Eurosport

"Sporcularımıza doğru yatırımı yapmıyoruz"

"Sporcularımıza doğru yatırımı yapmıyoruz"

02/04/2019 @ 17:53Güncellendi 02/04/2019 @ 17:54

Ligde 22 galibiyet, iki mağlubiyet; EuroCup'ta 11 galibiyet, tek yenilgi... Çukurova Basket tüm bunları oldukça genç ve yerli ağırlıklı bir kadroyla başardı. Biz de Eurosport Türkiye ekibi olarak bu başarının mimarlarıyla buluştuk.

Beşiktaş maçı için İstanbul’a gelen Çukurova Kadın Basketbol Takımı’nı, trafiğe ve taksilerin karşıya geçmeme inadına rağmen Kavacık’ta bir otelde yakaladık.

Lobide Pelin Bilgiç, Meltem Avcı ve Sevgi Uzun’la buluştuk. Biraz çekinerek “Şaziye Abla (İvegin) da gelir mi?” diye sorduk, “Gelir tabii.” yanıtını aldık. Neden bu kadar emin konuştuklarını röportajın sonunda anladık. Bulduğumuz en sessiz yere geçip sohbetimize başladık...

Ligde çok iyi gidiyorsunuz. Çukurova gibi yeni kurulmuş bir takımın bu kadar başarılı olması hâliyle ilgi çekiyor. Bu başarıyı yakalamanızı sağlayan etkenlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Meltem Avcı: Sezonun başında çok iyi bir kimya yakaladık. Bunu uzun bir süre devam ettirdiğimizi düşünüyorum. Yakaladığımız 31 maçlık galibiyet serisi de bunun göstergesi. Çok çalıştık, hepimiz istedik. Bunların hepsi birleşerek bizi bugün bulunduğumuz konuma getirdi.

Şaziye İvegin: Çok iyi bir takım ruhu yakaladık. Basketbol penceresinden şunu söyleyebilirim: Biz maçta nasıl oynuyorsak, nasıl efor sarf ediyorsak idmanları da aynı tempoda gerçekleştiriyoruz. Hatta antrenmanların daha ağır geçtiği oluyor. Bu durum maça çıktığımız zaman bizim için işleri kolaylaştırıyor.

Sürekli kazanmak beraberinde elbette bazı sorumluluklar getiriyor. Takıma baktığınız zaman sadece bir-iki tane tecrübeli oyuncu var. Diğer oyuncuların hepsi genç. Çukurova, gençleri yetiştirmeyi ve Türk basketboluna katkı sağlamayı hedefleyen bir organizasyon. Ligde bulunduğumuz konumun yanı sıra yetiştirme anlamında da çok başarılı bir organizasyon.

Tabii genç oyuncular çok çalışıyor. Yanınızdaki gençler yazın üç ayını tatil yapmadan Mersin’de geçirdiler. Takım olarak sezonun genelinde bunun meyvesini çok iyi topladık.

Lig başlamadan önce normal sezonu lider bitireceğiniz söylense şaşırırdınız herhalde. Liderlik playoff’lar öncesi üzerinizde ekstra bir baskı yaratıyor mu? Yoksa aksine kendinizi kanıtlamış olmanın verdiği rahatlık baskıyı azaltıyor mu?

Pelin Bilgiç: Ne kadar çalıştığımızı sadece biz biliyoruz. Dışardan bakanlar takımın daha önce süre almayan oyunculardan kurulu olduğunu görüyor. Bana göre bir takımı yerel ligde her zaman yerliler taşır. Biz gençler iyi iş yapmış olmasaydık, yabancılar ne yaparsa yapsın ligi lider bitiriyor olmazdık. İnsanlara göre bu bir başarı, bunun farkındayız. Ama bu bizde baskı yaratmıyor. Biz şu an iki kupa kaybettik. Üzerimizdeki baskı, kaybettiğimiz kupalarla beraber gitti.

Anlayacağınız bundan sonra sıkacak çok fazla kurşunumuz kalmadı. Artık sadece tek bir kupa için savaşıyoruz. Bunu kaybetmemek için elimizden geleni yapacağız. Zaten yönetimimiz de bize "Şampiyon olmak zorundasınız!" gibi bir baskı yapmıyor. Kulübün amacı oyuncu yetiştirmek, genç oyuncuları ülke basketboluna kazandırmak. Bu bilinçle oynuyoruz.

