sonra yarışmalara dönen Wladyslaw’ın bu kez de katıldığı müsabakalarda giydiği ayakkabılar nedeniyle başı belaya girecekti. Polonya Atletizm Federasyonu’nun sponsoru yerine kişisel sponsorunun tedarik ettiği ayakkabıları giyen Wladyslaw, federasyon tarafından altı ay müsabakalardan menedildi. Ne var ki, bu ceza tam olarak uygulanmadı. Böylelikle Wladyslaw, San Sebastian’da düzenlenen Avrupa Salon Şampiyonası’nda boy gösterme fırsatı yakaladı. İyi de oldu. Çünkü bu durum onun uluslararası düzeydeki ilk şampiyonluğunu elde etmesini sağladı. İvme yakalayan Wladyslaw, bir sonraki olimpiyatlara gelene kadar bir Avrupa Salon Şampiyonluğu ve iki de Universiade Şampiyonluğu kazanacaktı. Şimdi ise sıra olimpiyatlara gelmişti. Hedef, bu kez kendi bacağı yerine şeytanın bacağını kırmaktı.

Wladislaw Kozakiewicz

1980 Moskova Olimpiyatları’nın çok barışçıl ve sportmen bir ortamda geçtiğini iddia etmek biraz abartılı bir ifade olabilir. Zira, 66 ülkenin boykot ettiği oyunların üzerinde kara bulutların dolaştığını söylemek pek de yanlış olmaz. Hele bir de müsabakalar esnasında, ev sahibi ülke atletlerinin kayırıldığına dair hikâyelerin kol gezdiği, güvenlik önlemlerinin aşırıya kaçtığı ve seyircilerin de Sovyet olmayan atletlere hafif tabirle mesafeli yaklaştığı düşünülürse, organizasyonun bazı eksiklikler barındırdığı görülebiliyor.

“Olimpiyat köyüne ulaştığımızda şöyle bir etrafa baktım. Her taraf tel örgüyle kaplıydı ve askerler ortalıkta kol geziyordu. Havaalanındaymışız gibi herkesi kontrol ediyor ve arıyorlardı. Olimpiyat köyüne zaten sadece atletler girebiliyordu. ‘Bizi kimden koruyorlar?’, diye düşünmeden edemedim.”

30 Temmuz 1980 günü geldiğinde Wladyslaw, baskının getirdiği stresi kontrol etmekte zorlanıyordu. Rusların hile yaptıklarını ve kazanmasına izin vermeyeceklerini düşünüyordu. Hatta bir Sovyet uzun atlamacının üç kez hata yapmasına rağmen kendisine dördüncü bir hak verildiğini gözleriyle gördüğünü söylüyordu. Ona göre hakemler de bu işin içindeydi.

Wladyslaw piste çıktığında ise tamamen farklı bir boyuta geçti. Zihnini stresten sıyırdı ve sadece yarışmaya odaklandı. İlk hakkında 5,65 metrede başarılıydı. En büyük rakibi Konstantin Volkov aynı zamanda Sovyetlerin bu müsabakadaki umuduydu. O umudun önünde ise sadece Wladyslaw duruyordu.

Sovyet seyircilerin hoşnutsuz uğultuları eşliğinde tekrar piste çıkan Wladyslaw, barı 5,70’e çektirmişti. Eğer bu dereceye ulaşırsa müsabakayı kazanacağını düşünüyordu. Çünkü rakiplerinin o seviyede olmadığı kanaatindeydi. Wladyslaw koşmaya başladı, önünde aşması gereken bir yükseklik, yenmesi gereken bir rakip ve seyirci topluluğu vardı. Sırık onu göğe doğru yükselttiğinde seyirciler dikkatlerini tek bir vücuda sabitlemişti. O vücut önce barı aştı, sonra gökte süzülerek yere düştü. Wladyslaw başarmıştı. Artık şampiyon olacağından emindi. Ancak hiçbir şey burada bitmedi. Wladyslaw, yerden doğrulur doğrulmaz Sovyet seyircilere döndü ve pek de tasvip edilmeyecek bir kol hareketiyle onları “selamladı”.

Wladislaw Kozakiewicz

Peki bununla yetindi mi? Elbette hayır. Bir sonraki hakkında şampiyonluğunu pekiştirirken bu kez 5,75’i geçiyor ve aynı ritüeli tekrar ediyordu. Son hakkında ise 5,78’le dünya rekorunu kırıyordu. Lenin Stadyumu’nda o dönem büyük ekranlar olmadığı için seyircilerin büyük bir bölümü yaptığı hareketi görememişti. Belki de bu durum büyük bir infiali engellemişti. Ancak siz, siz olun; fotoğrafınızın çekilebileceğini düşündüğünüz yerlerde hareketlerinize dikkat edin.

Elbette, Wladyslaw’ın “ikonik” jestinin fotoğrafları kısa sürede yayıldı ve Sovyet yetkililer bu duruma pek bir alındı. Hele ki bir demir perde ülkesi olan Polonya’dan gelen bir atletin böyle bir hareket yapması onları bazı yaptırımlara yöneltti. Olimpiyat Disiplin Komitesi aracılığıyla Wladyslaw’ı oyunlardan diskalifiye ettirmek istediler. Meşakkatli bir sürecin ardından Juan Antonio Samaranch’ın da etkisiyle bu durum gerçekleşmedi. Ancak Wlasdyslaw, o dönem Sovyet etkisinde olan ülkesine döndüğünde spor yöneticileri tarafından pek hoş karşılanmayacak ve sonraki dönemlerde müsabakalara katılması zaman zaman türlü bahanelerle engellenecekti. Ama olsundu, en azından halk onu seviyordu. Dünyada “bras d’honneur (onur kolu)” olarak bilinen meşhur hareket artık ülkesinde “Kozakiewicz” olarak anılacaktı. Olimpiyat madalyasıyla karşılaştırılmaz ama bu da toplum hafızasına yerleşen bir başka başarıydı!

Wladyslaw Kozakiewicz, olimpiyat tarihinin en sıra dışı karakterlerinden biriydi. Bir göçle başlayan hayatı başka bir göçle devam etti. Ülkesinde kariyerine devam edemeyeceğini anladıktan sonra Almanya’ya göçtü. Bir süre Almanya için yarıştıktan sonra da kariyerini sona erdirdi. Şimdilerde hala Almanya’da yaşıyor ve ara sıra ülkesini ziyaret ediyor. Sokakta ona “Kozakiewicz!” diye seslenenleri ise gülerek koluyla “selamlıyor”.