Eurosport

VHS kasetlerden NBA şampiyonluklarına: Erik Spoelstra

VHS kasetlerden NBA şampiyonluklarına: Erik Spoelstra

13/01/2020 @ 17:11Güncellendi 13/01/2020 @ 17:16

Bir idol, bir tutku, bolca çalışma, The Dungeon’da VHS kasetlerle harcanan saatler ve art arda alınan iki NBA şampiyonluğu... Kuzey Kılıç, Miami Heat’i bu sezon beklentilerin üzerine çıkaran Erik Spoelstra hakkında yazdı.

3 Mart 1988. Trail-Blazers, Warriors deplasmanında rakibini 121-116 mağlup ediyor. NBA’deki üçüncü sezonunu geçiren Blazers forveti Terry Porter, maçı 40 sayıyla tamamladıktan sonra sonra yayıncı kuruluşa, “Bu maçı her zaman hatırlayacağım. Benim olayım bu dostum. Sayı atıp takımıma galibiyet getiririm. Basketbol felsefem daima kazanmaya odaklı.” ifadelerini veriyordu.

O maç yalnızca Porter için bir “an” değildi; Oregon’da ailesiyle birlikte izleyen Erik Spoelstra, 3 Mart 1988’den itibaren basketbol dünyasını keşfetmeye başladı. Ertesi sene okulun basketbol takımına seçildikten sonra 30 numaralı formayı (Porter’ın forma numarası) kimseye bırakmayacaktı. Ancak Porter’ın yalnızca forma numarasını değil, daima kazanmaya odaklanan basketbol felsefesini de ediniyordu.

Eric’in Jesus Lisesi’nde oyun kurucu olarak başlayan basketbol kariyeri, yıllar ilerledikçe dönemin önemli oyuncu gözlemcilerinin dikkatini çekiyordu. Üniversite hayatına başlamadan önce Sonny Vaccaro’nun Nike Kampı’na davet edilmesi, bunun önemli bir göstergesiydi.

Kolejdeki dört yıllık basketbol kariyeri Spoelstra için ortalama düzeydeydi. Beklentileri aşamamış fakat vasatın altına da düşmemişti. 1993’te mezun olduktan sonra üniversite koçunun yönlendirmesiyle, Almanya İkinci Ligi takımlarından Tus Herten’in asistan koçluğuna getirildi. Takımın şaşaalı bir başarısı yoktu fakat Erik, 1995 yazında eşsiz bir fırsat yakalıyordu.

The Dungeon

1994-1995 sezonunun sonlarına doğru belindeki problemler nedeniyle ameliyat olması gereken Spo, Almanya’dan ayrılarak Birleşik Devletler’e geri döner. Miami’de yaşayan ailesi, oğullarının üç aylık bakım sürecinde onun basketbolla olan bağından etkilenir. Babası, Miami Heat’deki tanıdıklarına Erik’in durumundan bahseder. Dönemin genel menajeri Dave Wohl, takımın bireysel oyuncu gelişim antrenörü olan Roya Vaziri’den güvenoyu aldıktan sonra Spoelstra’yı takımın video asistan koordinatörü olarak işe alır.

Roya Vaziri, “Onu draft etme ihtimalimize karşı izliyordum. Aklında çok fazla teknik bilgi var ama bunların hiçbirini uygulayamıyor gibiydi. Bazı özel görüşmelerimde Spoelstra’nın antrenmanlarda koç gibi davrandığını öğrendim. Bu nedenle onun adını listeme not etmeliydim; ama başka bir amaçla...” demecinden de anlaşılacağı gibi Erik ile Heat’in arasında kader ağları çok önceden örülmeye başlanmıştır.

Vaziri, Spoelstra’yla yaptığı ikinci görüşmede ona “The Dungeon”, yani “Zindan” adını verdikleri bir yerde VHS kasetleriyle çalışacağını söylediğinde yeni asistanın aklında iki mefhum oluşur: VHS kasetleri düzenlemek ve The Dungeon.

