Resmi Siteden Alınmıştır

Esas olan kazanmak değil kaybetmemek

Esas olan kazanmak değil kaybetmemek

12/06/2019 @ 13:23

Dört gün içerisinde iki kritik maç oynayan milli takımımız, bu maçların birinde sevinen, diğerinde ise üzülen taraftı. Eurosport Türkiye ekibinden Enes Koca bu iki maçı genel hatlarıyla değerlendirdi.

Cumartesi akşamı son dünya şampiyonu Fransa’ya karşı senelerdir özlemini duyduğumuz bir galibiyet aldık. Evet, böyle bir galibiyet almayalı çok olmuştu. Evet, halkın buna ihtiyacı vardı. Çoktandır milli takım gol attığında ayağa kalkıp birbirimize sarılmıyorduk, buna da evet. Fakat galibiyeti maalesef iyi okuyamadık. Kazanırken de ders çıkarabilmemiz gerekirdi, çıkaramadık...

Fransa’yla karşılaşabileceğimiz en iyi zamanda karşılaştık. Sezon bitmiş, rakip takım oyuncuları son resmi maçlarını hemen hemen bir ay önce oynamışlardı. Maçı Konya’ya almak masa başındaki iyi hamlelerimizdendi. Sağ olsun Şenol Hoca da kusursuza yakın bir plan hazırlamıştı. Alanımızı iyi kapatacak, önce bir puanı cebe koyacaktık. Şapkadan golü de çıkarırsak tadından yenmezdi.

Fransa’ya karşı "S" beden bir İzlanda gibi oynadık. Yarı sahamızı iyi kapattık. Defans arkasına attığımız toplarla fırsatlar yaratmaya çalıştık. Golü de duran toptan bularak, senelerdir bu oyunu oynayan ve bu oyunla bizi de defalarca alt etmeyi başaran İzlanda’nın başarılı bir imitasyonunu sahaya koyduk.

Fakat maalesef bu galibiyeti yanlış yorumladık. Evet kazanmayı sonunda kadar hak etmiştik, iyi de bir oyun oynamıştık ama bir farkla: Biz Fransa’ya karşı iyi bir savunma oyunu, doğru bir denge oyunu oynamıştık; İzlanda karşısında ise bizi farklı bir oyun bekliyordu. Onlara karşı bu planı uygulayamazdık çünkü onlar Avrupa futbolunda bu oyunun en iyi uygulayıcısı konumundaydılar. Oynadıkları savunma oyunuyla bizim de bulunduğumuz gruplardan çıkarak bir Avrupa Şampiyonası, bir de Dünya Kupası görmüşlerdi. Reykjavik’te topa biz hâkim olacaktık. Bu yüzden top ayağımızdayken yaratıcı olmamız gerekiyordu.

Burak Yılmaz & Şenol Güneş (Türkiye)

İzlanda karşısında Fransa’nın bizim karşımızda düştüğü duruma düştük. Maçtan önce Cengiz’in yaşadığı sakatlık, üretim konusunda sıkıntı yaşayacağımıza işaretti; Cengiz’in yokluğunda Hakan Çalhanoğlu’nun tercih edilmesi ise bu sıkıntıyı kesinleştirmişti. Şenol Hoca yaratıcılıktaki sorunu Fransa maçında olduğu gibi duran toplardan çözmeyi planlamış olacak ki Cengiz yerine Hakan'ı tercih etmişti. Fakat unuttuğumuz bir şey vardı. Biz "S" beden bir İzlanda'ydık, fiziksel üstünlük onlardaydı. Biz duran toptan kaç gol atarsak atalım onlar bir fazlasını atacak güçteydiler. Hakan tercihi ön tarafın yetenek hacmini daraltmıştı. Bu yüzden Cengiz’i Hakan değil, topla arası daha iyi olan ve dar alanda daha yaratıcı olan Abdülkadir Ömür ikame edebillirdi. Hocanın ikinci yarıda İzlanda’yı yerden geçmeye yönelik hamleleri, ilk yarıya göre ikinci yarıda daha hâkim bir oyun oynamamızı sağladı, ancak beraberlik golünü bulamayınca İzlanda’daki mağlubiyet serimiz sürmüş oldu.

Dört günde iki maç izledik. Bu iki maçı da yarı alanını daha iyi kapatan takımlar kazandı. Günümüz futbolunda milli takımlar düzeyinde kaybetmemek, dolayısıyla iyi savunma yapmak esas hâline geldi. Yunanistan, 2004 Avrupa Şampiyonası’nda bu gerçeği çarpıcı biçimde gösterdi. 2018 Dünya Kupası'nda ise topu rakibe bırakıp alanını iyi kapatan ve kaptığı toplarla rakip yarı alana hızlı geçen takımlar başarılı oldu; kupayı da bu oyunu en iyi oynayan Fransa kazandı.

Milli takımlar, çok sık birlikte çalışma fırsatı bulamayan oyuncu gruplarından oluşuyor. Bu da hücum setlerinin kulüp takımlarında olduğu kadar akıcı olmasını zorlaştırıyor. Fakat savunması oturmuş, alanını iyi kapatabilen her milli takım gol şansının da yanında olduğu gün herkesi mağlup edebilir; ister son dünya şampiyonunu, ister son dünya şampiyonunu üç gün önce mağlup eden takımı...