İlhan Palut, mimarı olduğu Hatayspor mucizesini Eurosport'a anlattı

10/06/2019 @ 15:15Güncellendi 12/06/2019 @ 11:22

1. Lig'deki ilk sezonunda play-off finaline çıkıp Süper Lig biletini kıl payı kaçıran Hatayspor'a oynattığı futbolla dikkatleri çeken teknik direktör İlhan Palut, beklentilerin çok üstünde geçirdikleri sezonu Ali Umut Değirmen'e değerlendirdi.

2017-18 sezonunda 2. Lig Kırmızı Grup'u lider tamamlayarak 1. Lig'e yükselen Hatayspor için bu sezon öncelikli hedef, yeni geldikleri lige alışmaktı. Ancak bu süreci hızlı atlatan Akdeniz temsilcisi, özellikle ikinci yarıda göz alıcı bir performans ortaya koydu. Şubat ayından itibaren ligde yenilgi yüzü görmeyen Hatayspor, beklentileri aşarak adını playoff turuna yazdırdı. Adana Demirspor'u saf dışı bıraktıkları yarı final eşleşmesi sonrası finalde Gazişehir ile karşılaşan Hatay ekibi, seri penaltı atışları sonunda mağlup olarak 1. Lig'deki ilk sezonunda Süper Lig'e yükselme şansını kıl payı kaçırdı. Alınan başarılı sonuçlar kadar Hatayspor'a oynattığı oyunla da adından söz ettiren teknik direktör İlhan Palut, her ne kadar mutlu sona ulaşamasalar da futbolseverlerin beğenisini kazandıkları sezona dair Eurosport Türkiye ekibinden Ali Umut Değirmen'in sorularını yanıtladı.

1.Lig’deki ilk yılınızda çok önemli bir başarı yakalayarak normal sezonu üçüncü bitirdiniz ve playoff turuna kaldınız. Playoff finalinde de Gazişehir Gaziantep’e penaltı atışları sonucu mağlup olarak Süper Lig’e yükselme hayallerinize veda ettiniz. Sizin için sezonun değerlendirmesi nasıl yapılabilir?

Hatayspor uzun süre 1. Lig’e çıkmak için uğraşmıştı. Geçtiğimiz sezon 2. Lig’de şampiyon olduktan sonra ortaya bir strateji koyduk: Ayaklarımız yere sağlam basmalı ve bu ligde kalıcı olmalıyız. Adaptasyon sürecini aştıktan sonra gelebileceğimiz en iyi konuma ulaşacağımıza inanarak planlarımızı yaptık. Biz sezona başlarken geçen seneden 14 tane oyuncumuzu kadroda tuttuk. Bizi bu lige getiren oyuncularımızla, bizlere seviye atlatmalarına inandığımız yeni isimleri bir araya getirdik. İşin doğrusu tahmin ettiğimiz gibi oldu ve ilk beş haftada dört puan aldık. Adaptasyon sorunu yaşayacağımızı tahmin ediyordum. Sonrasında takımım ve teknik ekip olarak bizler bu lige uyum sağladık. Bu ligdeki mücadele şartlarını yerine getirmeye başladık. Daha sonrasında playoff finaline kadar giden bir yolculuk oldu. İlk beş maçta dört puan değil de daha kabul edilebilir puanlar alabilseydik hedefimize ilk iki sırada yer edinerek ulaşabilecektik.

2018-19 sezonunda 1. Ligi'nin en az gol yiyen takımı oldunuz. Bu durumu savunma oyuncularınızın özel performansına mı bağlıyorsunuz, yoksa takım olarak savunma planlarınızın işleyişine mi?

Bir sene geriye gidersek, bu takım 2. Lig'de de en az gol yiyen takım olmuştu. Bir sene daha geriye gidersek, yani takımın başına geçtiğim 2016-17 sezonunun ikinci devresine, bu takım o sezon da bulunduğu ligin en az gol yiyen takımıydı. Yani Hatayspor son iki buçuk senedir bulunduğu liglerde en az gol yiyen takım konumunda. Bunu şuna bağlayabiliriz; hem savunma oyuncularımızla hem de kalecilerimizle çok özel çalışmalar yapıyoruz. Ayrıca takımın tüm paydaşlarıyla takım savunması ve alan/adam paylaşımları üzerine antrenmanlardan sonra ayrı çalışmalar yapıyoruz. Tabii ki ne kadar çalışılırsa çalışılsın önemli noktalardan birisi de günlük konsantrasyon oluyor. Oyuncularım kendilerine verilen direktifleri özümsedikleri kadar profesyonellikleriyle de saha içinde özel performanslarını gösteriyor. Bunun sonucunda da böyle bir istatistik ortaya çıkıyor ve bu tesadüf olmuyor.

