Eurosport

"FIBA, Dünya Kupası'nın prestijini zedeledi!"

"FIBA, Dünya Kupası'nın prestijini zedeledi!"

11/09/2019 @ 10:41Güncellendi 11/09/2019 @ 10:43

1982 yılında SSCB ile dünya şampiyonu olan FIBA Şöhretler Müzesi üyesi Valdis Valters’le 1982’deki şampiyonluğa dair ilginç notları, 1980’lerin yıldızları Drazen Petrovic, Nikos Galis ve Arvydas Sabonis’i konuşup 2019 Dünya Kupası’nı masaya yatırdık. 80’lerin efsanevi basketbolcusu, Daniels Süha Özkaya’nın sorularını yanıtladı.

1981 Avrupa Şampiyonası’nda MVP oldunuz ve 1982’deki Dünya Şampiyonası’na bu apoletle gittiniz. Bu durum sizi nasıl etkiledi? En güçlü takımlardan birinin lideri olduğunuzu biliyordunuz. Bu sizde baskı yarattı mı?

Şöyle ilginç bir durum vardı. O dönemde bilgi akışı bu kadar fazla değildi, takımlar hakkında herkes çok az şey biliyordu. Kimse rakibinin nasıl bir basketbol oynadığını pek bilmiyordu. İlk grup aşamasındaki en büyük rakibimiz Brezilya’ydı. Koç Aleksander Gomelsky, takımın liderlerinden olduğum için beni saklamayı tercih etti. Bu sebepten dolayı hazırlık maçlarında çok fazla oynamadım, grup aşamasında da çok fazla süre almadım. Koçun bu tip akıl oyunları vardı. Aslında Brezilyalıları kandırmak için yapılan bir oyundu bu. Lider olma durumu üzerimde bir baskı yaratmıyordu ancak bu oynamama durumuna alışmak zordu. Ritim yakalamak zor oldu ancak final grubunda sekiz dokuz maç vardı ve işler çok iyi gitti.

1982’de finalde ABD ile karşılaştınız, o dönemde oldukça ağır bir siyasi atmosfer vardı. Olimpiyat boykotlarıyla beraber siyasi atmosfer epey zorluydu. Bu siyasi atmosfer sizin üzerinizde maç öncesinde bir baskı yarattı mı?

Aslında biz ilk olarak final grubu aşamasında ABD ile karşılaştık ve kaybettik. Final grubu aşamasındaki son maçımızdı ABD karşılaşması. Gomelsky geldi ve finalde kimle oynamak istiyorsunuz diye sordu. Eğer maçı kaybedersek finali ABD ile oynayacaktık, maçı kazanmamız durumundaysa finaldeki rakibimiz Yugoslavya olacaktı. Koç, Yugoslavya takımından çekiniyordu. Maça yedek ağırlıklı bir kadroyla çıktık. As kadrodan ilk beşte sadece ben vardım. İlk yarıda öne geçtik. Sonrasında koç, sahadaki kadroyu tamamen değiştirdi ve as kadroya döndü. İkinci yarıda as kadronun yaptığı hatalarla maçı kaybettik ve finalde ABD ile karşılaştık.

Final öncesindeki atmosfer, duygu yoğunluğu nasıldı?

Çok zor bir atmosfer yoktu. 1982 Dünya Şampiyonası Kolombiya’daydı ve Kolombiyalılar ABD’den daha fazla bizi desteklediler. O dönemde ABD-Kolombiya ilişkileri çok iyi değildi. İlk grup aşamasını Medellin’de oynadık. Muhtemelen Escobar’dan birkaç kilometre uzakta maça çıktık. Onun da etkisiyle ABD’ye karşı Kolombiyalılar bizi destekledi. Final aşaması da Cali’deydi finalde de Kolombiyalılar bizden yanaydı, o yüzden finalde oynamak zor değildi.

Güncel bir soruyla devam etmek istiyorum. Hem Avrupa hem de dünya şampiyonasında oynadınız. Hangi turnuvanın seviyesi daha yüksek? Sizce şu anda dünya şampiyonasının seviyesi neden bu kadar düşük bir noktada?

Bence seksenli yıllarla bu dönemi biraz farklı değerlendirmek lazım. O dönemde SSCB ve Yugoslavya vardı. Bu ülkelerin dağılmasıyla birlikte pek çok ülke ortaya çıktı. Üç süper gücün olduğu bir dönemden bahsediyoruz: Yugoslavya, SSCB ve ABD. Diğer ülkelerin performansı turnuvadan turnuvaya göre değişiyordu. İtalya ve İspanya dönem dönem rekabetçi olabiliyordu. Şu anda ise katılan ülke sayısı çok fazla ve iddialı ülkelerin de en iyi oyuncuları gelmiyor. Bence FIBA’nın yarattığı bu yeni format (takım sayısının artması) seviyeyi düşürdü. Dünya Kupası’nın prestijini zedeledi. Bu noktada FIBA’nın suçu üstlenmesi gerekiyor.

