PA Sport

Büyük altılı sezon değerlendirmesi - Tottenham Hotspur

Büyük altılı sezon değerlendirmesi - Tottenham Hotspur

16/05/2019 @ 13:38

Sakatlıklar, cimri bir başkan, ülkesiyle kupayı kazanamazsa 21 ay askerliğe gitmek zorunda kalacak bir futbolcu ve tarihi bir geri dönüşle gelen Şampiyonlar Ligi finali. Yaşanabilecek bütün olumsuzlukları ve mucizeleri aynı sezonda yaşayan Tottenham Hotspur’un bu sezon yaşadıklarını Mert Demircioğlu değerlendirdi.

Para harcamayı sevmeyen bir başkan, inşaatı devam eden bir stadyum, hareketsiz geçen bir yaz transfer dönemi, büyük takımların radarına giren bir menajer ve oyuncular... Tottenham’da sezon öncesinin özetini böyle çıkarabiliriz. Geçen seneki kadrosunu koruyarak sezona başlayan Spurs’te en büyük beklenti belki de yeni stadyum inşaatını bitirmek ve transfer yapabilmekti. Yoğun tempoda geçecek sezona rakiplerine oranla daha dar bir rotasyonla başlayan Spurs’te hedef Premier League’de ilk dörde girebilmek, Şampiyonlar Ligi’nde de en azından çeyrek final görebilmekti. City’nin 100 puanlık olağanüstü sezonundan sonra şampiyonluk hayali kurmanın gerçekçi olmadığını bildikleri için ikincilik makul hedef gibi gözüküyordu. Dar rotasyonun getirdiği avantajlar ve dezavantajlarla beraber Spurs sezona biraz belirsiz, biraz da umutlu bir başlangıç yaptı.

Lige iyi bir giriş yapmasına rağmen Spurs -sezonun ilerleyen dönemlerinde başına geleceklerin bir ön gösterimi misali- savunmadaki lideri Jan Vertonghen’in sakatlığıyla sarsıldı. Mauricio Pochettino’nun dar rotasyonda yeni oyuncular çıkarma ve onlara doğru roller verme mücadelesi de başlamış oldu. Sezon içerisinde çokça üçlü ve dörtlü savunma deneyen Pochettino, Tottenham'da geçirdiği yılların karşılığını alacaktı: Takımıyla artık kan bağına sahip olan Arjantinli hoca, hangi oyuncudan ne zaman verim alabileceğini çok iyi biliyordu.

Kasım ayının başına kadar ligde 9 puan kaybeden Spurs, tempo bulmaya başlıyordu. Ancak bu dokuz puandan altısını "büyük altılı"daki iki rakibi Liverpool ve Manchester City'ye kaptırması onların seviyesini sorgulatıyordu. "Acaba Spurs, üst sıralar için mücadele edebilir mi?" soruları soruluyordu. Şampiyonlar Ligi'nde de Barcelona, Inter ve PSV ile eşleşen Kuzey Londra ekibi için işler orada da pek iyi gitmiyordu. Son dakikada gelen Inter mağlubiyeti, ardından iç sahadaki ağır Barcelona mağlubiyeti ve grubun en zayıf halkası PSV ile berabere kalınması Pochettino’nun başını ağrıtmaya başlamıştı. 3 Kasım’da oynanan Wolves maçı Spurs için çok kritik bir hâl aldı. Maçın hemen başında Mousa Dembele’nin sakatlanmasıyla, İngiltere’den ayrılmayan kara bulutlar Tottenham’ın üzerine özel bir yolculuğa çıktı. Ancak Pochettino, belalısı bulutlarla nasıl başa çıkılacağını çok iyi biliyordu. Dembele yerine gözden çıkarılmış Moussa Sissoko’yu 11’e monte etti. Aralık ayının sonuna kadar Sissoko’dan inanılmaz bir verim alan Pochettino, birkaç maç hariç bu sistemini bozmadı ve üst üste galibiyetler aldı. Bu süreçte ezeli rakipleri Arsenal’a kaybetmeleri kendilerini psikolojik olarak yaralasa da hemen toparlandılar.