Takımınız sahaya 1. Lig seviyesinin çok üzerinde bir futbol aklı koydu. Birçok futbolsevere göre ligin en bilinçli, ne yapmak istediği belli olan takımıydınız. Bu duruma nasıl geldiniz? Takımınızla olan iletişiminizin bunda rolü ne oldu?

Güzel bir soru. Şimdi şöyle açıklayayım; ben teknik direktör olduğum zaman bir anda futbol kültürü kazanmadım. Futbolculuk dönemim vardı, antrenörlük dönemim vardı. Yıllardan bu yana gelen, ortaya koymak istediğim bir şablon oluştu bu süreçte. Elde ettiğim tecrübeleri ve hayallerimi takımımla paylaştım. Tabii paylaşmak da yetmez; kafamızda kurduğumuz şeyler üzerine saatlerce çalıştık. En önemli şey şablonu takımınıza anlatmak ve inandırmak. "Bakın arkadaşlar benim şöyle bir planım var. Ben bunun başarı getireceğine inanıyorum." Bu lafı herkes der fakat inandırmak en önemlisi. Sistemin önce genel hatları üzerine kafa yorduk. Daha sonra ayrıntıların içerisine girdik. Bu nokta bizim için şüphesiz kolay olmadı. Bu süreçte oyuncularımdan güzel reaksiyonlar aldım. Kendi adıma söyleyecek olursam; çok maç izledim, çok notlar aldım. Yapmak istediklerimi oyuncularımla paylaştım ve onlar da anlattıklarıma sadık kalarak bu noktalara gelmemizi sağladılar.

Hatayspor ile şu ana kadar yaptığınız işleri başarı sayabilir misiniz, yoksa başarılı addedilmek için Süper Lig’e de çıkmanız gerekir miydi?

Dışarıdan bakıldığı zaman başarılı görünüyoruz. Ama ben bunun çok daha iyisini yapabileceğimizin farkındayım. İlk sekiz-dokuz haftalık süreçte bu kadar fazla puan kaybetmeseydik, daha kısa sürede adaptasyon sağlasaydık her şey daha güzel olabilirdi. İnsanlar şuna çok takılıyorlar. "Bir penaltıyla Süper Lig’e çıkma şansını kaybettiler." Hayır, durum bu değil. Biz Süper Lig hedefimizi, adaptasyon sürecini uzun tutmamızdan dolayı kaybettik. Daha iyisini yapabileceğimizi mutlaka biliyorduk. Şu an başarılı sayılıyor olabiliriz. Ben kendi içimde değerlendirdiğimde de kötü bir sezon geçirmediğimizin farkındayım ama Süper Lig’e çıkmamız başarımızın, göstergesi olurdu.

Sahanızda Başakşehir ve Galatasaray’ı yenerek büyük sükse yaptınız. Ayrıca Şubat ayından sezon sonuna kadar mağlup olmamanız oldukça değerli bir istatistik. Sezona kötü sayılabilecek sonuçlarla başlamanıza rağmen sonrasında çok iyi bir dönüş yaptınız. Ligin ikinci devresi sonrası siz ve takımınız adına neler değişti?

Aslında her şey birkaç ufak noktayı anlamamızla başladı. Biz her takımla, her stadyumda oynarız. Oyuncu kadrolarının kalitesi farketmez, maçın hangi koşullarda oynandığı fark etmez. Biz kendi sistemimize bağlı kaldığımız sürece her takımla mücadele edebileceğimizi anladık. İlk yarının bitimine son üç hafta kala elde ettiğimiz dokuz puanlık seri, ikinci yarıya daha güvenli başlamamıza neden oldu. Özellikle ligin ilk haftalarında 15. sırada bulunurken, devre sonunda beşinci sıraya kadar yükselmek inancımızı pekiştirdi. O sürecin üzerine Başakşehir ve Galatasaray maçlarında da geriden gelip elde ettiğimiz galibiyetler, bize sonuç ne olursa olsun, rakip kim olursa olsun kendi planımıza sadık kaldığımız ölçüde değerli işler yapabileceğimizi gösterdi. Toparlayacak olursam, Şubat ayından bu yana gelen seri aslında sezonun ilk devresinde elde ettiğimiz tecrübelerin sonucuydu.

