Eurosport

Rağmen şampiyon

Rağmen şampiyon

28/05/2019 @ 16:44

Üst üste 11, toplamda 15. Erkekler Hentbol Süper Ligi şampiyonluğuna ulaşan Beşiktaş Mogaz Erkek Hentbol Takımı’nın anlatacakları var.

Beşiktaş, erkekler hentbol sezonunu yine duble kupayla bitirdi. Yıllardır onları geçebilen, İstanbul’da yenebilen veya başarılarını engelleyebilen yok. Krallıkları var desem yeri. Normalde bu şartlardaki takımların her bir üyesinin mutlu, gururlu ve kendinden emin olması gerekir. Fakat "Bir dokun, bin ah işit." deyimi henüz bulunmamış olsaydı, sanırım bu röportaj sonrasında icat edecek konuma gelirdim.

Süleyman Seba Spor Salonu’na doğru yürürken, uzaktan Beşiktaş Mogaz Erkekler Hentbol Takımı Başantrenörü Müfit Arın’ı görüyorum. Takım sorumlusu Berk Karahan’la konuşurken o günkü antrenmanlarından hemen öncesine rica etmiştim röportajı, fotoğrafları da çekebilelim diye. Müfit Hoca her zaman olduğu gibi erken gelmiş, beni beklerken güvenlikle sohbet ediyordu. Kendisi benim Cent Koleji’nde hentbol oynadığım dönemde en sevdiğim rakip hocalardan biriydi Darüşşafaka’nın hocası olarak, hâlâ da öyle. Güler yüzlü ve sakin. Salonun içinden çay bahçesine geçiyoruz. İşin ilginci Süleyman Seba Spor Salonu da aynı, hâlâ bıraktığım gibi. Biraz makyajlanmış, o kadar. "Hocam valla buraya en son bi’ 14-15 sene önce antrenmana gelmiştim ben, her yer hâlâ aynı." diyorum, hoca bakıp iç çekerek gülüyor. Pandora’nın Kutusu’nu açacağız herhalde diye düşünüyorum...

Aslında ön planda olsa da amacım sadece Beşiktaş’ı konuşmak değil, "Hentbol niye böyle?" diye sormak. İkisi birbirine bağlı nasılsa. Müfit Hoca’ya, Selkaspor Başantrenörü ve milli takım yardımcı antrenörümüz, eski milli oyuncu Okan Halay’la yakın zamanda sohbet ettiğimi, 90-91 sezonunda yenilmez denen Alman takımlarını eleyip Şampiyonlar Ligi’nde üçüncü olan ETİ Bisküvi takımını hatırlatıyorum. Soru basit: "90’larda yeni bir spor olarak Avrupa üçüncüsü olan hentbola sonradan ne oldu da durum böyle oldu?"

"Ya nereden başlayalım bilemiyorum ki..." diyor Müfit Arın. “O dönemden sonra hentbolun göz önünde olması gerekirdi. Çok kısa bir dönem bilinir hâldeydi, sonra yok oldu. Maalesef başarı odaklı bir seyircimiz var. Gerçi içeride 100 küsur maçtır kaybetmeyen bizim bile maçlarımıza gelmiyorlar, dolayısıyla bunu da söylemek zor... ETİ döneminden sonra büyük markalar hentbolda fazla ısrar etmediler. Bugün voleybolda Vakıfbank veya Eczacıbaşı’nın yaptığı gibi istikrarlı bir yatırım hiçbir zaman olmadı. Markalaşma olsun, organizasyonel gelişim olsun maalesef o zamanda o büyük başarıyı destekleyemedi. Ama daha önemlisi de ne biliyor musun? Biz hentbolu kimseye anlatamadık. Hentbol göz önüne hiç gelmedi. O kadar futbol egemen bir noktadayız ki, diğer sporlara vakit kalmıyor. Bugün medya çağında bile ilgisizliğe en ufak tepki gösterdiğimizde insanlar bize gelip 'Ya siz ne yaptınız ki, bir başarımız bile yok Şampiyonlar Ligi’nde.' diyorlar. Hiçbir yerde görmüyor ki insanlar, bizim geçen sene deplasmanda Şampiyonlar Ligi şampiyonu Montpellier’yi yendiğimizi. Haberimiz çıkmıyor ki. Daha Challenge Kupası’nda üçüncü olduğumuzu insanlar bilmiyor. Bu aslında herkes için büyük bir motivasyon."