Heung-Min Son & Moussa Sissoko (Tottenham Hotspur)

2019’a girerken Spurs ligde üçüncü sıradaydı. Hatta 2018’in son maçında Wolves’a kendi evlerinde kaybetmemiş olsalar yeni yıla ikinci sırada girmiş olacaklardı. Ocak ayının ortasında Heung-min Son’un Güney Kore ile Asya Kupası’na katılması sebebiyle beş maç kaçıracağı Spurs’te gergin bir bekleyiş oluştu. Yine de Pochettino, form tutmuş takımından umutluydu. Harry Kane gollerini atıyor, Christian Eriksen ve Dele Alli de performanslarıyla göz dolduruyordu. Ancak 13 Ocak’ta Manchester United’la karşılaşan Spurs sadece bu maçı değil, Kane ve Sissoko’yu da kaybetti. "Büyük altılı"ya karşı o ana kadar galibiyeti bulunmayan Spurs, United'a da boyun eğmiş ve çok önemli iki oyuncusunu sakatlığa kurban vermişti. Üst üste oynanan İngiltere Lig Kupası ve FA Cup maçları da kaybedilince Tottenham'ın elinde sadece Premier League ve Şampiyonlar Ligi kalmış oldu. Aslında Pochettino için bu çok kötü bir durum değildi. Dar rotasyonla girilen sezona bir de kilit oyuncuların sakatlıkları eklenince takımın yeni hedefi, daha prestijli turnuvalarda alınabilecek maksimum başarı olmuştu. Asya Kupası'nı kazanarak Güney Kore'de askerlik yapmaktan kurtulan Son da takıma dönüyordu.

Sezonun yarısı geride kalırken ligde şampiyonluk için bile şansını sürdüren Spurs, o andan sonra -sakatlıkların da etkisiyle- ortaya koyduğu istikrarsız performansla ikincilik şansını dahi kaçırdı. Sürekli rotasyona başvurulması sebebiyle oyuncuların form yakalamakta zorlandığı Tottenham, her şeye rağmen Şampiyonlar Ligi'nde gruptan ikinci çıkıp ikinci turda eşleştiği Borussia Dortmund’u iki maçta da mağlup etti ve çeyrek finalde, ligdeki belalılarından City ile eşleşti. İç sahada oynanan ilk maçta neredeyse tam kadro sahaya çıkan Spurs maçı 1-0 kazandı; ancak Kane’i yine bilek sakatlığına kurban verdi. Sezonu kapattığı düşünülen Kane’in yerine geçecek isimse, geldiği günden bu yana yedek kulübesine hapsolan Lucas Moura olacaktı. Rövanş maçına Kane’siz çıkan Spurs, gol düellosuna sahne olan karşılaşmayı 4-3 kaybetmesine karşın deplasman golü avantajıyla yarı finale adını yazdırdı.

Lucas Moura - Tottenham Hotspur

Ligde artık üçüncülüğünü korumak için maçlara çıkan Spurs, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde ise sezonun peri masalı kahramanı Ajax’la eşleşti. Futbol romantiklerinin Ajax’ı desteklediği bu eşleşmede Spurs tarih yazacaktı. İlk maçı deplasmanda 1-0 kazanan Ajax, evindeki rövanşta da ilk yarıyı iki gollü üstünlükle kapamıştı. Artık herkes Ajax’ın finale çıkış hikâyesini yazmak için hazırlıklara başlamıştı. Kimse bir önceki gün Liverpool’un Barcelona karşısında yaptığı gibi bir geri dönüş beklemiyordu. Ancak Spurs herkesi yanılttı; ikinci yarı Lucas Moura’nın golleriyle eşitliği sağlayan Spurs, son saniyelerde tarihi zaferi yazmak için mürekkebi yine Brezilyalı futbolcudan alacaktı.

Sezon boyunca sakatlıklardan en çok başı ağrıyan kulüplerden olan Spurs, tarihi bir sezonun yaşandığı Premier League’i, son dönemeçte kaybettiği puanlar yüzünden dördüncü tamamladı. Şampiyonlar Ligi’nde ise kimsenin beklemediği bir başarıya imza atarak finalde Liverpool’un rakibi oldu. Sezonun kritik anlarında formunun zirvesine çıkan Mauricio Pochettino, yılın menajeri ödülünü alamasa da gönlümüze taht kurdu. Hâlâ sakatlıklarla uğraşsa da artık stadyum inşaatını tamamlayan Tottenham, para harcamayı sevmeyen başkanlarına yatırım yapmasını teşvik edecek bir başarı sundu. Yazın transfer dedikodularında yine sıkça adını duyacağımız oyuncuları olsa da, kadro korunup üzerine Pochettino’nun istediği transferler yapılabilirse Spurs önümüzdeki sezon Liverpool ve City’nin en ciddi rakibi olabilir. Sezon içinde Fernando Llorente’den bile verim alabilen Pochettino'nun, istediği transferler gerçekleşmesi hâlinde neler yapabileceğini düşünmek şimdiden büyük heyecan yaratıyor.