AFP

Günün tarihi: Büyücü

Günün tarihi: Büyücü
Eurosport

23/02/2012 @ 09:05Güncellendi 23/02/2012 @ 11:00

Kimileri için 30 yaş, artık emeklilik çanlarının çaldığına işarettir futbolda. Bunun bir antitezi varsa o da Sir Stanley Matthews'dur... Ali Murat Hamarat tam 50'sine kadar yeşil sahalarda şiir yazan İngilizi kaleme aldı.

23 Şubat… Aslında sıradan bir gün, tarihten bir yaprak. Ancak bu satırların yazarının gönlünü çelen kimilerinin doğduğu, bazılarının öldüğü bir gün. En sevdiği bestecilerden George Frideric Handel doğmuş, en hüzünlü çello konçertosunu bestelemiş Edward Elgar ölmüş. Hep öykündüğü 17’sinde Miles Davis’le çalışmaya başladığında kulüplerde çalamayan, albüm kayıtlarında olan davul piri Tony Williams 1997’de, babasının hiç izlemediği halde saatlerce anlattığı Sir Stanley Matthews ise 2000’de vefat etmiş. Müdürden aldığımız izin doğrultusunda daha da yazıyı bulandırmadan, bu günde, en azından birisi için özel günde ustanın anısına hürmetle…

Bundan 12 yıl önce yaşama gözlerini yuman Sir Stanley Matthews, Hanley’de doğdu. Hanley’in dövüşen berberi Jack Matthews’un üçüncü oğlu olarak 1915’te dünyaya merhaba diyen küçük Stanley, ağır disiplinle büyütülmüştü. İngiliz veletleriyle Gallerli okul çocuklarını bir araya getiren maçta sahne aldığında henüz 18’sinde bile değildi. Yaptıkları yapacaklarının teminatı olacaktı. İlk durağı bugün Tuncay’ın top koşturduğu Stoke City olmuştu.

Ağzına alkol koymayan bir vejetaryendi o. Savaşçı değildi. Ayağına çok yakışan topla birlikte sergiledikleri nedeniyle driplingin büyücüsü ilan edilse de, basının takdirini kazanacağı günler yakındı.

1938’de ölümsüz sağ açık transfer olmak isteyince, Stoke karışmıştı. Üç binden fazla taraftar onun için yürüdü, açılan pankartlar büyücünün kalmasını sağlamıştı. Araya giren İkinci Dünya Savaşı’nda orduda savaşmıştı. Kimi zaman gösteri maçlarında sahne alsa da, askerdi artık. Otuzunda savaş bitti. Daha ne kadar oynayabilirdi ki…

Imago

1948’de İtalya karşısında markajcısını geçip korner bayrağında terini silen usta, saçlarını düzeltmişti. Tabii bu an sahadakiler tarafından “Matthews cebinden çıkardığı tarakla, saçlarını taramıştı” şeklinde yorumlanmıştı. İngiliz Futbol Yazarları Birliği’nin ilk yılın en iyi oyuncusunu da bu sene kazanması kimseyi şaşırtmadı.

1953’te dünyanın en köklü futbol organizasyonu Federasyon Kupası’nı kaldırdığında, driplingin büyücüsü 38 yaşındaydı. Kraliçe olmasına daha bir ay olan İkinci Elizabeth’in hayatında gittiği ilk futbol maçının son çeyreğinde esen Blackpool fırtınası, akıllara durgunluk vermişti.

Bitime 25 dakika kala Bolton 3-1 öndeydi. Kırk yaşına merdiven dayamış bir adamın azmi maçı çeviriyordu. Mortensen hat-trick yaparken, bizimkisi Bolton'u dağıtıyordu. Futbol literatüründe de maç Matthews Finali olarak anılıyordu.

