Eurosport

Devrimin yumruğu: Teofilo Stevenson

Devrimin yumruğu: Teofilo Stevenson

07/08/2019 @ 12:55Güncellendi 07/08/2019 @ 13:02

1972 Münih, 1976 Montreal ve 1980 Moskova… Üç olimpiyat, tek şampiyon. Eurosport Türkiye ekibinden Mustafa Kavgacı, Kübalı ağır sıklet boksör Teofilo Stevenson’un hikayesini kaleme aldı.

"Ben dürüst bir adamım
Palmiyelerin büyüdüğü yerden
Ve ben ölmeden önce paylaşmak istiyorum
Ruhumdan gelen dizelerimi"

Meşhur Küba halk şarkısı “Guantanamera”nın sözleri böyle başlıyor. 19. yüzyılın sonlarında Küba bağımsızlık mücadelesinin ünlü simalarından şair Jose Marti’nin bir şiirinden bestelenen bu şarkı, sözlerinden de anlaşılacağı üzere memleketine tutkuyla bağlı bir adamın ağzından yazılmış. Şarkı temelde sevdiceğe yapılan bir serenat olsa da bize başka bir dürüst adamı daha hatırlatıyor. Memleketine tutkuyla bağlı olan ve ruhundan gelen sözleri esirgemeyen dürüst bir adam:

Olimpiyat şampiyonu ağır sıklet boksör Teofilo Stevenson…

“Spor, vatandaşların hakkıdır!”

Teofilo’nun boksa yatkınlığı esasen genlerinde gizliydi. Babası pek gürbüz bir adamdı ve zamanında boksa ucundan bulaşmış, birkaç tane de müsabakaya çıkmıştı. Boş zamanlarını da sık sık yakınlardaki açık hava salonuna gidip antrenman yaparak geçiriyordu.

Babasından gelen biyolojik mirası geri çevirmeyen Teofilo da dokuz yaşından itibaren bu salonun müdavimlerinden olacaktı. Ulusal boksörlerin cirit attığı salon, boksör olmak isteyen biri için harika bir yerdi. Bir diğer deyişle, Teofilo kendini işin membaında bulmuştu. Eski ulusal şampiyonlardan John Herrera’nın kanatları altında çalışmaya başlamıştı. Herrera’ya göre, bu çocukta iş vardı.

Teofilo Stevenson

Elbette, Küba topraklarındaki devrimin henüz taze olduğu dönemlerdi. Yol uzundu, heyecan yüksekti. Devrim yönetiminin 1962 yılında çıkardığı bir yasayla profesyonel sporlar yasaklandı. “Spor, vatandaşların hakkıdır!” denerek gerekli imkanlar devlet tarafından sağlanmaya başlandı. Dost ülke Sovyetler Birliği’nden antrenör desteği alındı. Bir boksörün gelişebilmesi için ortam elverişliydi. Teofilo da üzerine düşeni layıkıyla yerine getirecekti.

Olimpik zaferler

Birkaç yerel şampiyonluk ve Pan Amerikan Oyunları’ndaki bronz madalyanın ardından er meydanına çıkma vakti gelmişti. 1972 Münih Olimpiyatları’nda; Teofilo artık 20 yaşında, 1,96 cm boyunda bir devdi. Rakipleriyse henüz neyle karşılaşacaklarının farkında değildi.

Teofilo’nun yüzünde her daim nahif bir ifade vardı. Kimseye bir zararı dokunmaz gibi görünüyordu. Muhtemelen rakiplerini de bu bakış aldatıyordu. Gonk çaldığı anda neye uğradıklarını şaşırıyorlardı. Karşılarında cüssesinden beklenmeyecek çabuklukta bir adam, sarsıcı sol direkler ve pusuda bekleyen bir sağ kroşe vardı. Öyle bir sağ kroşeydi ki o, en doğru anı sabırla bekliyor ve rakibin suratına şimşek gibi çakıyordu.

Teofilo Stevenson vs Duane Bobick

Çeyrek finalde karşısında Pan Amerikan oyunlarında mağlup olduğu ABD’li Duane Bobick vardı. Bu alelade bir eşleşme değildi tabii ki. Aralarında soğuk rüzgarlar esen iki ülke; ambargo altındaki komünist Küba ve dünyada en çok nefret ettiği şey komünizm olan ABD… Bobick, ABD’liler tarafından altın madalya için “beyaz umut” olarak görülüyordu. Ancak umutlar çabucak yok olacaktı. Gazeteci Rudens Tembra, o günü böyle yorumluyor:

“O gün… Teofilo onu harap etti. Onu kötü bir şekilde dövdü. Bobick’i harap ederken Amerikan propagandasını da harap etti. Beyaz bir adamın Amerikan hegemonyasını koruma olasılığını da harap etti.”

