Eurosport

Geri dönüş: Betty Robinson

Geri dönüş: Betty Robinson

25/09/2019 @ 17:24

Olimpiyatların ilk kadın 100 metre yarışının galibi olan ABD’li Betty Robinson’ın hikâyesini Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı kaleme aldı.

1931’in haziran ayı… ABD’de yaşanan ekonomik buhranın etkileri devam ederken, bu dönemde ortaya çıkan ve özellikle Orta-Batı bölgesini kasıp kavuran sıcak hava dalgası insanları iyice bezdirmişti. Yine bu günlerin birinde, Chicago Polis Departmanı’na isimsiz bir ihbar geldi. Chicago yakınlarında bir uçak kazasının gerçekleştiği haber veriliyordu. İhbarı alan memur hemen yakınlardaki bir ekibi ve ambulans servisini olay yerine yönlendirdi. Oraya ulaşan ekipler ise büyük bir şaşkınlığa uğrayacaklardı.

Düşen uçak, iki kişilik hususi bir uçaktı ve gövdesinden geriye kalanlar etrafa saçılmıştı. Ancak işin garip tarafı, ortada ne pilot ne de bir yolcu vardı. Ekipler neler olduğunu kavramaya çalışıyorlardı. Kazazedeler ise bu esnada hikâyenin henüz aydınlatılmamış kısmını yaşamaya devam ediyorlardı.

Pilot Wilson Palmer, kaza sonrasında orada bulunanlar tarafından alelacele hastaneye kaldırılmıştı. Yolcu Elizabeth “Betty” Robinson ise hastaneye hemen götürülmedi. Onun hikâyesi biraz daha farklı gelişti.

“Yetişmesine imkân yok!”

1928 kışında, Township Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği ve erkek atletizm takımına koçluk yapan Charles Price, okula gitmek için sabah trenini bekliyordu. Yola doğru baktığında onun bulunduğu durağa doğru küçük gruplar halinde yürüyen ve aralarında sohbet eden öğrencileri gördü. Biraz daha uzak mesafede tek başına yürüyen bir de kız öğrenci vardı. Bu esnada tren yaklaştı.

Price, bir yandan trene binmek için hazırlanırken bir yandan da göz ucuyla öğrencileri takip ediyordu. Zira, pek de trene yetişebilecek gibi görünmüyorlardı. Bu sırada, tek başına yürüyen kız koşmaya başladı. Hızla yaklaşan tren bir tarafta, koşan kız diğer tarafta… Price, kendi kendine “Yetişmesine imkân yok!”, diye düşündü. Ardından tren geldi ve kapılarını açtı. Price, boş bir yer bulup hemen oturdu. Yanındaki boş yere de elindeki çantasını koyacaktı ki, o boş yer bir anda içinde biyoloji kitabı da bulunan bir çantayla doldu. Çantanın sahibi ise aynı zamanda öğrencisi olan ve az önce var gücüyle koşan kızdan başkası değildi: Betty Robinson.

Elizabeth “Betty” Robinson

Price, şahit olduğu yetenekten etkilenerek Betty’yi erkek takımıyla beraber antrenman yapma konusunda ikna etti. Kısa süre içinde, hırsla çalışarak çok iyi dereceler yapan Betty; çok değil, iki mevsim sonra ABD adına 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda tarihte ilk kez düzenlenecek olan 100 metre müsabakasında yarışacaktı.

100 metre müsabakaları olimpiyatların hem en eğlenceli hem de en kısa yarışlarıdır. Her şey saniyeler içinde olur ve biter. O gün de durum farksızdı. Betty, henüz 16 yaşında ve evinden çok uzaklarda, 100 metre finalinde pistteydi. Start verildi ve Betty, sadece 12,2 saniyelik sınırları zorlayan bir performansın ardından, bitiş ipine dokunduğunu hissetmişti.

Yarışın sonunda Kanadalılar zıplayarak seviniyorlardı. Betty de gülümsüyordu. Yakın geçen yarışta ikinci olduğunu düşünmüştü. Ancak takım arkadaşları ona doğru koşarak geldiğinde heyecanı biraz daha artacaktı. Sonuçlar açıklandığında olimpiyatlardaki ilk kadınlar 100 metre şampiyonunun Betty Robinson olduğu resmileşecekti.

