Getty Images

Brian Rapinoe neden kardeşi Megan’ın en büyük umudu ve hayal kırklığı?

Brian Rapinoe neden kardeşi Megan’ın en büyük umudu ve hayal kırklığı?

09/07/2019 @ 17:59

ABD Milli Takımı'nın şampiyonluğuyla sonuçlanan 2019 Kadınlar Dünya Kupası'nda en değerli oyuncu ödülüne layık görülen Megan Rapinoe, ulusal yayında abisi Brian’ın doğum gününü kutladı ve aldığı ödülü ona adadı. Zira Megan'ın saha içi ve dışındaki karakterinin oluşumunda Brian'ın rolü çok büyük, her ne kadar iyi bir rol model olamasa da...


FIFA Kadınlar Dünya Kupası'nda zafere ABD ulaşırken, takımın 34 yaşındaki yıldızı Megan Rapinoe finale de damgasını vurdu. ABD'nin üst üste ikinci, toplamda dördüncü Dünya Kupası zaferinin mimarlarından olan Rapinoe ödüle boğulurken, Donald Trump ile arasındaki polemik de yeniden akıllara geldi.

Megan Rapinoe daha önce, ırkçı yaklaşımları nedeniyle ABD Başkanı Trump'ı hedef alan açıklamalar yaparak gündeme oturmuştu. Afro-Amerikalılara karşı uygulanan sistematik ırkçı eylemlere karşı, NFL maçları öncesi ulusal marş sırasında diz çökerek protestoda bulunan Colin Kaepernick gibi, Rapinoe da milli marşı söylemeyerek ve takım arkadaşlarının aksine elini kalbine götürmeyerek tepkisini göstermişti. 34 yaşındaki futbolcu, "Sanırım artık bir daha asla milli marş okunduğu sırada elimi kalbime götürmeyeceğim. Eğer kupayı kazanırsak o lanet Beyaz Saray'a gitmeyeceğim." ifadelerini kullanmıştı. Trump ise bu sözlere "Önce işini bitirsin. Bu şekilde konuşmadan önce bir şeyler kazanmalı." karşılığını vermiş ve "Megan ülkemize, bayrağımıza ve Beyaz Saray'a asla saygısızlık yapmamalı." yorumunda bulunmuştu. Trump’a adeta sahada cevap veren Rapinoe’nun ırkçılık konusunda bu denli hassas olmasının arka planında ise abisiyle yaşadıkları yatıyor...

2019 Kadınlar Dünya Kupası finalinden yalnızca birkaç gün önce Brian Rapinoe, kardeşi Megan'a şakayla karışık bir mesaj gönderdi: "Megs, beni yanında götürüp Fransa yolculuğumu karşılamadığın için kalbim kırıldı."

Megan’ın yanıtı ise gecikmedi: "Evet sorma, seni bir ay boyunca şımartamadığım için üzgünüm."

Stade Auguste-Delaune’da ABD-Tayland maçı öncesi Rapinoe ailesinin Brian dışındaki tüm fertleri tribünde yerlerini almıştı; Brian ise elektronik kelepçesini şarj etmiş, San Diego Topluma Geri Kazandırma Programı’ndan (mahkumların cezalarının son 12 ayında derslere girerek hapishane dışında yaşamasına olanak sağlayan bir rehabilitasyon programı) arkadaşlarıyla toplanarak maçın başlamasını beklemeye koyulmuştu. Megan’ın daha önce oynadığı iki Dünya Kupası'nı hapishanede seyreden Brian, kendine kız kardeşinin oynayacağı üçüncü Dünya Kupası'nı dışarıda seyredeceğine dair söz vermişti ve sözünü de tuttu.

Megan takımı adına 9. golü kaydettikten sonra yedek kulübesine doğru koşup o çok "tartışılan" gol sevincini yaptı. Birçoklarına göre rakibe yapılmış bir "saygısızlık" olan bu sevinç sürerken, rehabilitasyon programının yurdunda coşku tavandaydı. Ekranda Megan’ın yüzü varken aralarından biri bağırdı:

“Lanet olsun, bu Brian!”

Birbirilerine çok benzer yüz hatlarına sahip bu iki kardeşin tek ortak noktaları bu değil; karizmaları, zekaları ve espri anlayışları da çok benzer nitelikte. Bu benzerliklerin yanında ciddi farklılıklar gösterdiklerini de görmezden gelemeyiz. 15 yaşındayken Brian ilk kez okulda uyuşturucuyla yakalandı ve o günden beri birçok kez tutuklanıp salıverildi. Megan’sa 15 yaşındayken ilk kez A.B.D 17 Yaş Altı Kadın Milli Takımı'nda oynamaya başladı ve futbol sayesinde dünyayı dolaşmaya başladı. Genç bir mahkum ve çete üyesiyken Brian vücudunu, bugünlerde pişman olduğu Gamalı Haç dövmeleriyle donatırken; Megan ırklararası eşitsizliğe dikkat çekmek amacıyla başlatılan "diz çökme" protestosuna katılan ilk ünlü beyaz sporcu oluyordu.