Bu zaferin siyasi ve toplumsal boyutunu göz ardı etmek imkânsız. Boksun komünist yönetimin en verimli işleyen yatırımlarından biri olduğu da gayet açık. Teofilo bu zaferin ardından devrimin en önemli sembollerinden birine dönüşecekti.

Kübalı boksör, Bobick maçının ardından yarı finalde Alman rakibi Peter Hussing’i kolayca geçip finale yükseldi. Rakibi Ion Alexe sakatlığı nedeniyle ringe çıkamayınca Teofilo ilk altın madalyasını boynuna gururla geçiriveriyordu.

Teofilo Stevenson ve Fidel Castro

Teofilo’nun başarısı sonraki iki olimpiyatta da devam etti. 1976 Montreal Olimpiyatları belki de en formda olduğu döneme denk geldi. Hafif bir tebessümle ringe çıkıyor, rakibine görkemli bir mağlubiyet hediye edip mütevazı bir şekilde ringden iniyordu. Eve dönerken altın madalya yine boynundaydı.

Boykotların damgasını vurduğu 1980 Moskova Olimpiyatları’nda da kolayca şampiyon olacaktı. Eskisi kadar istekli görünmemesi gündemi işgal etse de o bu durumu şöyle açıklıyordu:

“Seyircilerin her zaman bir fikri olur. Doğrusu, düşük kalitede boksörlerle karşılaşırsanız siz de kötü görünürsünüz. Asıl parladığınız an, en iyi boksörlerle karşılaştığınız zamandır. Eğer efor sarf etmeden kazanmış gibi göründüysem bu da artık daha tecrübeli oluşumdan kaynaklanıyordur. 1972’de daha fazla efor sarf ettim çünkü mecburdum.”

Masada milyonlar

Teofilo Stevenson’ın zihinlerde yer edişi sadece olimpik başarılarından kaynaklanmıyor. Kişisel menfaatleri için ilkelerinden vazgeçmemesi ve ülkesine bağlılığı onu farklı bir yerde konumlandırıyor.

1976 Montreal Olimpiyatları’nın ardından ABD’li organizatörler Teofilo’yu görünce ellerini ovuşturuyorlardı. Dönemin en iyi boksörünü, tüm zamanların en iyi boksörünün karşısına çıkarmak müthiş bir ticari getiri sağlayabilirdi. Teofilo’ya Muhammed Ali’yle dövüşmesi için reddedemeyeceği bir teklif yapacaklardı. Fakat Amerikalıların bu planı tutmadı. Teofilo, bu teklifi reddedecekti.

“Sekiz milyon Kübalının sevgisiyle karşılaştırınca bir milyon dolar nedir ki?”

Teofilo’nun bu meşhur sözü ona Kübalıların kalbinde sonsuza dek bir yer kazandırdı. Amatör boksu bırakmak ve ülkesinden ayrılmak istemiyordu. Profesyonel boksu sadece finansal bir sömürü aracı olarak görüyordu ve o bu oyunun bir parçası olmayacaktı.

Teofilo Stevenson ve Muhammed Ali

1984 Los Angeles ve 1988 Seul’de Küba’nın olimpiyat oyunlarını boykot etmesi nedeniyle ringe çıkamayan Teofilo, pek çok otoriteye göre iki madalya daha kazanabilirdi. Ama o hiçbir zaman aç gözlü olmadı. Ülkesinin kararına saygı duyarak işini yapmaya devam etti. 1988 yılında olimpiyatlardan kısa bir süre sonra ise emeklilik kararını açıkladı.

Emekliliğinin ardından boks antrenörlüğü ve boks federasyonu başkanlığı da yaptı. 2012 yılında bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumduğunda 60 yaşındaydı. Bir başka Kübalı boksör Emilio Correa’nın da söylediği gibi:

“Bir boksör olarak, eşsizdi… Bir insan olarak, eşsizdi… Bir arkadaş olarak, eşsizdi…”

Teofilo Stevenson… Demir yumruklarıyla bir döneme damgasını vuran ağır sıklet bir boksör… Doğru bildiğinden şaşmayan dürüst bir adam, bir vatansever, bir devrimci… Onu tarif etmek için kullanılabilecek kelimeler hafızalara sığmıyor. Ama sade bir şekilde ifade edebilmek için bazen bir şarkı imdada yetişebiliyor...

“Ben dürüst bir adamım,
Palmiyelerin büyüdüğü yerden…”