Adana Demirspor maçının ardından, "Üç yıl önce kafamızı sokacağımız bir tesisimiz bile yoktu ama şimdi Süper Lig’e çıkmamız için son bir maç kaldı." şeklinde konuştunuz. Alt liglerde antrenör olarak çalışmış ve futbolculuk döneminde forma giymiş biri olarak tesisleşmeyi nasıl görüyorsunuz?

Son yıllarda tesisleşme konusunda atılımlar mevcut. Altyapı konusunda da takımların ellerini taşın altına koymaya başladığını görüyoruz. Ama yine de ben Hatayspor özelinden başlayarak, birçok takımımızın tesislerinin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Birçok takım tesis konusunda çok daha mütevazı ölçülerde ilerlemeyi sürdürüyor.

Altyapı konusuna gelecek olursak; Altınordu gerçeğini bir kenara bırakarak konuşmamız gerek. Çünkü onlar çok farklı bir noktaya geldiler. Çok saygı duyulması ve desteklenmesi gerekiyor. İlk önce altyapı antrenörlerinin çalışma şartlarında iyileştirmeler yapılmalı. Gerekli fiziki şartların genç oyunculara sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bir kere şu var; altyapı antrenörleri oyuncularla ilgilenmeyi ek iş olarak yapmamalı. Tabii hocalara da diyecek bir şeyimiz yok, maddi şartlarında iyileşmeler yapılmadığı sürece onlar da verimli olamazlar. Eğer bunlar sağlanırsa Türk futboluna çok daha özel oyuncular sunmamamız için bir sebep yok. Ben buradan kendimi de eleştireyim; başarıya odaklandığımız için altyapıdan çıkan gençleri göremeyebiliyoruz. Bu noktada cesaretli olmamız lazım. Mesela ben Samet Aybaba’yı bu konuda tebrik ediyorum. O, korkusuz bir şekilde genç oyunculara süre veriyor. Umarım başta ben olmak üzere teknik adamlarımız daha büyük bir cesaret göstererek genç oyunculara süre verir.

Adana Demirspor'a karşı rövanş maçında son dakika içerisinde gelen gol sonrası sevinciniz çok tepki çekti. Maç sonrası da Hatay stadyumu ve çevresinde çok ciddi olaylar çıktı. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Adana Demirspor maçından sonra çıkan olaylar için "ama"sız, "fakat"sız ve "lakin"siz çok üzgün olduğumu belirtmeliyim. Biz bu sezon iki defa Adana Demirspor deplasmanına gittik. O maçların hiçbirinde en ufak bir olay dahi olmadı. Bizi çok iyi ağırladılar. Maçtan sonra sanırım bizim bünyemizde çalışan bir antrenör arkadaşımızın maalesef tahrik edici bir hareketi olmuş. Ortada çok fazla iddia var ama şunu net olarak söylüyorum, o arkadaş bizim profesyonel takım ekibinden değil. Neyse, tribünler de bu hareket sonrası reaksiyon göstermişler. İstenmeyen olayların başlamasına neden olmuş. Yaşananlardan dolayı tekrardan üzgün olduğumu belirtmeliyim.

Peki ya gol sevinciniz?

Benim gol sevincime gelecek olursak; takip etmişseniz eğer gollerden sonra pek sevinmem. Tarzım pek öyle değildir. Ama Adana Demirspor maçı öyle gelişti ki 90+3’te tur gitti, 90+6’da tur geldi. Bu noktada bir duygu patlaması yaşadım. Gol sonrası takımım kale arkasına doğru koşarken ben o anda terse koşmak istedim. Görüntülerde Adana Demirspor kulübesinin önünde seviniyor gibi görünüyorum ama aslında arada bir hayli mesafe var. Ellerimi yukarı kaldırdım ve gelen gole şükrettim.

Asla ama asla Adana Demirspor kulübesine karşı bir hareketim olmadı. İlk maçtan önce Ümit Özat, "1. Lig’in en iyi takımı ve en iyi teknik direktörüne karşı oynayacağız." diyerek bizi onurlandırmıştı. Hangi akılla, bizlere böylesine saygı gösteren bir ekibi tahrik edecek harekette bulunabilirim?