Miami Arena’nın inşa edilen ilk bölümünde yer alan video düzenleme odası, gri rengi ve basık havası nedeniyle The Dungeon adını almıştır. Odaya ilk girdiğinde VHS kasetleri yalnızca oynatmayı bildiği söylenen Spoelstra’ya, iki yıl geride kaldığında Dungeonmaster lakabı verilir. Zira bir maçın video analizini yalnızca 3,5 saatte çıkartıp asistanlara sunmasıyla dikkatleri çekmiştir.

Erik Spoelstra | Miami Heat

Pat Riley ve Spo

- Giriş ıslak acaba burayı siler misin?
- Sorun değil. Tabii ki.
-Bütün asistanlara birer kahve ve donut alır mısın?
- Sorun değil. Tabii ki.
- Üç sayılık setler hakkında örnekler getirir misin?
- Sorun değil. Tabii ki.
- Hey, Pat seni görmek istiyor. Ona uğrar mısın?
- Ne? Tabii ki.

1997-1998 sezonunun hazırlıkları sürerken Temmuz’un sonlarına doğru asistan koçlardan biri takımdan ayrılacağını açıkladığında baş antrenör Pat Riley, çözümü takımın içinden bulmaya karar verir. Ve o çözümü fazla aramadan bulur; video analizlerinde takımın repertuvarına katkıda bulunan ve angarya işleri de üstlenen Erik Spoelstra, Miami Heat’in asistan antrenörlüğüne yükselir.

2006’ya kadar asistan antrenörlük görevinde harikalar yaratan ve Riley’ın deyimiyle, “Heat’in adamı” olan Spoelstra, 2008 yazına kadar takımın uzman oyuncu gözlemcisi olarak hem ülkeyi hem de dünyayı dolaşır.

2003-2005 yıllarında takımı Stan Van Gundy’e emanet eden ve 2005-2006 sezonunun sonlarına doğru başa geçen Pat Riley, o sezon şampiyonluğu kazanıp iki sene daha dümende kaldıktan sonra inzivaya (yönetim görevine) çekilmeye bu sefer kesin olarak karar verir.

Usta basketbol adamının çözüm yolu yine aynı şekildedir: Dışarıya açılmadan içeriden, sürekli olarak güvenebileceğin ve basketboldan gerçekten anlayan birisini bul. Güven ve basketbol birleşimi Riley’nin aklına tek bir ismi getirir: Erik Spoelstra.

“Ben video odasında saatlerce çalışırken o kendi odasında basketbolu yeniden keşfediyordu. Basketbola bakış açısı herkesten farklıydı. Baş antrenör olacağımı söylediğinde Porter’dan sonra yeni bir idolüm olmuştu: Pat Riley.” diyor Spoelstra.

Spoelstra takımın başına gelir gelmez ilk olarak kısa oyuncu transferine önem verir. Uzunlar takasla gönderilip draft hakları toplanırken bir yandan takımın yıldızı Dwyane Wade etrafında ideal bir yapı hazırlanır. Tabii sonrası malum; LeBron James transfer edilir, iki NBA yüzüğü kazanılır, rekorlar alt üst edilir, LeBron takımdan ayrılır, Bosh sakatlanır, Wade yaşlanır ve değişen oyun yapısı Heat’in geçiş sürecini zor bir hâle sokar.

Erik Spoelstra | Miami Heat

Günümüz

Bu sezona döndüğümüzde ise Kendrick Nunn, Duncan Robinson ve Bam Adebayo gibi ortalama parçalar; Spoelstra’nın oyuncuyu bireysel olarak geliştirme yeteneği sayesinde yıldız seviyesinde. Jimmy Butler, takımın liderliğini üstlenmiş durumda. Goran Dragic’in tecrübesi takımın sac ayaklarından. İşte tüm bu ahenk, Heat’i Doğu ikinciliğine taşımış durumda.

Eh, aslında bunlar pek de şaşırtıcı değil. Ne de olsa kazanmaktan vazgeçmemeyi 17 yaşında felsefe hâline getiren bir basketbol adamının takımından başka ne beklenir ki?