Betty, çok gençti ve başarının tadını almıştı artık. Sıradaki olimpiyatlar için daha büyük bir istek duymaya ve çok sayıda madalya hayalleri kurmaya başlamıştı. Daha fazlasını başarmaması için önünde bir engel de yoktu. En azından, görünürde…

Elizabeth “Betty” Robinson

Ölü evinden olimpiyata

1932’de düzenlenecek olimpiyatlara bir yıl kala, Betty hazırlıklarına devam ediyordu. Ancak haziran ayını çekilmez hale getiren sıcak hava dalgası onu da iyice bunaltmıştı. Kuzeni Wilson’ın küçük bir uçağı vardı ve biraz serinlemek için yukarılara çıkmak” iyi bir fikir olabilirdi.

Betty ve Wilson, demirden kuşun sırtında göğe doğru yükseldiler. Ancak onları havada yakalayacak olan bir trajedi vardı. Aniden irtifa kaybetmeye başladılar. Bir an göklerde süzülürken, şimdi yer yüzü gittikçe daha da yakından görünüyordu. Biraz serinlemek için çıktıkları gezinti, acı bir sona gebeydi.

Wilson kazadan sonra ciddi şekilde yaralanmıştı. Bacaklarında, çenesinde ve kafatasında kırıklar vardı. Olay yerindekiler tarafından hemen hastaneye kaldırıldı. Betty ise hareketsiz bir şekilde yatıyor ve hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu. Öldüğüne kanaat getirildi ve yerel bir cenaze evine götürüldü. Neyse ki bu ölümcül hatayı cenaze evindeki görevli telafi edecek ve Betty’nin hâlâ nefes aldığını fark edecekti. Betty, geç de olsa hastaneye ulaştırılmıştı.

Doktorun yaptığı açıklamaya göre; olimpiyat şampiyonunun kalça kemiğinde ve sol kolunda çoklu kırıklar mevcuttu. Aynı zamanda, bacağından ve gözünden de ciddi şekilde yaralanmıştı. Bu noktada, atletizm kariyerinin akıbetinden bahsetmek son derece lüzumsuzdu. Öyle ya, yürümesi bile çok küçük bir ihtimaldi.

Doktor Bey’in açıklaması şöyle dursun, bu hikâyenin öyle alelade bir hikâye olmadığı giriş ve gelişme bölümünden kendini açık ediyor. Elbette, sonucu da genel geçer kabullerin bir hayli dışında olacak. Betty, tahminlerin aksine aylar sonra yeniden yürümeye başladı. İki yıl sonra ise tekrar pistlerin havasını soluyordu. Ancak kazanın etkilerini taşımaya da devam ediyordu. Start pozisyonu için eğilip kalkma hareketini yapamadığından 100 metrede yarışması imkansızdı. Betty, yine de umudunu kaybetmedi.

1936 Berlin Olimpiyatları için çalışmaya devam etti. En azından 4x100 metre bayrak yarışında koşabilirdi. Ne de olsa eğilmesine lüzum yoktu. Maddi olarak da zor bir dönemeçten geçiyordu. Hastane masrafları ailesinin finansal durumunu ciddi olarak sarsmıştı. Birleşik Devletler Olimpiyat Komitesi’nin sadece erkek atletizm takımının masraflarını karşılayacağını açıklaması da Betty’nin işini iyice zorlaştırıyordu. Ama o zorlukların üstesinden gelebileceğini daha önce kanıtlamıştı.

Elizabeth “Betty” Robinson

Betty, geçirdiği uçak kazasından beş yıl sonra Berlin Olimpiyat Stadı’nda 4x100 metre müsabakasında bir kez daha altın madalyaya koştu. O, olimpiyatların ilk kadın 100 metre şampiyonu... Dahası, aradan geçen yıllar boyunca hâlâ ondan daha genç bir kadın 100 metre şampiyonu çıkmadı.

Sporda geri dönüş öyküleri pek sevilir. Kâh bir maçta geride olan bir takımın azmedip öne geçmesi kâh kariyeri kötü giden bir sporcunun işleri tekrar rayına oturtması… Buna benzer serüvenleri zaman zaman izler, okur, duyar ve keyifleniriz. Peki ya sayısız kemiği kırılan, hatta öldüğü sanılan bir sporcunun olimpiyat madalyası kazanması?

İşte, geri dönüş dediğin böyle olur!