Müfit Arın Beşiktaş Hentbol

Motivasyon. 11 kez üst üste şampiyon oluyorsunuz, fakat kupa töreninizin yapılacağı maça salonun etrafındaki mahalleli A4 kâğıda bastırdığı amatör davetiyelerle insan toplamaya çalışıyor. Bu durumda hangi oyuncu motive olabilir ki?

"Zor Ozan. Bugün biz Şampiyonlar Ligi maçlarımızı İzmit’te oynamak zorundayız. Çünkü Fulya’daki salon büyüklük olarak yeterli değil ve Avrupa Hentbol Federasyonu normlarına uymuyor. İstanbul’da da belediyeler maalesef bu salon kiralama işine ticaret gibi bakıyor, yardımcı olmuyor. Bak şimdi ben ufacık bütçemin 10 katına sahip takımlara karşı mücadele etmek zorundayım. Takım bütçem Beşiktaş’taki ortalama bir futbolcunun bir yıllık maaşından az. Öte yandan Montpellier Belediyesi, Montpellier takımına şehri temsil ettiği için ödenek sağlıyor. Eh, benim belediyem bana salon vermiyor. Şimdi durum böyleyken bir de salon kiralamak, hem de Şampiyonlar Ligi’ndeki her maça... Mümkün mü bu? Ben maçlarımı İzmit’te oynarsam, benim haberim çıkmazsa, insanların benim ne yaptığımdan haberi olmazsa kim nasıl sevsin ki hentbolu?"

Aslında bundan birkaç sene önce Beşiktaş Mogaz, Şampiyonlar Ligi’ndeki Kolding maçı için Sinan Erdem’i sağlam bir para ödeyerek kiralamıştı. Bayramın ilk gününe denk gelmesine karşın 7500 kişi gelmiş, Türkiye hentbolunun seyirci rekoru kırılmıştı. Onu hatırlatıyorum.

"Bu en basit örnek. O dönemde Şampiyonlar Ligi için kadromuz ve tecrübemiz çok azdı, ancak bize fark atması beklenen Kolding’le seyirci baskısı sayesinde kafa kafaya oynadık. Nasıl? Demek ki olanak sağlanınca oluyormuş. Bak şimdi İzmit’te çocuklar kendilerini sürgünde hissediyor. Onlar için de deplasman. Bazen acaba bütün Avrupa maçlarını deplasmanda mı oynasak diye konuşuyoruz. Bu sezon gruplarda üç galibiyetimiz var, ikisi deplasman. Neden biliyor musun, sporcu kendini orada değerli hissediyor. Salon tamamen dolu. Harika bir atmosfer. Basın mensupları sorular soruyor. Seyirci var her şeyden öte, kendini organizasyonun bir parçası hissediyorsun, bu sefer keyif alıyorsun. Yemin ederim performansımız deplasmanda %20 artıyor. Biz istemez miyiz içeride böyle oynamayı?"

Beşiktaş Mogaz Hentbol Antrenman

Biz bir suç mu işledik?

Lafa takım kaptanı Ramazan Döne ve pivot Tolga Özbahar giriyor. "Yani rakibimiz bizden daha avantajlı İzmit’te." diyor Tolga. "Onlar bir-iki gün önceden kamp için otellerine yerleşiyor. Eh biz sabahın köründe kalkıyoruz, salonda toplanıyoruz, bir-iki tost yiyip otobüse biniyoruz. Sonra maça çık... Kim daha deplasmanda şimdi?"