Eğer böyle bir olay yaşanmış olsaydı bunu da açık yüreklilikle söylerdim. Fakat ne Ümit Özat’a ne de Adana Demirspor camiasına yanlış anlaşılacak bir harekette bulunurum. Gol sevincim boş bir alana yapılmış koşu ve şükürden ibaret. Zaten maç sonunda rakibimizin her bir oyuncusuna ve teknik ekibine gösterdikleri mücadeleden ötürü teşekkür ettim, geçmiş olsun dileklerinde bulundum. Çünkü üç dakika öncesine kadar kaybetme duygusunu bizler de yaşamıştık. Bu noktalarda empati kurabilmek çok değerli bir şey.

Teknik direktörlük kariyerinize başlarken hedefleriniz nelerdi?

Öncelikle teknik direktörlüğe başladığım ilk gün, en iyisi olmak için bu meydana adımımı attım. Genç yaşımda büyük bir risk aldım ama çevremin destekleriyle şükürler olsun belli bir noktaya geldim. Öncelikle çalıştığım takımı üst noktalara getirmeyi, ardından kendimi yukarılara taşımayı önemsiyorum. Tabii şu günlerde Süper Lig ve daha yukarı seviyedeki takımlarda çalışmak gibi hedeflerim de mevcut.

Dünya futbolunda felsefesini benimsediğiniz ve yakından takip ettiğiniz isimler var mı?

Her antrenörün bir alamet-i farikası var. Mesela Diego Simeone’nin savunma anlayışı, Pep Guardiola’nın pas oyunu ve hücum varyasyon çeşitliliği, Jose Mourinho’nun ve Fatih Terim’in camiaları birleştirme gücü ve topluluklarla kurduğu anlamlı bağ, Şenol Güneş’in sönmüş oyuncuları yeniden ayağa kaldırıp birer yıldız isme dönüştürmesine dair felsefelerini takip ediyor, bunları notlarım arasına ekliyorum. "Şu teknik direktörü örnek alıyorum." diyemem ama her teknik direktörden bir şeyler alarak kendi benliğimde bir harman oluşturuyorum.

Geçtiğimiz günlerde yapılan seçimler sonrası TFF'de yeni yönetim belli oldu ve yeniden yabancı sınırlaması tartışmaları alevlendi. Sizin bu konu hakkında görüşleriniz nelerdir?

Yabancı sınırlaması konusunda şu anki sistemin sonuna kadar arkasında olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu daha fazla gündemde tutmak zaman kaybından başka bir şey değil. Birçok kulübün ekonomik olarak kötüleşmesinin sebebi geçtiğimiz yıllarda uygulamaya konulan yabancı sınırlamasıydı. Ve o günlerde transfer edilen oyuncular çok ciddi bir mali yüke girilmesine sebep oldu. Merih Demiral, Ozan Kabak, Cengiz Ünder, Çağlar Söyüncü ve Lille forması giyen Zeki Çelik son uygulamanın bir ürünü. Sınırlama, yetenekli oyunculara çok ciddi meblağlar verilmesine ve üzerlerinde bir yük oluşmasına sebep oluyordu. O günlere baktığımızda, yüksek bedeller ödenen çoğu futbolcunun takımına başarı getirdiğini göremeyiz.

Bırakın Türk futbolcular ve Türk antrenörler rekabetin içine girsin. Biz, iyi olan kimse onu oynatalım. Önceki sistemde Türk futbolcular gelişmekten uzak bir konum içerisindeydi. Kulüplerimizi maddi anlamda çukurun içine çekmemek için bundan uzak durulması gerektiğinin tekrar altını çiziyorum.

Bu sezon benim kadromda beş yabancı futbolcu vardı. Fakat çoğu zaman yerli ağırlıklı kadrolar sahaya sürdüm. Çünkü benim yerli oyuncularım bazı süreçlerde çok daha iyi bir performans ortaya koyuyordu. Mesela Beşiktaş’ta Alvaro Negredo ve Vincent Aboubakar vardı ama Cenk Tosun oynadı. Galatasaray’ın stoper hattında yabancı oyuncular vardı ama Ozan Kabak oynadı. Başakşehir’in kanatlarında yabancı isimler vardı ama Cengiz formayı aldı ve bir daha da bırakmadı.

Milli takımdaki yeni yapılanma hakkında görüşleriniz neler? İlerleyen yıllarda Milli Takım'ı çalıştırmak gibi bir hayaliniz var mı?

