AA

Süper Ligi - Olcay Şahan: Arkadaş değil kardeş gibiyiz

Olcay: Arkadaş değil kardeş gibiyiz
Eurosport

02/01/2013 @ 11:28Güncellendi 02/01/2013 @ 11:39

Beşiktaş'ta ilk yarıda gösterdiği performansla ilk 11'deki yerini sağlamlaştıran Olcay Şahan, TFF'nin resmi yayın organı TamSaha'ya konuştu. Takımdaki havanın çok güzel olduğunu söyleyen Olcay, "Arkadaş değil, kardeş gibiyiz" dedi.

Olcay Şahan röportajının önemli satış başları şu şekilde:

Futbola ilgin nasıl başladı, bir kulübün altyapısına girmeden önce topla ilişkin nasıldı?
Futbola Fortuna Düsseldorf'ta abimin sayesinde başladım. O sırada 6 yaşındaydım. Kulüp abimi seçmelere davet etmişti ve ben de onunla gitmiştim. Kenarda kendi başıma topla oynuyordum. Abime "Bu çocuk kim?" diye sordular. "Kardeşim" cevabını verince, "Seni beğendik, kardeşini de öyle. İkiniz de burada futbol oynamaya başlayın" dediler. Böylece 6 yaşında futbola başladım. 9 yaşındayken Bayer Leverkusen'in altyapısına geçtim. Oradaki ilk senemde ayağım kırıldı. 1 yıldan uzun bir süre futbol oynayamadım. Bayer Leverkusen'de 3.5 yıl kaldıktan sonra Fortuna Düsseldorf'a döndüm, çünkü biraz eksiklerim vardı. 17 yaşına kadar Düsseldorf'ta oynadıktan sonra Mönchengladbach'a transfer oldum.

Neden Türkiye'ye gelmeyi tercih ettin?
Kaiserslautern küme düşünce 2. Lig'de oynamak istemedim. Başka kulüplerden teklifler vardı ama bonservisim yüksek olduğu için transferim gerçekleşmedi. Bunun üzerine Türkiye'deki teklifleri değerlendirmek istedim. İlk teklif Galatasaray'dan geldi. Hatta Galatasaray, Kaiserslautern'le bonservis konusunda anlaştı. Ancak ben düşünmek için süre istedim, çünkü ailece bir karar vermek durumundaydık. Bu arada Kaiserslautern'in sezon başı hazırlıklarına katıldım. Stefan Kuntz beni görünce, "Senin burada ne işin var, biz Galatasaray'la anlaştık, senin şimdi orada olman lâzım" dedi. Ben de kendisine, "Bana kimse bir şey sormadı, ben de Galatasaray'a imza atmadım" karşılığını verdim. Bunun üzerine Kuntz bana kızdı. Hatta 10 numaralı formamı alıp başka bir oyuncuya verdiler. Çünkü paraya ihtiyaçları vardı ve Galatasaray'la 1 milyon euronun üzerinde bir bedele anlaşmışlardı. Bu süreçte Bursaspor da beni istedi. Benim için önemli olan gideceğim kulüpte geleceğimin açık olmasıydı. Tüm bunları düşünürken Beşiktaş'ta Samet Aybaba göreve getirildi. Benim de içimden Beşiktaş'ta oynamak geçiyordu. Çünkü Beşiktaşlıyım. Samet Hoca imza attıktan bir gün sonra beni aradı ve "Seni çok beğeniyorum, takımda görmek istiyorum" dedi. Hiç tereddüt etmeden kabul ettim ve bir-iki gün içinde bu transfer bitti. Galatasaray daha fazla para teklif etmişti ama ben kendi açımdan neresi daha iyi olabilir diye düşündüm ve Beşiktaş'ı tercih ettim.