"Bak başka bir şey söyleyeyim." diyor Müfit Arın. "Şampiyonlar Ligi’ne gitmemiz aslında Türk hentbolunda çok şey değiştirdi. Benim oyuncularım mayıstan sonra sahilde yatıp 10 kilo alarak dönüyordu. Şimdi tatillerinde de antrenmanlarını yapıyorlar, beslenme programlarını ayarlıyorlar, hayatları buna göre değişti. Fakat Tolga’nın dediği gibi, İzmit’te oynadığımız bir maç için n’oluyor? Yıllar içinde zorla kurduğumuz düzen bozuluyor. Ne diyet ne uyku ne de antrenmanın bir önemi kalıyor. Nasıl anlatacağız şimdi bunu biz?"

Ramazan’ın tepkisi ise başka. "İzmit’i de, medyanın ilgisizliğini de geçtim. Ben başka bir şey soracağım. Şu salonun tribünlerine bak, 500 kişilik. 500 kişi gelmiyor bizim maçlarımıza. Maç kaybetsek vallahi tamam. Neredeyse 120 maçtır içeride yenilmiyoruz, 11 senedir şampiyon oluyoruz. Bırak İzmit’i, 100 kişiden fazlası şu maçları izlemeye gelmiyor. Ben gerçekten dışarıda birini görsem Beşiktaş formasıyla soracağım, 'Biz size ne yaptık, suç mu işledik?' diye..."

Her şeyde çok eksiğiz

Müfit Hoca araya giriyor, "Tabii ki şikâyet edebiliriz ama diğer yandan da hentbolun özeleştirisini yapması lazım. Bak şimdi bizde soru hep şudur: 'Yendin mi?' İnsanlar sonuca bakarlar. Ligimizde sürekli olarak bir sezon büyük yatırım yaptıktan sonra şampiyon olamayınca takımı kapatan ve oyuncuların kontratlarını fesheden ekipler var. Yahu bir senede kulüp kurup nasıl şampiyon olacaksın? Bizim yıllardır hentbolda başarımızın sırrı nedir biliyor musun? İstikrar. Biz yıllardır aynı yönetim ve antrenör ekibi olarak beraber çalışıyoruz. Oyuncu grubumuzu mümkün olduğunca korumaya çalışıyoruz. Planlarımızı önceden yapmaya çalışıyoruz. Tabii federasyonun izin verdiği ölçüde...”

Burada araya girip hocaya ne demek istediğini soruyorum...

"Tabii bu işin detayı ama istikrar sadece bizim için önemli değil. Mesela Türkiye Hentbol Federasyonu (THF) hâlâ gelecek sezonun yabancı sınırını veya oyuncu regülasyonlarını belirlemedi. Şimdi ben planlama yapacağım da neye göre, kime göre yapacağım? Mayıs olmuş, hâlâ gelecek sezonun kuralları yok ortada. Neyse ağzımı açtırma benim..."

Beşiktaş Hentbo Takımı antrenmanı (Fotoğraf: Betül Usta)

İmkânsız tabii açtırmamam; hele ki Türkiye Hentbol Federasyonu’nun çalışmalarından mutsuz olan biri olarak. Hem hoca hem de oyuncular pek gönüllü değiller aslında THF için bir şeyler söylemeye ama bir örnekle ağızlarını açmaya çalışıyorum.

Bugün ligimizi izlemek, takip etmek, hakkında bir şeyler bulmak çok zor. Es kaza bir çocuk gelip Seba’da maç izlese, "10 numarayı çok beğendim, adı neymiş, kaç gol attı bu maç?" diye sorup, eve gidip bakmaya kalksa THF’nin internet sitesinde bu bilgileri bulamaz.

