Eurosport

Madalya avcısı: Larisa Latynina

Madalya avcısı: Larisa Latynina

23/10/2019 @ 17:02Güncellendi 23/10/2019 @ 17:13

Melbourne, Roma ve Tokyo… Üç ayrı olimpiyatta toplam 18 madalya kazanan Sovyet kadın jimnastikçi Larisa Latynina’nın hikâyesini Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı kaleme aldı.

Soğuktan titreyen yüzbinlerce asker… Kimi Rus, kimi Alman, kimi Ukraynalı, kimi İtalyan, Macar ve Romen… Genç, yaşlı yüzbinlerce üniformalı. Kimi saldırırken kimi savunuyor. Yüzbinlerce cansız beden bu topraklarda yatıyor.

Onlardan biri, Ukrayna’nın Kherson şehrinden makineli tüfek operatörü Semyon Andreyevich Diriy… Son nefesini vermeden önce belki aklından bin bir türlü düşünce geçti. “Keşke”ler zihnine hücum etti. Daha 11 aylık bir bebekken terk edip gittiği küçük kızı yüreğine oturdu. “Şimdi 9 yaşında, kocaman kız olmuştur, ne yapıyordur acaba?” diye düşündü. Belki de bunların hiçbiri için vakti olmadı. Her şey bir anda olup bitiverdi.

Babası tarihin en kanlı muharebelerinden birinde hayatını kaybeden o küçük kız, yıllar sonra olimpiyat tarihine damgasını vuracaktı. Hatta uzun yıllar boyunca, olimpiyatların en çok madalya kazanan sporcusu titrinin de sahipliğini yapacaktı. Unutmadan söyleyelim:

Onun adı: Larisa Semyonovna Latynina…

Larisa Latynina

Şampiyonun doğuşu

Larisa’nın hikâyesi pek üzücü başlıyor. Babasının, henüz Larisa bebekken, aileyi terk edişinden sonra bütün yük, okuma yazma dahi bilmeyen anne Pelageya’nın üzerine kalıyor. Gündüzleri temizlikçilik, geceleri bekçilik yapıyor Pelageya. Ele güne muhtaç etmiyor çocuğunu. Dolayısıyla Larisa’nın da babasıyla ilgili pek bir hatırası yok, onu hiç görmemiş. Savaş başlamadan hemen önce, o beş yaşlarındayken babası Semyon’un kendi annesine yazdığı mektup hariç:

“Polenka, çok şeyi artık anladım. Size karşı suçluyum.”

Larisa her şeye rağmen, bir traktör fabrikasını savunurken hayatını kaybeden babasını bir kahraman olarak hatırlıyor ve anısına saygı duyuyor.

Larisa’nın küçüklüğüne dair hatırladığı şeylerden bir diğeri ise kendi rekabetçiliğiyle ilgili:

"Altı yaşlarındayken aramızdaki en hızlı koşucuyu belirlemeye karar verdik. Erkek çocuklar bitiş çizgisini kaldırım üzerine tebeşirle çizdiler. Koşmaya başladık ancak bitişe yaklaşırken kısa bir farkla geride olduğumu ve kazanamayacağımı fark ettim. Ben de ellerimi öne doğru uzatarak, ileri doğru yüz üstü atlamaya karar verdim. Böylece çizgiyi ilk olarak ellerim geçti. Ancak kaldırımın üzerinde kırık camlar vardı ve ellerim kesiklerle doluydu. Parmaklarımdan kan akarken, ben sağa sola zıplıyor ve ‘Kazandım, birinciyim!’ diye bağırıyordum.”

Larisa Latynina

Diğer taraftan, bu rekabetçiliği biraz da annesinden kaynaklanıyor olabilir. Öyle ki, bilhassa okuldaki dersleri konusunda annesinin pek disiplinli olduğunu söylemek gerekiyor. Belki kendi alamadığı eğitimi kızının en iyi şekilde alması ve yaptığı her şeyin en iyisini yapabileceğine inancı, Larisa’nın karakterinde büyük bir etki bırakmıştı.

Spor ve sanatla iç içe olan Sovyet dünyasında, bu kadar rekabetçi bir yapıya sahip Larisa’nın atletik mecralara bulaşmaması elbette söz konusu olamazdı. İlk olarak doğduğu ve yaşadığı şehir olan Kherson’da baleyle performans icraatlarına girişen Larisa, bale eğitmeninin şehirden ayrılmasıyla rotayı başka bir yöne çevirecekti. Bu öyle bir yöndü ki, onu dünyanın zirvesine taşıyacaktı.

Dile kolay

Jimnastik kariyerine başlayan Larisa, 19 yaşına geldiğinde Roma’daki Dünya Şampiyonası’nda boy gösteriyordu. Sovyetler takım halinde zirveye çıkarken, Larisa’nın payına da bir tane altın madalya düşüvermişti. Katıldığı ilk büyük organizasyonda elde ettiği bu başarı geleceğe dair büyük umutları da beraberinde getiriyordu. Neyse ki çok uzun süre beklemesine gerek kalmayacaktı.

İki yıl sonra, 1956 Melbourne oyunlarında Sovyet takımı favoriydi. Ancak bilhassa Larisa ile Macar Agnes Keleti’nin mücadelesi o sene olimpiyatlara damga vuracaktı. Hatta öyle bir rekabet vardı ki, iki sporcu toplam yedi dalda dağıtılan madalyalardan birini paylaşmak durumunda kalacaktı. Müsabakalar sonuçlandığında iki sporcu da dördü altın olmak üzere altışar madalya kazanacaktı.

Larisa Latynina

Bundan sonrası artık çorap söküğü gibi geliyordu. Müsabakanın ismi ne olursa olsun; ister Olimpiyat ister Dünya Şampiyonası, isterse de Avrupa Şampiyonası... Hepsinde bir madalya hakkı vardı Larisa’nın. Hissesini de bırakmıyordu kimseye. 1958 Dünya Şampiyonası’nda altı madalya kazanırken, aynı zamanda dört aylık hamileydi. Kimseye, hatta antrenörüne dahi hamileliğinden bahsetmemişti. Odaklandığında sadece hedefe kilitleniyordu. Bu yönü ona kariyeri boyunca katıldığı üç olimpiyatta toplam 18 madalya kazandırıyordu ki, Michael Phelps diye bir adam peyda olana dek bu alandaki rekor da Larisa’ya aitti. Katıldığı tüm büyük turnuvalarda toplam 46 madalya kazanmıştı.

Ne kadar da kolay çıkıveriyor ağızdan…

Aile trajedileri ve kanlı savaşlar yaşayan küçük bir kızın yenilmez bir madalya avcısı”na dönüşmesini anlatan bir hikâye bu. Azmin, hırsın, tutkunun hikayesi. Olay, Rusya’da geçiyor…

Başrolde, Larisa Latynina…