Eurosport

Ligue 1 notları #6

Ligue 1 notları #6

04/10/2019 @ 13:42Güncellendi 04/10/2019 @ 13:45

Ozan Can Sülüm, Fransa Ligue 1'in sekizinci haftasında olup bitenleri yazıyor.

Bir fark. PSG’nin oyunu artık bir fark. Eskiden rakiplerinden fersah fersah ötede olan takım şu anda bir fark ötede. Evet savunma güvenliği müthiş. E iki stoper üstüne merkeze Marquinhos ve Gueye, bir de Verratti koyunca bir zahmet olsun. Altılı bir hat önünde aşırı yetenekli uç oyuncuları gitsin gol atsın, biz gol yemeyelim diyor Tuchel. Fakat bence bunu yapmak için yeterli hücum planı yok. Ha nedir, Mbappe-Di Maria-Neymar-Icardi falan bir şekilde gol atarız bir demeye getiriyor anladığım kadarıyla. Ancak Katar yatırımı geldiğinden beri en kabız, en kısır, en uyuz ve izlemesi en keyifsiz PSG’yi yarattı, kendisine helal olsun. Lige son galibiyetler 1-0, son 15 dakikada, Galatasaray maçında ise rahatlıkla puan kaptırabilirdi takım. Presnel Kimpembe Galatasaray maçında 19 ikili mücadele kazandı. Bu çocuk varken cidden Diallo çok sakat duruyor. Ha Kimpembe’nin de arızaları var kabul ama al işte sol stoper, ayağı da güzel. PSG’yle ilgili son not, Sarabia hâlâ felaket ve acilen hücumcuların iyileşmesi gerekiyor. Oradan sonra göreceğiz ağır mı konuşuyoruz yoksa iyi mi geçiriyoruz.

Ben Lyon’u da anlamadım. Hafta sonunda hiçbir şey oynamadan içeride Nantes’a kaybediyorsun, ki bu aynı zamanda üst üste yedinci maçta kazanamaman anlamına geliyor. Bu da 1996’dan beri en kötü serinin de ilanı oluyor... E sonra gidip sezon başında uçan kaçan Leipzig’i deplasmanda yendiler. Tamam Werner kaçırdı, tamam Schalke maçında felaketti Leipzig veya savunmanın oynaklıkları var da, e abi Lyon bir şey oynamıyor ki yenebilsin. Vallahi anlamadım. Olmayan şeylerden birincisi bence merkez. Aouar-Mendes-Reine-Adelaide üçlüsü (evet üç kişi onlar) aşırı yumuşak. Hele ki Fransa gibi sert ve atlet bir ligde. Memphis’in arkasını hiç sallamamasıyla birlikte aşırı ofansif ve karşı koyamaz kalıyorlar rakiplerine karşı. Bence Sylvinho da üçlü mü oynasam, kanat bek mi kullansam, merkezi mi çoklasam diye hâlâ düşünüyor. Bulana kadar kovulma ihitmali var, hafta sonu Rhone derbisi var çünkü, adamı öldürürler.

Sylvinho, O.Lyon antrenörü

Slimani Sporting’de oynarken kompe bir forvet gibi görünüyordu. Topu alıp saklıyor, beklerini kanatlarını falan oyuna katıyor, hatta Adrien’le yayda varyasyonlar yapıp gol çıkarıyordu. Kanattaydı, yaydaydı, bilmem neredeydi… Ama böyle bi’ şey de değildi be kardeşim. Robert Lewandowski oldu adam. 63 kez topla buluşmuş, yedi şut çekmiş, iki dripling, üç top kapma, bir gol ve üç asist. Ben Yedder’le birbirilerini bu kadar iyi besliyor olmaları, neredeyse yıllardır birbirileriyle oynuyorlarmış görünmeleri falan çok acayip. Ha Brest felaketti, karşıda rakip yok gibiydi vs. ama Slimani’nin bu hâli ve Bakayoko’nun eskiye dönüşü Monaco’yu yukarıya attı. Önlerindeki dört maçlık fikstür korkunç. Montpellier, Nantes ve St. Etienne deplasmanları var. Buradan sağ çıkarlarsa kartlar yeniden dizilir.

Ghislain Printant’a “İstifa et” dediler, etmedi. Wolfsburg maçına gelirken Claude Puel takımın başına geçecek dediler; Printant, “Bu takımın hocası benim kardeşim.” diye açıklama yaptı Wolfsburg maçından önce. Wolfsburg maçı 1-1 bitti, Puel bugün açıklanacak diyorlar. Yani St. Etienne, Christophe Galtier’den ayrıldıktan sonra iki senede beşinci antrenörüne geçecek Puel geldiğinde. Aptal saptal, saçma sapan bir yönetim.

Bir büyük takıma karşı sürpriz yapan küçük takım bir seferinde de ertesi maç kaybetmesin artık ya. Kötü oynamamış Reims ama bence hâlâ içeride topu almak zorunda kaldıklarında ne yapacaklarını tam anlamıyla bilmiyorlar. Bir de bu Julio Tavares iki senedir ne çok gol attı kritik maçlarda be.