Kendinden yaşça daha büyük, daha tecrübeli oyuncularla birlikte oynayan gençler hata yapmaktan daha az korkar. Buna katılıyor musunuz? Sizden daha tecrübeli oyuncularla oynamak sahada sizi rahatlatıyor mu?

Sevgi Uzun: Ben Şaziye Abla’yla daha önce Beşiktaş’ta da beraber oynadım. O zamanlar bu kadar fazla süre almıyordum. Buna rağmen bana çok yardımcı oluyordu. Şimdiyse daha fazla oynuyorum, hâliyle sorumluluğum daha fazla ama onun desteği hepimizi çok rahatlatıyor. Her şeyiyle örnek alabileceğimiz bir profil var yanımızda. Bizlere her konuda destek oluyor, öğretici oluyor. Kendi ülkenden birinin, aynı dili konuşabildiğin birinin olması bizim için büyük avantaj.

Şaziye: Gençken ben de ablalarımla oynadım, onların yanında süre alan bir oyuncuydum. Ablalarımın tecrübelerinden çok yararlandım. Öyle bir takımda süre alıyor olmak bile başlı başına güven veriyor. Tecrübeli ve kaliteli oyuncularla oynamak oyuncuya çok şey katıyor. Buradaki gençler çok yetenekliler. Eğitenler, öğretenler de çok kaliteli insanlar. Bence ileride çok daha başarılı olacaklar.

Büyük takımlarda gençlerin süre alamama sebebi yabancı ağırlığı mı? Ülkemizde her sporda yabancı kuralı tartışılıyor. Kadın basketbolunda durum nedir?

Şaziye: Bizim spor kültürü olarak temelde büyük eksiğimiz var. Hem bu işi yapan taraf olarak hem izleyici olarak hem de idareci olarak çok gerideyiz. En başta bakış açımızı değiştirmemiz gerek. Kadın basketbolu olarak son 10 senede seviye atladık. Başarımız istikrarlı bir şekilde devam etti, bu izlenme oranlarına da yansıdı. Ama baktığımız zaman ne kadar doğru yapıyoruz tartışılır. Oyuncu her zaman kendini haklı çıkaracak bahanelere sahiptir. Koç ve yönetimler de aynı şekilde. Ama ortak paydada olaya pek gerçekçi baktığımızı düşünmüyorum.

Kendi sporcularımıza doğru yatırımı yaptığımızı da düşünmüyorum. Gerçekten doğru zamanda doğru yatırım yapılsa, altyapılardan itibaren doğru organizasyonlar kurulsa dört yabancıyla değil, eskisi gibi iki yabancıyla oynayabiliriz. Ben iki yabancılı dönemde yetiştim ve 25 senelik kariyerimde büyük başarılara imza attım. Günlük değil, uzun vadeli düşünmemiz gerek. İspanyollar, İtalyanlar, Fransızlar hep başarılılar. Neden? Günlük düşünmedikleri için. Bu işi kişisel algılamayıp, maddi kaygı gütmezsek başarılı oluruz. İnsanımız yeterince yetenekli ve yürekli. Doğru planlamayla çok başarılı olabiliriz.

Sıralamada eski takımlarınızı, yetiştiğiniz kulüpleri altınıza almış durumdasınız. Oralarda siz gençlere karşı bir ön yargı var mıydı? Dile gelmemiş olabilir ama bir güvensizlik hissettiniz mi?

Sevgi: İllaki hepimiz bir yerlerde güvensiz hissetmişizdir. Şaziye Abla çok güzel açıkladı aslında. Genç oyunculara tahammül eşiği düşük. Ligimizde her maç çok değerli, zira her takım her takımı yenebilecek güçte. Bu durum oyuncu kazanmaktan çok maç kazanmaya önem verilmesine yol açıyor. Biz bu sene bunu da kırdık aslında. Hem maç kazandık hem oyuncu kazandık.

Pelin: Ben büyük takımda yetişmedim ama iki sene Fenerbahçe’de top oynadım. Altyapısı iyi olan bir yerde yetiştiğim için Fenerbahçe’nin altyapısını görünce kıyaslama şansım oldu. Açıkçası ben şunu gördüm, bir kulübün maddi durumu iyi olduğu zaman altyapıya çok önem vermiyor. Ellerindeki parayla en iyiye ulaşabilecekleri için altyapıyı dert etmiyorlar. Türkiye’de oyuncu yetişmiş mi yetişmemiş mi, kaç oyuncu yetişmiş gibi dertleri de yok. Sadece günü kurtarıyorlar. Başka bir açıdan da bakarsak bunu gören altyapı oyuncuları, üst tarafta yedi yabancılı sistemi gördükçe, örnek aldıkları oyuncuların süre alamadığını gördükçe, hiçbir şekilde kendilerini bu işe daha fazla adamıyorlar. Kendi içlerine çekilip, çalışmayı bırakıyorlar. Bunun için hem altyapı oyuncularının hem takım yönetimlerinin ısrarcı olması lazım. İki taraftan biri istemediğinde bu ilişki kopuyor.