Müfit Arın, "Şöyle gireyim," diye başlıyor. "Bizim bu başarılarımız sonrasında çocuklar gelmek istiyor ya da velileri altyapılarımıza çocuklarını yazdırmak istiyor. Biliyorsun ki hentbol, okul tabanına yayılmış bir spor. Eh ama bizim yeterli salonumuz da yok, yeterli antrenörümüz de. Nasıl herkese istediğini verelim? Yani buna da biraz THF el atacak. Sistemi ya da altyapıyı kulüpler geliştirmez ki. İnternet sitesi ayrı, lige ve kupaya verilmeyen önemi ayrı... Maalesef hepsi yetersiz. Ha şu da var; bizim oyuncu havuzumuz da bu yüzden zayıf kalıyor, oyuncu yetişmediği için yabancı oyuncu geliyor. Dolayısıyla milli takımımız da seviye atlamıyor. Diyeceksin ki diğer sporlarda da çok yabancı var; ama onların ekonomisi var, bende o yok."

Takımın idari menajeri Berk Karahan olaya farklı bir açıdan yaklaşıyor. "Şimdi İstanbul’da bir hafta sonunda yapılacak yüzlerce şey var. Hadi, hastası olduğumuz futbolu bir kenara bıraktım. Sinema, sahil, AVM’ler... Onlarca şeyin arasından ben insanları buraya getirmek için mücadele etmeliyim. Peki bunu nasıl yapacağım? İnsanlar hiçbir yerde görmedikleri bir sporu izlemeye, federasyonunun güzelleştirmek, makyajlamak adına herhangi bir çaba içine girmediği bir sporu tanımaya niye gelsinler? Hepsini geçtim daha basit bir şey söyleyeyim. Yabancı oyuncu transfer edeceğiz. Adam araştırıyor, bakıyor nerede oynayacağım, taraftarlar nasıl vesaire... 'Beşiktaş taraftarı' diyorsun, aslında yok. 'Şampiyonlar Ligi’ndeyiz.' diyorsun, İzmit’te oynuyoruz. 'Milli Takımımız şu yıl kuruldu, böyle bir geçmişimiz var.' diyorsun, adamı internet sitesi etkilemiyor ya da mesela maçlarımıza bazen THF’den gelen olmuyor. Seyirciyi de oyuncuyu da bu denklemde hentbola ne çekecek?"

Berk Karahan, Beşiktaş Hentbol

Yabancı oyuncular demişken onlara da kulak vermek lazım.

Takımın en tecrübeli oyuncularından, Fransa Ligi’nde forma giymiş Makedon milli oyuncu Nemanja Pribak kendi coğrafyasından söze giriyor. "Balkanlarda çocuklar iki metreyse basketbol oynar, değilse ve çok inanılmaz bir basketbol yeteneği yoksa hentbola kayar. Herkesin basketbol veya hentbol oynayacak yeterli alanı vardır. Siz çocukları oynamaya ya da izlemeye yönlendirmiyorsunuz ki hentbolu seven birileri yetişsin. Ben bazen burada kendimi suçlu gibi hissediyorum. Kendime ait bir salonum yok, seyircim yok, örnek olacağım çocuklar yok. Daha da kötüsü, tepeden tırnağa bu spora pek de önem vermeyen bir organizasyonun içindeyim."

Takımın Mısırlı kalecisi Karim Hendawy de aynı fikirde.

"Benim anlamadığım şeylerden biri bu ilgisizlik. Ben şampiyon bir takımda oynuyorum ki bu takım yalnızca bir hentbol takımı değil, çok daha büyük bir kulüp. Ama beni tanıyan Beşiktaş taraftarı yoktur herhâlde. Dalga geçmiyorum, ben Mısır’da bayağı meşhurum; sırf milli takımda oynadığım için. Mısırlılar hentbolu Türkler kadar bile sevmiyordur eminim ama sırf milli formayı giymiş bir sporcu olduğum için tanınıyorum. Mesela burada milyonlarca taraftarı olan Beşiktaş’ın bir taraftarının bile benden haberi yok. Bu sizce de çok tuhaf değil mi?"

"Biz iyi bir takımız, inan. Zaten sen de biliyorsun." diye devam ediyor Nemanja. "Ciddiyim, eğer üç-dört bin kişinin düzenli olarak geldiği bir salonda Şampiyonlar Ligi maçlarını oynasak gruplardan rahatlıkla çıkarız. Zaten son iki sene bir maçla kaçırdık. Çok mu şey istiyoruz? Bence hayır. Biz aslında bir şeylere rağmen başarılıyız, bizi bıraksalar çok daha başarılı olacağız."

