Eurosport

Mükemmelden de öte: Mark Spitz

Mükemmelden de öte: Mark Spitz

Dün 17:27'de

1972 Münih Olimpiyatları’nın yedi altın madalyalı rekortmen yüzücüsü Mark Spitz’in hikâyesini Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı kaleme aldı.

5 Eylül 1972 sabahı dünya, Münih Olimpiyatları’ndaki rehine krizine uyandı. Saat 04:30’da “Kara Eylül” örgütüne bağlı Filistinli militanlar, İsrailli atletlerin kaldığı apartman dairesine baskın yapmıştı. Baskına karşı koymaya çalışan sporcu Yossef Romano ve antrenör Moshe Weinberg vurularak öldürülmüştü. İsrailli bir başka sporcu Shaul Ladany o sabahı şöyle hatırlıyor:

“Ben ordudayken topçu subayıydım. O nedenle uykum ağırdır. Hiçbir şey duymadım. Oda arkadaşım geldi ve beni uyandırdı. ‘Weinberg’i vurdular. O öldü.’ dedi. Weinberg’le 1968’deki olimpiyatlarda aynı odada kalmıştık. Çok şakacı biriydi. Ancak bu hiç de komik bir durum değildi.”

Mark Spitz

Ladany başka bir odada olduğu için kurtulmuştu. Ancak militanlar yedisi sporcu ikisi antrenör olmak üzere toplam dokuz İsrailliyi rehin almışlardı. Biraz zaman sonra militanlar yetkililere taleplerini ilettiler:

“İsrail hapishanelerindeki 234 tutuklu ve Kızıl Ordu Fraksiyonu (Baader- Meinhof) örgütünün liderleri olan Andreas Baader ve Ulrike Meinhof derhal serbest bırakılmalı.”

Tüm bunlar olup biterken, geceki kutlamanın ardından ayılmakta zorlanan ABD’li bir yüzücü, krizin yaşandığı apartmanın önünden geçti. Sabah sabah bir basın toplantısına katılması gerekiyordu. Medya merkezine ulaştığında bir gazeteci, kendisi de bir Yahudi olan sporcuya, “Neler olduğunu duydun mu?” diye sordu. Aldığı cevap şu oldu:

“Evet, yedi tane altın madalya kazandım.”

O sporcunun ismi Mark Spitz’di.

Waikiki sahillerinde bir çocuk

Spitz ailesinin ilk çocuğu olan Mark, 10 Şubat 1950’de Modesto, California’da dünyaya geldi. Henüz iki yaşındayken ailesiyle Hawai’ye taşındı. Vaktinin çoğunu Waikiki plajında geçirirken yüzmeye olan sevgisi de burada gelişti. Dört yıl sonra aile tekrar yollara düştü ve soluğu Sacramento’da aldı. Mark, yerel yüzme kulüplerinde biraz zaman geçirdikten sonra dokuz yaşındayken Arden Hills Yüzme Kulübü’ne gitmeye başladı. Burada daha önce olimpiyat şampiyonlarına antrenörlük yapmış olan Sherm Chavoor’la tanıştı. On yaşına geldiğinde ise kendi yaş grubunda bir dünya, 17 de ulusal rekoru bulunuyordu. Bu çocuğun bambaşka bir şey olacağı belliydi.

Mark Spitz

Yerinde bir türlü duramayan ailesi, Mark 14 yaşındayken bir kez daha taşındı. Bu kez istikamet Santa Clara’ydı. Mark çalışmalarına Santa Clara Yüzme Kulübü’nde devam ederken lise yıllarındaki yarışmaları her kategoride domine etti. Bu esnada ilk kez uluslararası bir yarışmaya da katıldı. 1965’teki Hamakabiya Oyunları’nda havuza giren Mark, dört altın madalya kazanırken, oyunların da en iyi sporcusu seçildi. Artık uluslararası seviyedeki madalya avcılığı başlamıştı.

1967 Pan Amerikan Oyunları’nda beş altın madalya kazandı ancak önündeki asıl hedef olimpiyatlardı. 1968 Olimpiyatları’na giderken hâli hazırda birçok dünya rekorunu elinde bulunduruyordu. Tahminler, onun rahatlıkla altı altın madalya kazanabileceği yönündeydi. Ne var ki, Mark oyunlardaki 4x100 ve 4x200 metre serbest stilde iki altın madalya kazanırken bireysel kategorilerde istediği başarıyı elde edememişti. 100 metre kelebekte gümüş, 100 metre serbest stilde ise bronz madalya kazandı. Bu onun için yeterli bir performans değildi. O da olimpiyat sonrasında, kendi deyimiyle hayatındaki en önemli ve doğru kararı alacaktı. Buna göre, Indiana Üniversitesi’ne gidip antrenör Doc Counsilman’la çalışmaya başlayacaktı. Aklında sadece her şeyi kazanmak vardı.

