Eurosport

Mısır tarlasında bir hayal: Haile Gebrselassie

Mısır tarlasında bir hayal: Haile Gebrselassie

08/02/2020 @ 13:52Güncellendi 08/02/2020 @ 14:14

İki kez olimpiyat şampiyonu efsanevi atlet Haile Gebrselassie’nin hikâyesini, Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı yazdı.

Yedi yaşında Etiyopyalı bir çocuk radyodan haberleri dinliyor. Bağ bahçeden, koyun keçiden fırsat buldukça keyfini sürdüğü bir aktivite bu. Sonuçta radyo dünyanın dört bir yanından haberler getiriyor. Ufacık bir çocuk için bu haberler sınırsız bir hayal gücünün kaynağı demek. Öyle ya, çocuk dediğin ne görse ne duysa, bunları bin bir türlü hayale meze ediyor.

Bu çocuk da farklı değil. Elbette her şeyden etkileniyor. Ancak bu radyo yayını etkiyi bir noktada sabitliyor. Radyodan yayılan ses, 1980 Moskova Olimpiyatları’nda 10000 metrede yarışacak olan Etiyopyalı atletleri ve yarış saatini bildiriyor. Küçük çocuk zamanı not ediyor. Sonra el fenerinin pillerini çıkarıyor ve yanına da küçük bir radyo alıp evden sıvışıyor. İstikamet, mısır tarlası…

Vakit geldiğinde, küçük çocuk hazır. Bu anın keyfini tek başına çıkaracak, onu kimse engelleyemez. Malum, evde babasının astığı astık kestiği kestik. Kardeşler zaten kalabalık, bir türlü rahat vermiyorlar. Ama şimdi rahatça yarışı dinleyebilir.

Yarış başladıktan sonra bir atlet hemen dikkatini çekiyor çocuğun. Diğerlerinden sıyrılıyor. En çok onun adı duyuluyor radyodan çıkan cılız sesler arasından. Küçük çocuk heyecanla yerinde zıplıyor, bağırıp çağırıyor. Çünkü dikkatini çeken o Etiyopyalı atlet, altın madalyaya uzanıyor. Atletin adı, Miruts Yifter. Yifter’in, hayatını sonsuza kadar değiştirdiği çocuğun adı ise:

Haile Gebrselassie…

Haile Gebrselassie

Kendiliğinden bir antrenman

“Çocukluğuma dönüp baktığımda, o yılların ağır işlerle ve sürekli bir koşuşturmayla dolu olduğunu hatırlıyorum.”

Traktörlerin ve tarım aletlerin olmadığı bir çiftlik arazisi düşünün. Her şeyin elle yapıldığı; ineğin elle sağıldığı, buğdayın elle ayıklandığı… Her yere koşarak gidilen bir yer; su taşımaya koşarak, okula koşarak, eve koşarak… Koyunların peşinde, oradan oraya, tam on yıl boyunca... Deniz seviyesinden 2000 metre yüksekte, denizden hayli uzakta.

“İstemsiz bir dayanıklılık antrenmanıydı.”

Haile, Etiyopya’nın Asella kentinde geçen hayatını böyle anlatıyor. Hayatı yaşayış biçimlerinden kaynaklanan doğal bir antrenman… Bu elbette sadece Haile’nin yaşam biçimiyle alakalı değil, coğrafya bir şekilde o bölge insanının genel yatkınlıklarını da belirliyor. Sadece aralarından bazıları daha yetenekli oluyor. Haile’nin de tıpkı Yifter gibi, hatta öz abisi gibi uzun mesafe koşuculuğuna yönelmesi de doğal bir seçilimin sonucu. Ancak burada seçimi Darwin değil, Haile’nin beden eğitimi öğretmeni yapıyor.

“O, benim yapım aşamasındaki yıldız bir atlet olduğumu düşünüyordu. Bu abartılı bir tanım olabilirdi ancak ben ona inanmıştım. Çünkü akranlarımı ne kadar kolay alt edebildiğimi görüyordum.”

Haile Gebrselassie

Yıllar geçtikçe Haile’nin rakipleri de değişime uğradı. Okul çocukları geride kaldı. Artık en iyilerin karşısında kendini deneyecekti. Zaten yeteneği de kendini gizlemiyordu. Fırsatını bulduğunda sahneyi ele geçirmeyi seviyordu. Ancak değişmeyen bir şeyi vardı: Stili. Çocukluğunda her sabah elinde kitaplarla okula nasıl koşuyorsa, madalya peşinde de öyle koşuyordu.

Bu araba senin mi?

1992 Dünya Gençler Şampiyonası’nda ilk kez uluslararası arenada ismini duyuran Haile’nin gideceği daha çok yol vardı. Ama bu da bir başlangıçtı. Seul’deki seyircilerin önünde hem 5000 metrede hem de 10000 metrede zirveye çıkmıştı. Bir yıl sonra ise Stutgart’ta, bu kez dünya şampiyonası için piste çıkacaktı.

Yeni başladığı bu kariyere, zaten sert mizaçlı olan babası hiç de yumuşak yaklaşmamıştı. Sporu bir vakit kaybı olarak görüyor ve Haile’nin kendine “doğru düzgün” bir iş bulması gerektiğini düşünüyordu. Ancak Stutgart’ta bazı şeyler değişecekti. Haile ilk kez dünya şampiyonu olurken ödül olarak kendisine verilen otomobil, babasının dikkatini çekecek ve spora bakışını değiştirecekti:

“- Bunu nasıl kazandın? Koşarak mı?
- Evet, koşarak.
- Bu arabanın sana ait olduğuna emin misin?
- Evet baba, inan bana, bu araba benim.
- Aferin. Böyle devam et!”

Babası maddi getirilerden çabuk etkileniyor olsa da Haile öyle değildi. Asla kısa vadeli hesaplar yapmazdı. Eğer her zaman en iyisinin peşinde olursa zaten uzun vadede maddi bir sıkıntı yaşamayacağının farkındaydı. Her zaman yüzünde koca bir gülümsemeyle piste çıkar ve ne olursa olsun gülümseyerek yarışı bitirirdi.

1996 Atlanta ve 2000 Sydney Olimpiyatları’nda Paul Tergat’la arasındaki müthiş mücadele olimpiyat tarihinin unutulmazları arasındaki yerini çoktan aldı. Bilhassa Sydney 2000’de, Haile 10000 metre yarışını Emil Zatopek ve Lasse Viren’den sonra iki kez üst üste kazanan ilk atlet olurken, ardından gelen Tergat’la arasında sadece 0,09 saniye fark vardı. 100 metre yarışının finiş farkından bile daha küçük bir farktı bu.

Haile Gebrselassie

İki olimpiyat, dört dünya, dört dünya salon, bir dünya yarı maraton ve iki dünya gençler şampiyonluğu... Bunlar sadece şampiyonlukların sayısı, diğer madalyaları saymak için biraz daha fazla mesai gerekiyor. Kırdığı sayısız rekordan bahsetmeye gerek yok. Zira bu, malumun ilanı olur.

Haile Gebrselassie, namı diğer Etiyopya aslanı… Küçük bir çocukken mısır tarlasında kurduğu bir hayal, onu dünyanın zirvesine taşıdı. Haile, onu dinleyen ve izleyen binlerce çocuğun kurduğu hayallere ilham oldu. Hem de yüzünde koca bir gülümsemeyle…