Şaziye’li, Birsel’li, Nevriye’li jenerasyon milli takımlarda ve kulüp takımlarında büyük başarılar yakaladılar. Sizin jenerasyonunuzun onları yakalayabileceğini ve geçebileceğini düşüyor musunuz? Jenerasyonunuzun tepe noktasını neresi olarak görüyorsunuz?

Sevgi: Bizim jenerasyonumuzda denge sürekli değişiyor. Süre alanlar oluyor, alamayanlar oluyor. Ama üç-dört sene içerisinde 93-94 ve sonrasındaki nesiller düzenli olarak süre almaya başladığında tepe noktamıza ulaşabileceğimizi düşünüyorum.

Şaziye: Bizim İzmir’de oynadığımız 2005 Avrupa Şampiyonası’ndan günümüze gelen 14 yıllık süreçte kemik kadromuz çok fazla değişmedi. Geneli 80-82 jenerasyonuydu, sonrasında 84-86-88’liler geldi. 14 sene içerisinde öyle bir yapı oluştu ki herkes birbirini çok iyi tanıdı. İletişimimiz olabilecek en iyi noktaya gelmişti. Biz 2013’te Avrupa üçüncüsü olduk ama itiraf etmem gerekirse 2011 kadar sağlam bir motivasyonla gitmemiştik oraya. Ona rağmen madalya kazanmayı başardık. Belki daha iyi motive olsaydık, psikolojik olarak daha iyi durumda gitseydik final oynardık. Gelecekte de aynısı olacak. Zamanla birbirlerini çok iyi tanıyacaklar, takım ruhu gelişecek. Evet, jenerasyon değişiyor ama her yerde değişiyor. Bizim oyuncularımız kulüp takımlarında EuroLeague ve EuroCup seviyesinde oynadıkça milli takımımız da başarılı olacaktır.

Şaziye İvegin Üner

Önümüzdeki sezon için hedefleriniz neler? Bu sezon Mersin’de muhteşem işler yapıyorsunuz, gelecek sezon bu performansın üzerine koyabilecek misiniz?

Pelin: Şimdi şöyle bir durum var. Bizim Çukurova’da devam edip etmeyeceğimiz belli değil. Hepimizin sözleşmesi tek yıllık. Bununla ilgili net bir şey söyleyemem ama tabii ki hepimiz kalıp EuroLeague’de oynamak istiyoruz.

Aslında konuyu biraz da buraya getirmek istiyordum. Sezon sonunda büyük takımlara dönüp kariyerinizi orada mı sürdürmek istersiniz, yoksa burada genç kadroyla yakaladığınız başarıların üzerine yeni başarılar eklemek mi istersiniz?

Pelin: Şartlar ne olursa olsun ilk tercihimiz burası.

Sevgi: Ben de herkesin ilk tercihinin burası olduğunu düşünüyorum.

Şaziye: Şimdi ülkemizin ekonomik durumu da göz önüne alınınca takımlar eskisi gibi kolay kolay yabancı oyuncu getiremeyecekler. Döviz kurlarında geçen seneyle bu sene arasında neredeyse iki kat fark var. Bu yerli oyuncular için bir avantaj. Daha fazla süre alabilecekler. Ama tercihlerini yaparken alacakları süreyi göz önünde bulundurmalarını öneriyorum. Nerede daha fazla süre alacaklarsa oraya gitmeliler.

Pelin, Sevgi ve Meltem: Tavsiyene uyacağız. (Gülüşmeler)

Mersin hakkında konuşalım. Şehirde taraftarların takıma ilgisi ne durumda? Salon doluyor mu?