İşte aradığımız, özlediğimiz, bildiğimiz Marsilya. Kabız, güvensiz, başsız… Payet ve Thauvin yok, Marsilya yok. Bu Marcelo Bielsa döneminden beri böyle. Buna çare üretilemiyor. Benedetto’nun da onlar olmadan bir anlam ifade etmediğini gördük. Yalnız bir ufak olumlu not vermem lazım, Rongier-Strootman-Sanson orta üçlüsü çok tatlı. Naif, zarif, keyifli...

Morgan Sanson, Marsilya - Rennes

Nice-Lille’le bitireyim. PSG sonrası en fazla topa sahip olan takım Nice. Rakipten bağımsız böyleler. Bu kadar atlet ve bu kadar dinamik olmalarına rağmen koşkoş oynamayıp, özellikle net bir santrfor bulduktan sonra topa sahip olma oyununu daha da coşturdular. Enteresan notlardan biri, takımın bireysel olarak öne çıkan tek bir oyuncusu dahi yok. Ben oyun olarak iyice ilk zamanlarındaki Fournier Lyon’una benzetmeye başladım. Lille’e gelince Yusuf yine çok kötüydü maalesef. Yine ayağından çıkarmadığı bir top golle sonuçlandı. Ekim oldu artık. Öğrenemedim falan denmez yani. Hızlı abi buradaki adamlar. Hepsi hızlı yani, yavaş olan yaşayamıyor, gözünü seveyim. Kaybetti zaten yerini bence artık. Buradan sonra yedekten girip bir şey göstermesi falan gerekecek. Yani Lille gidip kaç para verdiğine bakmaz. Üzücü bir dönem. E Lille sırf Yusuf mu? Değil. Ama merkez orta sahadan önemli oyuncuların gittiği, en büyük skorerin yerine Yusuf’un alındığı ve onun da böyle oynadığı bir senaryoda maalesef durum çok kötü gözüküyor. Şampiyonlar Ligi’nde ikide sıfır, ligde sıfır istikrarla gelen dördüncü sıra. Yine de felaket senaryosu değil.

Haftanın 11’i:

Jessy Moulin (St. Etienne) -10 kişi kaldıktan sonraki son 15 dakikada dört, toplamda sekiz kurtarış. Nimes deplasmanında Printant’ın ömrünü uzattı.

Mathieu Debuchy (St. Etienne) - Printant bu adama sadece ileriye salla ve adamını savun diyor ama bu adam hücumcu kardeşim. İki işi de yaptı, golünü de attı.

Alex Djiku (Strasbourg) - Biraz başaltı takım stoperi hüviyetinde olsa da özellikle üçlüde çok keyifli bir topçu olabiliyor kendisi. Atlet ve oyun kurabilen stoper. Sels’le birlikte müthiş yatmışlar 1-0’ın üstüne.

Andrei Girotto (Nantes) - Ben çok sevdim bu adamı. Acayip bir general. Pallois gibi saatli bir bombayı bile idare ediyor ki, kendi işini da müthiş yapıyor yanında. Sabit kalacak burada sanırım.

Fode Ballo Toure (Monaco) - Monaco’dan takıma girenlere başlayalım. 90 dakikada yalnızca bir pas hatası yaptı. Mendy’den sonra ilk kez hem savunma hem de hücumda eşit katkı yapabilen bek oldu.

Mama Balde (Dijon) - Tavares’e düzgün servis yapınca adam gol atıyor. Geçen sezon gördük. Bu çocuğu Sporting’de sağ bek oynatmaya çalışıyorlardı, Aves’e kiralık gidince öne aldılar, o sezon takımın en çok gol atanı oldu. Şimdi yer yer gol atıp, yer yer Tavares’e asist yapıyor.

Habib Maiga (Metz) - Ben Metz’den buraya adam alacağımı düşünmezdim. İki tane Habib var takımda, biri kapıyor servis ediyor, öteki atıyor şu ana kadar. Üç hava topu almış, altı top çalmış, bir de asist yaptı.

Tiemue Bakayoko (Monaco) - Rehabilitasyon süreci iyi gidiyor. Rezalet bir Chelsea’ye gitti, oradan daha da rezalet bir Milan’a. Dediler ki bu korkunç bir oyuncu. Şimdi görün bakalım. 10 kezle haftanın en çok top çalanı.

Gelson Martins (Monaco) - Bu adam bana çok vitaminsiz geliyor. Fakat uçak olduğu açık. Bir kanat bek rolüne evrildi üçlüye dönünce Jardim. Arkasında dinamik stoperle oynadığı sürece sıkıntı yok, Glik gelmesin yeter. Farkı üçe çıkarmasa biliyorsunuz Monaco 2-2’ye getirtiyor. Kritik bir gol attı.

Islam Slimani (Monaco) - Görüyorsunuz. Anlatmaya gerek yok. Şu anda Monaco’nun attığı 14 golün 8’inde imzası var.

Julio Tavares (Dijon) - Yani 26 yaşında olsa bir Premier League’i vardı. Tüm hava toplarını mıknatıs gibi çekiyor, harika dağıtıyor, bitiriyor, asist yapıyor. Topçu.