Herkesten hızlı

Zaman akıp geçti ve Mark, 1972 yazında olimpiyat oyunları için Münih’e ayak bastı. Bu kez lamı cimi yoktu. Buradan altı altın madalyayla ayrılmak için yapması gerekeni yapacaktı. Yani herkesten hızlı olacaktı.

İlk olarak, 200 metre kelebekte havuza indi. Birde bir… Sonra sırasıyla, 4x100 metre serbest, 200 meter serbest, 100 metre kelebek ve 4x200 metre serbestte de altın madalyayı boynuna geçirdi. Toplam beş altın madalyaya ulaşmıştı. Önünde ise iki müsabaka kalmıştı: 100 metre serbest ve 4x100 metre karışık. Fakat küçük bir sorun vardı. Mark, 100 metre serbestte kendine pek güvenmiyordu. Hatta yarış öncesinde bunu havuz kenarındaki bir muhabire itiraf edecekti.

“Her yarıştan önce sızlandığımı biliyorum. Ancak bu sefer ciddiyim. Eğer altıda altı yaparsam bir kahraman olarak hatırlanacağım. Ama yedide altı yaparsam başarısız olarak anılacağım.”

Evet, Mark’ın burada biraz durumu abarttığı söylenebilir. Muhtemelen yedide altı yapsa da beklentileri fazlasıyla karşılamış olacaktı. Ancak onun bu sözleri, yaptığı spora ne kadar mükemmeliyetçi bir açıdan baktığını özetliyor.

Mark Spitz

4 Eylül 1972 günü bütün müsabakalar tamamlandığında Mark yine de o çok istediği altıda altısını yapamamıştı. Çünkü daha iyisini başarmıştı. Katıldığı yedi yarışın yedisinde de altın madalyayı kazanmayı başarmıştı. Dahası bunların hepsinde dünya rekoruna da ulaşmıştı. Bundan sonra yapılacak tek bir şey kalmıştı: Kutlama!

Mark, iki gazeteci arkadaşıyla beraber güzel bir akşam yemeğine çıktı. Ardından ertesi sabah bir basın toplantısına katılması gerektiği için odasına çekildi. Sabah olduğunda dikkatini çeken garip bir durum yoktu. Herhangi bir sabah gibiydi. Sadece kendinde bir değişiklik vardı: Yedi tane altın madalya! Medya merkezine ulaştığında akşam beraber yemek yediği gazeteci arkadaşlarından birinin sorduğu soruya da bu cevabı verecekti zaten. Olan biteni duyduğunda ise çok şaşıracaktı.

“Meğer teröristler iki sporcuyu öldürmüş. Ancak o saatlerde haber henüz yayılmamıştı.”

Amerikalılar, ilerleyen saatlerde bir numaralı sporcuları için üst düzey koruma önlemleri alacaktı. En nihayetinde Mark da bir yahudiydi ve hiçbir şekilde tehlikeye atılamazdı. Baba Spitz, Almanya Başbakanı’nın aracılığıyla bir helikoptere atlayıp Mark’ın yanına geldi. O gelene kadar, Mark’ın etrafında çoktan altı tane silahlı koruma belirmişti bile. Amerikalı yetkililer Mark’ın ülkeye derhal dönmesi gerektiğini söylediler. Halbuki daha Stuttgart’a gidip bir Alman spor arabasının reklamında boy gösterecekti. Ancak tedbiri elden bırakamazlardı. Dönüş yolunda Londra’ya uğradılar. Bu moladan ise spor tarihinin en ünlü fotoğraflarından biri yadigâr kaldı.

Mark Spitz

“Bir yanda büyük bir ölüm kalım meselesi varken böyle bir şey yapmak o kadar önemsiz görünüyordu ki… Ancak görevimi yerine getirmeliyim diye düşündüm. Öyle bir poster yapmak için havamda değildim ama yine de stüdyoya gidip o çekimi yaptık.”

Mark’ın üzgünlüğü, o gün dokuz İsrailli rehinenin öldürülmüş olmasından kaynaklanıyordu. Başarısız bir kurtarma operasyonunun ardından toplamda 11 İsrailli sporcu ve antrenör, bir Alman polisi, beş de Filistinli militan ölmüştü.

“Masumiyetin sonuydu. Bugün güvenlik önlemleri çok daha yüksek seviyede. Ancak o gün yaşananlardan sonra olimpiyat oyunları doğallığını ve tüm dünyayı bir araya getiren barışçıl bir yarışma ortamı olma özelliğini kaybetti.”

Münih Olimpiyatları denince akla ilk gelen şeylerden biri, bu spor dışı acı olay olsa da sportif tarafa dönüldüğünde Mark Spitz’in gösterdiği performans tarihin en unutulmazlarından biri olarak akıllara kazındı. Kazandığı yedi altın madalyayla kırdığı rekor, Michael Phelps adında insan üstü bir yaratık ortaya çıkana kadar 36 yıl boyunca geçilemedi.

Mark için kazanmak her şeydi. O bir mükemmeliyetçiydi ama başardıkları mükemmelden de öteydi.