Eurosport

"Onunla yaşadığım her şey ayrı birer anı"

"Onunla yaşadığım her şey ayrı birer anı"

12/04/2019 @ 17:00Güncellendi 12/04/2019 @ 17:54

Can Bartu, Türkiye spor dünyasının en özel insanlarından biriydi. Hem sporcu hem de yorumcu olarak... Dolayısıyla onunla bir şekilde tanışan herkese önemli anılar bıraktı. Fuat Akdağ da bu isimlerden biri. Aramızdan ayrılan Can Bartu'yu Fuat Akdağ'dan dinledik.

  • Can Bartu’yu futbola, spora meraklı birinin tanımaması mümkün değil tabii. Ama benim bireysel olarak onu tanımam 1994 yılında, Can Abi ile birlikte ATV’de program yapmaya başladığımız zaman oldu. O dönem Kenan (Onuk) Abi ATV’nin spor müdürüydü, ben yardımcısıydım. İkimiz ve Can Abi ile program yapmaya başladık. Uzun yıllar birlikte çalıştık, çok güzel programlar ürettik. Can Abi, spor yorumculuğunun çok önemli isimlerinden bir tanesiydi. İnanılmaz bir futbol görüşü vardı. Yaşına rağmen futbolu çok iyi takip eder, çağdaş futbolu çok iyi bilirdi. Futbol zekasından bahsetmeye gerek yok. Her anlamda çok güçlü bir zekâsı vardı.
  • Can Abi çok şahsına münhasır bir insandı. Çok ince zevkleri vardı. Çok seçiciydi, hem de her konuda. Kıyafetinde, ayakkabısında, bilhassa şapkalarında… Şapka kullanmayı çok iyi bilirdi, şahane şapkaları vardı. Çok az sayıda markadan giyinirdi örneğin. Bununla birlikte insan konusunda da çok seçiciydi. Öyle herkesle görüşmez, sohbet etmezdi.
  • Bizim Can Bartu’yla çok anımız oldu. Çok enteresan bir kişilik olduğu için olaylara hepimizden farklı tepkiler veren bir yapısı vardı. Dolayısıyla onunla yaşadığım her şey, yaptığım her program ayrı ayrı birer anı aslında.
  • Fakat içlerinden birini seçmek gerekirse şunu anlatmak isterim: Bir gün onunla stüdyo programı yapıyorduk. Can Abi aklında isim tutmayı sevmezdi. Bir ismi hatırlaması gerektiğinde yayında bize sorardı. “Neydi o çocuğun adı?” diye sorardı, biz de cevap vermeye çalışırdık. Bazen çok zorlanırdık. Örneğin Can Abi, Hollanda Ligi’nden bir maç izlemiş, orada herhangi bir takımdan bir oyuncuyu beğenmiş ama adını hatırlamıyor. Canlı yayında bize soruyor. Hollanda Ligi’nde bir tane sağ bek vardı, adı neydi o çocuğun? diyor mesela. Bilme ihtimalim yok. Sarışın bir çocuktu işte. diye ekliyor. Eh Can Abi, Hollandalı bu adam, zaten genelde sarışın oluyorlar. Ne desen olmuyor. İsmi öğrenene kadar bekliyor. Bizden cevap alamayınca en son kameramana sordu. Kameraman, ya bu (beni göstererek) bilmiyor. dedi. Kameraman da denk gelmiş maçı seyretmiş, oyuncunun adını söyledi. Çok utandım o an.
Can Bartu
  • Keyfi yerinde olduğu zaman bizi etrafında toplar, kendi yaşadığı anıları anlatırdı. En enteresanlarından birini anlatayım: Can Abi milli takım kampındaymış. Tabii kampın efendisi kendisi. Ona sorulmadan kampta kuş uçmazmış. Bir de meşhur bir öğle sonrası uykusu vardır Can Bartu’nun. Yine o uykulardan birindeyken uyandırılmış. Kampta iki ziyaretçisi olduğunu, onunla tanışmak istediklerini söylemişler. Aşağı inmiş, Can Abi ile masa tenisi oynamak istemişler. “Oynadık, birini yendim ben.” dedi. Şaşırmışlar. “Niye şaşırıyorsun kardeşim, iyi oynarım ben bu oyunu.” demiş. Daha sonra diğer kişi de oynamak istemiş. “Onu da yendim. Çocuklar meğerse Masa Tenisi Milli Takımı oyuncularıymış.” dedi. Gerçekten çok yetenekli bir adamdı. Futbol ve basketbolu birlikte oynadığı hep anlatılır. Spor konusunda inanılmaz yetenekleri olan biriydi. Masa Tenisi Milli Takımı oyuncularını, onların kim olduğunu bilmeden yenebiliyordu yani.
  • Bir gün Gökmen Özdenak, bizim bir yayınımızda fötr şapka takmıştı. Ertesi gün Can Abi beni aradı. "Gökmen yayında şapka takmış." dedi. "Evet abi." dedim. "Tamam." dedi. Aradan birkaç gün geçti, Can Bartu programa geldi. Gökmen Özdenak’ın taktığından daha büyük, daha havalı bir şapka takmış. "Şapka öyle takılmaz, böyle takılır." dedi, yayına o da şapkayla çıktı.
  • Ben bir yayında "Genç spor yazarlarının önü açılması lazım. Artık eski yazarlar, eski performanslarını sürdüremiyorlar, yoruluyorlar." dedim. Bunu tam olarak niye söylediğimi bilmiyorum, o gün konjonktür gereği bunu söyleme gereği duymuşum. Bunu üzerine alınmış ve bu yüzden bana küsmüş. Ne yapsam barışmıyor, telefonla arıyorum açmıyor, aynı ortamda olduğumuzda beni görmezden geliyor. O küsme süresi iki yıl civarı sürdü. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Sonra bir gün telefon açtı bir şey sormak için. Barıştığımız için çocuk gibi sevinmiştim.

Hazırlayan: Enes KANBUR