Pelin: Vallahi inanılmaz, çok şaşırıyoruz. Hatay maçında olumlu anlamda bir kırılma yaşadık. Hatay’ın lider olduğu dönemde onlarla bir maç oynadık. Maçı liderle oynadığımız için önceki maçlara oranla çok daha fazla taraftar gelmişti. Biz de o gün Hatay’ı 20 sayı farkla yenince insanların ilgisini çekmeyi başardık. Ardından Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe geldi. O dönem 31 maçlık bir galibiyet serisi yakaladık. Üç büyük takımı yenmemiz ve yakaladığımız seri insanların çok ilgisini çekti. Artık bakkalda, manavda bile tanınıyoruz. Dışarıda karşılaştığımız insanlar bizi tanıyıp tebrik ediyorlar.

Çukurova Basket

Bu ilgi size neler hissettiriyor peki?

Sevgi: Mersin küçük bir yer. İnsanlar böyle şeylere biraz aç. Yani senelerdir lider bir takıma sahip olmadıklarını düşünüyorum. Başarılı oluşumuz hâliyle ilgiyi arttırıyor.

Şaziye: Mersin’de ikisi Kadınlar Basketbol Süper Ligi, ikisi Kadınlar Basketbol Ligi olmak üzere dört takım var. Mersinliler basketbolu seviyorlar. Fakat bizim salonumuz değişti. Eskiden daha şehir merkezinde ve ulaşımı daha kolay olan Edip Buran Spor Salonu’nda oynuyorduk. Şu an oynadığımız salon çok güzel ama çok büyük bir salon. Mersin, İstanbul gibi değil. Orada 15 dakikalık mesafeye uzak diyoruz. Başta seyirciyi oraya çekmek zordu. Pelin’in dediği gibi iyi maçlar çıkarınca insanlar merak edip gelmeye başladılar. Hatta hangi maç olduğunu hatırlamıyorum ama bir maçımızı beş bin kişiye karşı oynadık. Bu kadın basketbolu için çok iyi bir sayı.

Erkekler liginde bile bu kadar dolmuyor salonlar. Hatta Zeljko Obradovic lig maçlarından sonra sürekli dert yanıyor bu konu hakkında.

Şaziye: Obradovic şikayet ediyorsa bence yarın bir Akatlar’a gelsin. (Gülüşmeler)

Taraftar desteği sizi sahadayken nasıl etkiliyor?

Şaziye: Genel olarak şöyle söyleyebilirim: Taraftar bilinçliyse, oyunu biliyorsa takım düştüğünde hissediyor ve takımı yeniden ayağa kaldırabiliyor. Maçı çevirebiliyorlar. Bu taraftarın en büyük gücü. Bizde bir de şöyle bir şey var: Kız çocuklarının basketbola başlamaları erkeklere göre çok daha zor. Daha çok voleybolu tercih ediyorlar. Ama bizim maçlarımızda potaların arkalarında altyapıdaki kızlarımız oluyor. Maçlardan sonra geliyorlar. Fotoğraf çektiriyoruz, konuşuyoruz, muhabbet ediyoruz. Bence bu gelecek adına çok önemli. Gelecek nesillere basketbolu ne kadar sevdirirsek o kadar iyi.

Kişisel olarak da birkaç soru soralım. Gelecek planlarınız neler?

Pelin: Şaziye Abla’dan başlayalım. (Gülüşmeler)

Bu şakayı yazacağım röportaja.

Şaziye: Alıştım artık ne istiyorsanız yazabilirsiniz. (Gülüşmeler)

Meltem: Benim öncelikli isteğim oynamak. Fazla süre bulabileceğim bir yerde olmak istiyorum. Bir maç kötü oynadım diye uzun süre kenarda oturmak istemiyorum. Her zaman sahanın içerisinde olmak istiyorum. Böyle olursa zaten diğer hedeflerime ulaşmam daha kolay olacaktır.

Sevgi: Ben adım adım ilerlemek istiyorum. Öncelikle bu ligde bir takımın sorumluluk alan oyuncularından biri olarak devam etmek niyetindeyim. Milli takımda da aynı şekilde. Sonrasında Avrupa’da ciddi bir oyuncu hâline gelmek, sorumluluk alan oyuncu olmak istiyorum. Şu an belki de kariyerimin ilk ciddi aşamasındayım.