Beşiktaş'ın "Feda" yılıydı ve kulüp maddi zorluklar yaşıyordu. Transfer kararını verirken bu durum seni düşündürmedi mi?
Ben hocama güvendim. Telefonla konuştuğumuzda bana çok iyi bir his verdi. Ben de karar verirken duygularımla hareket ettim. Bu arada babamı aradım ve "Samet Hoca beni istiyor, ne diyorsun?" diye sordum. O da "Sen nasıl istiyorsan, içinden ne geçiyorsa öyle karar ver. Biz her zaman senin arkandayız" dedi. Ben de "O zaman düşünmeye hiç gerek yok, Beşiktaş'ta oynamak istiyorum" cevabını verdim.

Beşiktaş'a geldiğinde nasıl bir atmosfer buldun? Her ne kadar Türk olsan da Almanya'da doğup büyümüş bir oyuncu olarak adaptasyon sürecinde neler yaşadın?
Dediğiniz gibi her ne kadar Türk olsanız ve Almanya'da Türk örf ve adetleriyle yaşasanız da gelir gelmez Türkiye'ye adapte olmak kolay değildi. Geldiğim gün ilk tanıştığım kişiler tıpkı benim gibi gurbetten gelen Veli Kavlak'la Tanju Kayhan'dı. Onlar da bir yıl önce aynı hisleri yaşadıkları için bana destek oldular. Kaptanımız İbrahim abi de aynı biçimde bana yardımcı oldu. İlk gün yabancılık çektim ama ikinci günden itibaren sanki bu takımın eski oyuncularından birisi gibi oldum. Beşiktaş'ta gerçekten çok sıcak bir yakınlık var ve bu zaten sahaya yansıyor. Arkadaş gibi değil, kardeş gibi bir takım olduğumuzu düşünüyorum.

Beşiktaş'a gelir gelmez ilk on birde forma bulmayı ve bu takımın banko oyuncularından birisi olmayı hayal ediyor muydun?
Kesinlikle hayal ediyordum. Sonuçta ben Bundesliga'da oynayarak buraya geldim. Türkiye'deki birçok oyuncunun hayali olan bir ligde oynadım. Kendime güveniyordum ve formayı alacağımı biliyordum. Futbolda zaman zaman düşüşler yaşansa da kimle rekabet edersem edeyim onu geçip oynayacağıma inanıyordum.

Samet Aybaba ile ilişkilerinden söz eder misin? Hocanın sana yaklaşımı nasıl? Baba-oğul gibi olduğunuzu söyledin ama biraz açalım istersen konuyu...
Samet Hoca bana büyük destek veriyor. Geçtiğimiz haftalarda "Messi benim takımımda olsa Olcay'la çekişir" diye bir açıklaması olmuştu. Ben de onun güvenini boşa çıkarmadım ve Gençlerbirliği maçında attığım golden sonra ona koştum. Hocalarımın hepsinin beni sevdiğini biliyorum ve ben de onları çok seviyorum. Teknik ekibimizin takıma karşı yaptığı çok büyük fedakârlıklar var ve bunu hepimiz görüyoruz. Onun için biz de takım olarak bu fedakârlığa aynı fedakârlıkla karşılık vermek istiyoruz.

Beşiktaş taraftarı senin gibi koşan, çalışan, forması için canını dişine takan oyuncuları sever. Onlarla ilişkilerin nasıl? Tribünden nasıl bir elektrik alıyorsun?
Taraftardan o elektriği henüz yüzde yüz alamadım. Beni sevdiklerini ve o elektriği bir gün alacağımı umuyorum. Gol kaçırdığım için çok eleştiriliyorum. Ama sonuçta o pozisyonlara girebilmek de önemli. Sanırım bu ligde kanat oyuncusu olarak en fazla pozisyona girenlerden birisiyim. Beş golüm ve üç asistim var. Elbette daha iyisi de olabilir ama bugün de kötü olmadığımı düşünüyorum. İnönü Stadı'nın atmosferine gelirsek; daha önce Schalke'ye karşı Olimpiyat Stadı'nda 80 bin kişi önünde oynadığım final maçının atmosferinden söz etmiş ve muhteşem olduğunu söylemiştim. Bir de Kaiserslautern'de oynarken gol attığım bir Dortmund maçı vardı ve orada hissettiklerim de harikaydı. Ama bu ikisini toplayıp Galatasaray'a karşı oynadığımız maçta hissettiklerimle kıyaslarsam İnönü'deki duygularım çok daha üst düzeydeydi. Sonuçta kendi insanlarınızın önünde oynuyorsunuz ve daha çok etkileniyorsunuz. Almanya'da 80 bin kişinin önünde oynamaktansa İnönü'de 30 bin kişinin önünde oynamayı tercih ederim.