Megan Rapinoe

Hayatta seçtikleri farklı yollara rağmen iki kardeş iletişimlerini hiç koparmadı. Kardeşiyle ilgili görüşleri sorulan Brian şunları söylüyor:

"Ona çok büyük saygı duyuyorum. Sadece futbolda en iyisi olduğu için değil, inandığı şeylerin arkasında durabildiği ve dünyadaki adaletsizliklere karşı ses çıkarabildiği için. Küçükken ben onun kahramanıydım ama artık şüphesiz o benim kahramanım."

Çocukluk dönemlerinde Megan ve ikiz kardeşi, abileri Brian’a adeta tapıyordu. Brian onların şakacı ve karizmatik kahramanıydı. İkizlerin üç kardeşi daha vardı ancak hiçbiri onları Brian kadar güldüremiyordu. Çocukken Brian, bildiği her şeyi ikiz kardeşlerine öğretmeye çalışıyordu. Megan’ı dört yaşında futbolla tanıştıran ve eğiten de Brian’dan başkası değildi.

Megan abisi hakkında şunları söylüyor: "Ona tapıyordum. Brian sol kanatta oynuyordu, ben de sol kanatta oynamaya başladım. O, 7 numaralı formayı giyiyordu, ben de 7 numara giymeye başladım. Saçımı bile onun gibi tıraş ettiriyordum."

Brian 12 yaşında uyuşturucu kullanmaya başladığında o dönem yedi yaşındaki Megan’ın kafası karışmıştı. Kahramanı neden bunu yapıyordu? Bu sorunun cevabını Brian hâlâ net olarak cevaplayamıyor ve şunları söylüyor:

"Baştan beri bu pisliğe bağlanmıştım. Bir uyuşturucu hep bir sonrakinin kapısını araladı. Sanırım hızlı yaşama fikri aklımı çelmişti."

Megan abisine uyuşturucuyu bırakmasını söyledi ancak maalesef bu konuda bir şeyleri değiştirebileceğine inanacak kadar gençti. Üç yıl sonra ailesi bir gün Megan’a abisinin tutuklandığını söylediğinde tüm gece ağladı. Kahramanı ıslahevine gidiyordu.

Brian Rapinoe & Megan Rapinoe

Brian ıslahevi yılları başladığında kardeşlerinin kendisiyle ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:

"Yıllar boyunca Megan ve Rachel bana karşı öfkeliydi. Beni hâlâ seviyorlardı, hâlâ benimle ilgileniyorlardı. Ancak bir yandan yaptığım hiçbir şeyi tasvip etmiyorlardı."

18 yaşına geldiğinde Brian uyuşturucunun pençesine iyice düşmüştü ve çok daha umursamaz biri hâline gelmişti. Otomobil hırsızlığı ve adam yaralama gibi suçlardan hüküm giyen Brian artık yetişkin biriydi ve ıslahevi günleri onun için sona ermişti; yeni adresi hapishane olacaktı. Hapishanede geçirdiği kısa sürede vücudunun çeşitli bölgelerine Gamalı Haç dövmeleri bile yaptırmıştı.

Yaptırdığı bu dövmeler aileyi bir kez daha yıktı. Konuya ilişkin anne Denise Rapinoe şunları söylüyor:

"Ön yargılar ve ırkçılık... Bunlar onun yetiştirilme tarzına tamamen zıt. O böyle bir çocuk değildi. Onun doğasında sevgi var."

Brian açısından bakınca bu dövmeler ırkçılıkla ilgili değildi; hapishanede hayatta kalabilmekle alakalıydı. Kendi tabiriyle “hapishane kültürüne uyum” sağlamalıydı.

Megan da en az annesi kadar üzgündü: "Dövmelerin korkunç olduğunu düşünmüştüm. Hâlâ öyle düşünüyorum ama bir yandan anlayabiliyorum. Hapishaneye ilk gittiğinde kimlik arayışı içerisinde hayatta kalmaya çalışıyordu."

Hapishanede geçirdiği yıllarda Brian giderek daha fazla çete hayatının içine giriyordu. Uyuşturucu bulundurmak ve diğer mahkumlara saldırmak gibi suçlardan dolayı tutuklu kaldığı 16 yılın sekizini tek başına hücre cezasıyla geçirdi.