Vizyon yok

Ekonomi ve imkânsızlıklar röportajın ana konusu gibi, ama eğitim ve organizasyon her şeyin önünde gözüküyor.

Can Çelebi, Yunus Özmusul ve son olarak Doruk Pehlivan gibi oyuncular Avrupa’ya açılmadan önce hentbol yıllardır kendi kabuğunda kalmaya zorlandı belki, ama o kabuğu kırmaya çalıştı mı hiç? Bu sorunun cevabında da bir özeleştiri geliyor.

"Sıfırdan başlamalıyız, gençlerden. Biz altyapıdan çıkanlara bunu anlatmaya çalışıyoruz." diyor Tolga Özbahar. "Ben, teklif olmasına rağmen hiç gitmek istemedim. Sosyal olarak yapamam diye düşündüm mesela. Bizden önceki abilerimize de teklifler gelmiş, onlar da gitmemişler. Bizim bunu değiştirmemiz lazım. Ben burada daha derin bir sorun görüyorum. Doruk mesela, daha 20’li yaşların başında, yıllardır anne babası onu Avrupa’da oynaması için, daha farklı bir düşünce yapısıyla yetiştirdi. Bence o bu sayede erkenden Avrupa’ya açıldı. Ama bunu yapabileceğimizi bize anlatan bir yönetici, bizi o fikirle yetiştiren bir ailemiz veya hocamız olmadı ki biz cesaret bulup Avrupa’ya gidelim. Ben Aydın’da büyüdüm, Ramazan Rize’de büyüdü. 'Olmaz.' dediler, duvar çektiler. İstanbul’da Beşiktaş’ta oynuyoruz ve bu bizim için hep yeterli gözüktü. Bununla mutlu olduk. Daha fazlasını istememiz gerekirdi."

"Ben keşke gitseydim." diyor Ramazan. "Bende dil yok. Sorun yaşıyorum. Tolga da ben de dil öğrenerek büyümüş, büyütülmüş olsak, mesela ben 20 yaşında direkt transfer isterdim. Her şey vizyona geliyor. Çocuk vizyonsuz yetişiyor; hocası, yöneticisi veya başkanı da vizyonsuz oluyor, çocuğun önünde gözünü açacak hiçbir şey olmuyor."

Beşiktaş Hentbol Röportaj

"Ne kadar ufak bir şey, görüyorsun değil mi Ozan?” diyor İlker Şentürk, Beşiktaş Mogaz'ın yardımcı antrenörü ve milli takım başantrenörümüz. "Organizasyon diyorsun, vizyon diyorsun. Bunların hepsi aslında eğitimden geçiyor. İsim vermeyeceğim, bazen milli takımdaki oyunculara koşu yolunu açmayı falan öğretiyoruz. Çocuğun hocası zamanında çekirdekten öğretmemiş. Aslında inanılmaz yetenekli bir çocuk. Biraz emekle nerelere gelebileceğimiz aşikârken, insanın etrafına bakıp üzülmemesi imkânsız.”

Beşiktaş Mogaz Erkek Hentbol Takımı sezonu iki kupayla bitirdi. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’nde olacaklar. 11 sezondur şampiyonlar, kendi evlerinde yedi yıldır maç kaybetmiyorlar. Fakat Beşiktaş Mogaz bunu her şeye rağmen yapıyor. Ekonomik zorluklara rağmen, salonu olmamasına rağmen, taraftarının umrunda olmamasına rağmen. Hentbol aslında Beşiktaş Mogaz. Var olmaya çalışıyor, destek görse kimsenin hayal etmediği yerlerde olacak. Ya da yıllardır her şeye rağmen hayal ettiği yerlerde…

Röportaj ve yazı: Ozan Can SÜLÜM
Fotoğraflar: Betül USTA