Yeniden sahanın içine dönersek, Bundesliga'da oynanan futbolla Süper Lig'deki futbol arasında en temel farklar nedir sana göre?
Almanya'da daha fazla disiplin, daha fazla rekabet var. İki takım arasındaki güç farkı ne olursa olsun zayıf takım 10 kişiyle savunma yapmıyor, iki takım da kendi oyunlarını sergilemeye çalışıyor. Almanya'da daha çok koşuluyor, mücadele ediliyor, Türkiye'de ise futbol daha sert oynanıyor. Almanya'da vücut vücuda mücadeleler daha fazla, burada ise tekmeyle giriyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyespor'la oynadığımız ilk lig maçında bu sertlikten dolayı biraz zorlandım ama Galatasaray maçından itibaren bu sertliğe de alıştım.

Ligimizde hangi oyuncuları beğeniyorsun?
Fernandes'i çok beğeniyorum, Veli'yi beğeniyorum... Ya aslında bizim takımdaki bütün oyuncuları beğeniyorum. Çünkü bu sezon en büyük çıkışı bizim takımdaki oyuncular yaptı. Hugo Almeida, Filip Holosko, Oğuzhan Özyakup, Necip Uysal, İbrahim Toraman ve diğerleri. Ben onları sayabilirim size. Elbette diğer takımlarda da Selçuk İnan gibi çok iyi oyuncular var ama ben Beşiktaş'taki bütün oyuncuların müthiş bir çıkış yakaladığını düşünüyorum.

Beşiktaş beklentilerin aksine şampiyonluk yarışının içinde yer aldı. Oysa kimse sizden böyle bir şey beklemiyordu. Sizin sırrınız ne? Neyi iyi yaptığınızı düşünüyorsunuz?
Bizim sırrımız kardeşliğimiz. Bizi rahatlatan şey de kamuoyunun Beşiktaş'a biraz önce bahsettiğiniz gibi bakması. Hocalarla tek yürek olmamız, birbirimize sahip çıkmamız. Biz başka takımlar gibi 10 milyon euro verip de bir oyuncu alamıyoruz. Ama bence gözden kaçan bir şey var; Beşiktaş'ın her oyuncusu sezon başında şampiyonluk adayı olarak gösterilen Galatasaray veya Fenerbahçe'de rahatlıkla oynar. Yani bizim takımımızda oyuncu kalitesi gibi bir sorun yok. Tek farkımız bizde çok büyük paralar verilerek alınan oyuncu olmaması. Kalite sorunu yaşamayan ve bir yandan da aile havası yakalayan bu kadro, üzerindeki beklenti baskısının da yüksek olmaması sayesinde güzel işler yapıyor.

Bu sezonun ilk yarısı için ligde en mutlu olduğun an hangisiydi?
Birçok oyuncu en mutlu anları için attığı golleri gösterebilir ama benim için en unutulmaz an Galatasaray maçında yaptığım asistti. Çünkü o asist beni çok rahatlattı. Sezonun ilk maçında iyi bir sonuç alamamıştık ve Galatasaray'la oynayacağımız maçta herkes rakibimizi favori gösteriyordu. Skoru 3-2'ye getiren golün asistini yaptığımda çok mutlu oldum. Süper Lig'de benim adımın yazıldığı ilk hareketim buydu. Bir yandan da transferde adımın geçtiği Galatasaray'a karşı asist yapmak önemliydi.

Millî Takım'la ilgili beklentilerin neler?
O kamplarda yaşadığım hisler çok güzeldi ve tekrar yaşayabilmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Millî Takım'da oynamak performansla ilgili. Ben gösterdiğim performansla Abdullah Hocamı zorladığıma ve beni yeniden Millî Takım'a davet edeceğine inanıyorum.