29 Eylül 1934’ten 15 Mayıs 1957’ye kadar 23 yıl İngiltere için görev yapan Matthews, 1950 Dünya Kupası’nda bir defa sahne alabilmişti. İsviçre’de düzenlenen bir sonraki şampiyonada çeyrek final gören futbolun beşiğinin yine sağ açığı ondan soruluyordu. 1955’te İskoçlara karşı 40 yaşında oynarken, 1958’de zamanda donan Busby’nin Bebekleri’nden Duncan Edwards ilk kez milli oluyordu. İşin garibi biricik Duncan, Matthews’ın ilk milli formayı terlettiği günden sonra doğmuştu.

1956’da tarihin ilk Ballon D’or Ödülü’nü evdeki camekânın içine yerleştiren Büyücü, 46’sında kürkçü dükkânı Stoke’a döndü. Aman ne olacak demeyin, takımını yeniden birinci kümeye çıkardı, kariyerinde ikinci defa yılın oyuncusu seçildi.12 aylık bir diz sakatlığını müteakip tekrar formasına kavuştuğunda 50’sini devirmişti. Kendisine göre erken olsa da, 1965’te futbolu bırakmıştı. Büyük ustanın jübilesine gelen 35 bini aşkın kişi Yaşin, Puskas, Di Stefano gibi aşık olduğumuz oyunun ilahlarına yakından şahitlik etmişti.

Yine 1965’te Kraliyet tarafından taltif edilen Matthews, Sir unvanının verildiği ilk futbolcu olmuştu. Kraliçe, ilk gittiği futbol maçının kahramanını şövalye ilan etmişti, çok da büyütmemeli!

AFP

Öldüğü haberi İngiltere-Arjantin hazırlık maçı öncesinde duyuruldu, cenazesine İngiliz futbolunun bütün efsaneleri katıldı. Ama belki de cenaze kortejini uğurlamak için sokaklarda toplanan 100 binden aşkın kişi her şeyi özetliyordu. Stoke on Trent’te hayat durmuştu. Külleri Stoke City’nin yeni yuvası Britannia Stadyumu’nun ortasına gömülmüştü.

Hem Britannia’nın oraya, hem de Hanley’in göbeğine dikilen heykeller, onu yıllarca izlemiş insanların koca çınara küçücük bir armağanı gibiydi. O, oyunun güzelliğiydi. Bazı insanların yaşam süresinden uzununu geçirdiği sahalarda, sportmenlik ve centilmenliğin şahikası olmuş, bütün dünya tarafından saygıyla karşılanmıştı.

Kariyeri boyunca kart görmemiş, sahadan atılmamıştı Matthews. Sadece kendi topraklarında tapılan bir oyuncudan çok daha ötesi olmuştu. Bir başka futbol efsanesi Brian Clough’ın futbola gönül verdiği dönemlerde, Ada’nın ilahı Sir’den başkası değildi. Berti Vogts’a göre gerçek bir futbol dahisi olan Matthews, sadece 20 Sterlin’e top oynamıştı. Bu konuda şaşkınlığını gizleyemeyen Gianfranco Zola, Büyücü’nün İngiliz Merkez Bankası’ndaki bütün paraya eşdeğer olacağını söylemişti.

İngilizlerin unutulmaz file bekçisi Gordon Banks’in de dediği gibi onun adı futbolla özdeşleşmişti. Sağ kanatta yaptıklarıyla müseccel marka olan Matthews’ın masallarıyla büyümüş birisinin çocukluğunun en önemli kahramanlarından biriydi o. Hiç izlemediği halde, onu anlatırken gözleri ışıldayan bir babanın, oğluna bıraktığı futbol aşkının cisimleşmiş haliydi. Anlatan nereden bilebilirdi, anlattığından çok daha evvel göçeceğini…

Hâlâ rüyalarımda Matthews sağdan akıyor, Garrincha ile aynı kanattan bindiriyor. Best en güzel çalımları atıyor, Puskas soluyla gömüyor. Metin havada asılı kalıp kalenin fotoğrafını çekiyor, Lefter uzaktan kaleyi buluyor. Af buyurun, Di Stefano, kıçıyla bile gol atıyor!