Pelin: Ben hep final oynayan, kupa mücadelesi veren takımlarda bulunup sorumluluk almak istiyorum. Bundan sonra çok fazla yabancı barındıran takımları tercih etmeyeceğim. Oynarken zevk alabileceğim yerleri tercih edeceğim. Oyuncunun bireysel hedeflerini gerçekleştirebilmesi için önce takımının bir noktaya gelmesi gerekiyor. Bu tarz takımlarda sorumluluk alan bir oyuncuysan zaten hedefler önüne seriliyor. Senin bir yere gitmene gerek kalmıyor. Durumun böyle olduğunu fark ettim ama biraz geç oldu. Bunun farkına vardığım için artık ilk amacım zevk alarak oynamak. Sezon sezon düşünüp ona göre karar vereceğim ve istediğim şekilde oynayacağım. En büyük hayalim ise WNBA.

Şaziye: Benim en yakın hedefim şampiyon olmak. (Gülüşmeler)

Yazın üç ay tatil yapmadan çalıştığınızı söylediniz. Sezon başında toplandığınızda hedefleriniz nelerdi? Bu noktaya gelebileceğiniz düşünüyor muydunuz?

Şaziye: Ben geçen sezonu kötü geçirdim. Ama buraya çok güzel bir şekilde davet edildim. Biraz da geç geldim. Ben geldiğimde kamp bitmişti, bir ay tek başıma çalıştım. Meltem’i ve Sevgi’yi ilk gördüğümde oyunlarını çok beğenmiştim. Gözle görülür bir fark vardı. Yaptıkları antrenmanların sonuçlarını almışlardı. Hazırlık turnuvalarında ciddi süre alıyorlardı ve aldıkları sürenin hakkını veriyorlardı. Yani Hatay maçından sonra olan bir şey değil, izlediğinizde fark ediyordunuz. Ama burası üç kupa hedefiyle kurulmuş bir organizasyon değil. Sevgi, Pelin ve Meltem gibi gençlere yatırım yapıp onları milli takıma ve ülke basketboluna kazandırmak amacıyla kurulmuş bir organizasyon. Bu hedefe hâlihazırda ulaşıldığını söyleyebilirim.

Sevgi: Biz gerçekten çok yoğun bir yaz dönemi geçirdik. İlk Meltem katılmıştı, süreci en başından beri yaşayan o. Ben ondan biraz sonra katıldım, benden sonra da Pelin ve Şaziye Abla dahil oldu. Takım, Şaziye Abla’nın dediği gibi üç kupa hedefiyle kurulmadı. Haftanın altı günü, günde üç antrenman yapıyorduk. Bu ciddi bir tempo gerektiriyor. Sezon öncesi kendi aramızdaki konuşmalarda da öncelikle basketbolumuzu geliştirmeyi hedeflemiştik. Yazın yaptığımız çalışmalar yakaladığımız kimyayla birleşti ve bizi bu noktaya getirdi.

Şaziye: Meltem’in üç öğün yediği yemekleri de unutmayalım.

Meltem: Altı öğün… (Gülüşmeler)

Biraz garip bir soru olacak ama kaç kilo farkın var geçen sene ve bu sene arasında?

Meltem: Yaklaşık sekiz kilo fark var.

Pelin: Omuzları 14 cm genişledi. (Gülüşmeler)

Meltem: Ben buraya gelmeden önce, mayıs sonunda kampa başlıyoruz dediklerinde kafamı tamamen boşaltıp kendimi geliştirmeye konsantre olmuştum. Oynamak istiyordum, bir sezonumu daha oturarak geçirmek istemiyordum. Tamamen buna odaklanmıştım. Şimdi o zamanlar yaptıklarımı düşündüğümde kendime şaşırıyorum. İsteğim o kadar ağır basmış ki hiç zorlanmadan çalışmışım. Ama karşılığını aldım. Aslında bu kadar süre ve sorumluluk almayı beklemiyordum. Ama dönüp baktığımda "İyi ki yazın oraya gidip çalışmışım." diyorum.

meltem avcı

Sizleri fazla sıkmadan son sorumuzu soralım. Spora sadece işiniz olarak mı bakıyorsunuz yoksa sosyal hayatınızda da bir spor müşterisi misiniz, takip ediyor musunuz?

Pelin: %60 izliyorum %40 oynuyorum diyebilirim.

Sevgi: Sadece basketbol izlemiyoruz, diğer sporları da takip ediyoruz.

Şaziye: Ben hemen her sporu takip etmeye çalışıyorum. Önemli voleybol maçlarını izliyorum, tenis izliyorum, bireysel sporları seviyorum.

O halde Eurosport’ta görüşmek üzere, bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.

Şaziye: Biz teşekkür ederiz, basketbol konuşmak her zaman güzel.

Hazırlayan: Enes KOCA ve Alperen DELİBAŞ