Her Türk antrenörün kariyer basamaklarında çıkabileceği en üst nokta Milli Takım antrenörlüğüdür. En iyisini yapma hayaliyle çıktığım bu yolda pek tabii en iyi yerde olmayı da arzularım. Milli takımın yeni yapılanması konusuna gelecek olursak son durumdan çok mutluyum. Avrupa’da forma giyen genç isimlerimizle, Süper Lig’de forma giyen değerli isimlerimizin kaynaşarak harika işler yapacağına adım gibi eminim. Fakat bu yeni jenerasyonun yanında Emre Belözoğlu, Burak Yılmaz, Selçuk İnan gibi tecrübeli isimlerin de forma giymesi gerektiğini ve gençlere yol göstermeleri gerektiğini düşünüyorum.

Futbol dışı hayatınız nasıl geçiyor? Takip ettiğiniz başka sporlar var mı?

Tüm sporları takip etmeyi seviyorum. Ama özellikle basketbol ve tenis benim için çok daha eğlenceli oluyor. Seninle görüşmeden önce Roland-Garros finallerini izlemeye çalışıyordum. (Gülüyor.)

Vakit bulduğum zamanlarda NBA maçlarının tekrarını takip ediyorum. Basketbolun geldiği en üst nokta, bizlere de sporun sosyal ve eğlence yönünün ne kadar üst seviyede olduğunu gösteriyor.

Tabii tahmin edeceğin üzere sosyal yaşamımız kısıtlı. Sezon içerisinde bir kere bile hafta sonu tatilimiz olmuyor. Ayrıca teknik direktörlüğümün ilk yıllarında olduğum için hâlâ bir şeyleri öğrenmem ve çok çalışmam gerekiyor. Bir tatil fırsatı olsa bile orada da taktiksel planlar üzerinde çalışıyor ve notlarımı alıyorum. Şu aşamada biraz kafamız dolu ama önümüzdeki yıllarda belli noktalara geldikten sonra ailemle bir dünya turu yapmayı çok istiyorum.

Gelecek planlarınızda en baskın unsur sizin için nedir? Aileniz mi, şehir mi, yoksa futbol kültürüne sahip bir takım mı?

Daha yolun başında olduğum için ailem biraz da benim futbola dair verdiğim kararlara göre yaşamına yön veriyor. Şehre bağlı bir futbol hayali kurmuyorum. Herkes İstanbul’da çalışmak ister ama orada benim prensiplerimi kabul edecek ve beklentilerimi karşılayacak bir takım yoksa Anadolu’da sistemimi uygulayabileceğim, tesisleri güzel ve en önemlisi kendimi rahat ifade edebileceğim bir takım varsa ben o takımı tercih ederim. Ailem de sağ olsun beni destekliyor ve bana ayak uydurabileceklerini dile getiriyor.

Maceracı bir teknik direktör değilim. Savrulmalar yaşamayan, futbol kültürüne sahip ve taraftarından yönetimine, teknik ekibinden futbolcusuna birlik duygusu gelişmiş bir kulüpte çalışmak benim için en değerlisi.

Son olarak sanırım pek cevaplamak istemeyeceğiniz bir soru soracağım size. Hatayspor ile yaptığınız başarılı işler sonrası Yeni Malatyaspor ve Kasımpaşa ile adınız geçiyor. Final maçının ardından da, "Biraz dinlenelim. Düşünüp karar vereceğiz dediniz." Geleceğiniz hakkında neler söylemek istersiniz?

Bazı düşüncelerim var. (Gülüyor.) En önemlisi doğru zamanda doğru yerde olmak. Bunlar hiç kolay kararlar değil. Güzel ve önemli teklifler gelmiyor değil ama ayağımızı yere sağlam basıp düşünmemiz gerekiyor. Hatayspor ile hedeflerimiz örtüşmeye devam edecekse ve yarım kalan işi tamamlama konusunda ciddi bir inanç mevcut olacaksa devam edebiliriz. Fakat Süper Lig’de de rahat çalışabileceğim ve bana güveneceğine inandığım takımların tekliflerini de düşündüğümü belirtmeliyim. Sanıyorum birkaç gün içerisinde kararımı vereceğim.

Tüm bu sözleriniz üzerinden bazı tahminlerde bulunmak zor olmasa gerek?

Şu aşamada resmi imza atmadan herhangi bir tahmini olumlamayı veya konuşmayı tercih etmiyorum.

İsimlerinizin geçtiği camialar dışında başka liglerden teklifler geldiği oldu mu?

Süper Lig takımları haricinde 1. Lig’de de iki önemli takımdan teklif var.