Hücrede kaldığı yıllar, ona düşüncelerini gözden geçirmesi için olanak yarattı. Hapishanede mahkumlar genellikle ayrı gruplar hâlinde yaşarken, hücre cezası alanlar için bu mümkün değildi. Her mahkumun bir saatlik avlu izni vardı ve Brian’ın kimlik arayışıyla yaptıklarının ne kadar anlamsız olduğunu anladığı yer tam da bu avluydu. Brian, konuya ilişkin görüşleri şunlar:

"Tecrit edilmiş mahkumların avlu saatlerinde, kendi mahallenden olmayan ve farklı ırktan insanlarla ilişki kurmak zorunda kalıyorsun. Ortak ne kadar çok şeyinin olduğunu fark etmen çok sürmüyor."

Brian’ın fikirlerinin değişmesine olanak sağlayan olayların başlangıcı, yan hücresine tecrit edilen Sanyika Shakur’la arkadaşlık kurması oldu. Siyahi bir aktivist olan Shakur, Brian’a okuması için kendi yazdığı makaleleri veriyordu. Çoğunlukla ırkçılıkla ilgili olan yazılar Brian’ın da görüşlerini temelden değiştirmişti. 2010 yılında tahliye olan ve ırkçı simgeler içeren dövmelerinden pişman olan Brian, yüzündeki dövmeleri sildirdi. O dövmeler artık onu temsil etmiyordu ancak hâlâ uyuşturucu kullanıyordu ve bu bağımlılık ona sadece bir yıl sonra tekrar hapishane yollarını açmıştı. Brian bu sefer de uyuşturucu satarken yakalanmıştı.

Haziran 2011’de avluda arkadaşlarıyla volta atarken Brian’ın konuşacak yeni bir şeyi vardı: Kardeşi, Dünya Kupası’nda oynayacaktı ve bunu herkese izletecekti.

Megan Rapinoe

15 inçlik televizyon, hücresinin bulunduğu koridorun diğer tarafında 30 metre uzaklıktaydı. 60 tane kitabı üst üste koyup çarşafla birbirine bağladı, televizyonu hücresinden izleyebilmesinin tek yolu buydu. Megan, Kolombiya karşısında takımını öne geçiren golü kaydettikten sonra korner direğine doğru koştu, bir kameramandan mikronunu aldı ve "Born in the USA" şarkısını söylemeye başladı. Hücrelerinden maçı izleyen mahkumlar bundan oldukça keyif almıştı, çünkü Brian o koridorun şarkıcısıydı ve o şarkı Brian’ın en çok söylediği şarkıydı. Bu olaydan epey etkilenen Brian maçın hemen ardından annesiyle telefonda konuştu ve şunu söyledi:

"Orada olamamak acı veriyor."

Dört yıl sonrasında yine bir Dünya Kupası döneminde Brian tekrar hücre cezası almış, kardeşini uzaktan takip ediyordu. Bu sefer kardeşi ve arkadaşları dünya şampiyonuydu. Brian için bu, yaşadığı en zor zamanlardı. Kardeşinin yanında bu başarısını kutlayamamak, onun yanında olamamak Brian’ı hayata dair düşünmeye sevk ediyordu. Küçük kardeşi inandıkları uğruna ABD Başkanı'na bile kafa tutabilecek kadar güçlüyken, o tüm hayatını mahveden illetten kurtulamamıştı. Kararını verdi; uyuşturucuyu bırakacak ve ailesiyle geçirebileceği bir anıdan artık mahrum kalmayacaktı.

Öyle de yaptı. Kendine verdiği sözü tutan Brian, iyi hâl gösteren mahkumların yararlanabildiği rehabilitasyon programına katılarak cezasının son bir senesi derslere girerek denetim altında, hapishane dışında geçirmeye başladı. Her şeyden önemlisi artık uyuşturucuyu bırakmıştı. Bu dönemde en büyük yardımcısı elbette kardeşi Megan’dı. Yaptıkları derin sohbetlerde sık sık Megan’ın ulusal marşlarda yaptığı "diz çökme" protestosundan konuştular. Çok farklı yollardan da olsa aynı sonuca ulaştıklarını gördükten sonra ilişkileri de başka bir boyut aldı.

ABD Milli Takımı turnuva için Fransa’dayken Brian ve Megan her gün telefonlaşıp heyecanlarını paylaştılar. Final maçından bir gün önceyse şu mesajları birbirilerine yolladılar:

- Hatırlayabildiğim en heyecanlı dönem bu. Rehabilitasyon, dersler VE SEN!

- İnsanlar hep neyin beni futbola sürüklediğini soruyor… Tabi ki sen şapşal!

- Neyse ki karizmatik bir spor yapıyordum… Ya bilek güreşi sevseydim?

- Tanrım, beni bitirirdin...

- Artık biraz dinlen. Seni seviyorum.

- Ben de seni kahramanım...

Hazırlayan: Kemal AKDOĞAN