Dünya Kupası’nda sizin favorileriniz kimler?

Sırbistan ve ABD, çok net şekilde favoriydi. Ancak Sırbistan elendi. ABD artık tek başına favori konumuna geldi.

Grup aşamasında oynamakla çeyrek final ve sonrasını oynamak arasında nasıl bir fark var? Yenildiğinde eve döneceğini bilmek oyuncularınasıl etkiliyor? Sizce hangi takımlar ve hangi oyuncular bu baskıyı kaldıramayacak?

Benim oynadığım dönemde final grubu aşaması ve final oynanıyordu. Farklı bir format vardı. Ben bu tip maçlarda baskının çok fazla ön plana çıkacağını düşünmüyorum. Taktikler ve maç içi koşullar çok daha etkili oluyor. ABD koçu Gregg Popovich, Yunanistan maçı sonrasında Giannis Antetokounmpo’yu FIBA kurallarıyla durdurmanın daha kolay olduğunu söyledi. Bence lider oyuncular şu anda çok büyük bir önem taşımıyor.

Çeyrek final aşamasından sonra hangi oyuncular Dünya Kupası’nın kaderini belirler?

FIBA turnuvalarında takım oyunu öne çıkıyor, yıldız oyuncular değil. Bir LeBron James ya da Antetokounmpo tek başına bir şey kazanamaz. Alan savunması ya da farklı savunma taktikleriyle o liderlerin etkisini minimuma indirmek mümkün. Polonya’yı ve Çekya’yı gördük. Dengeli takımlarla ve iyi takım oyunuyla çeyrek finale geldiler. Mesela Nikola Vucevic gibi büyük bir yıldızı olan Karadağ ise bir şey elde edemedi. Önemli olan takım oyunu, disiplin ve koçların etkisi. Yıldız oyunculara bu tip turnuvalarda çok fazla anlam yüklemek sadece takım oyununa zarar verir ve takımları, onların bireysel performanslarına kurban eder.

Peki sizce turnuvadaki en iyi koç kim? Bu aşamadan sonra hangi antrenör ön plana çıkacaktır?

Ben Popovich’in etkisini çok merak ediyorum. Eğer kupayı alırsa “En iyi antrenör benim!” diyebilecek. FIBA kurallarına nasıl uyum sağlayacağı bu noktada çok kritik olacak. Sırbistan antrenörü Sasha Djordjevic bence turnuvadaki en iyi koçlarından biri değil. Avrupalı antrenörlerin neler yapabileceğini biliyoruz. Bu yüzden Popovich’in neler yapacağı çok daha önemli olacak. Ortalama bir kadroyla gelip kazanmaya çalışmak, Popovich için önemli bir meydan okuma.

Avustralya hakkında da sormak isterim. Onları favorilerden biri olarak gören çok fazla insan var. Avustralya hakkında neler söylersiniz?

Çok üst seviye bir ilk beşe sahipler. Dengeli bir takımlar, önemli liderleri var. Çok keyifli bir basketbol oynuyorlar. Sürpriz yapabilirler.

Türkiye karşısında herkes ABD’nin yenilemez bir takım olmadığını gördü. Siz bu konuda neler söylersiniz?

Bence ABD henüz hâlâ tam anlamıyla hazır değil. Türkiye maçında, Türkiye’nin neler yapabileceğini kestiremediler. O yüzden de çok zorlandılar. Ama o maç Türkiye’ye bir çeyrek finale mal oldu.

Seksenler döneminde basketbolda üç süper gücün olduğunu söylemiştiniz. Peki sizce şu anda Yugoslavya, SSCB ve ABD en iyi kadrolarıyla karşılaşsa sizce durumu ne olur?

Turnuvalarda İspanya ve Fransa bu kadar dominant olamazdı. Bence hem bu soru özelinde hem de güncel olarak baktığımızda tam kadro Lebron ve Durant’in olduğu bir ABD takımı tartışmasız biçimde favori olur. ABD tam kadro olduğunda, çok net olarak, en iyi takım.

Drazen Petrovic, Nikos Galis gibi efsanevi pek çok oyuncuya karşı oynadınız. Şu anda da basketbol yorumculuğu yapıyorsunuz. Sizce hangi jenerasyon saf yetenek açısından daha iyi?

Her jenerasyonun kendine has yetenekleri var. Bence bu tip karşılaştırmalar çok doğru sonuçlar vermez. Şu anda herkes “Michael Jordan mı yoksa LeBron mı daha iyi?” tartışması yapıyor. Ancak bu tartışmalar doğru değil. Çünkü dönemler farklı, oyuncuların oyun stilleri farklı, hakemlerin yaklaşımı ve kurallar çok farklı.

Arvydas Sabonis’le birlikte oynadınız. Çok dominant bir oyuncuydu, tüm sahayı kontrol altında tutabiliyordu. Şu anda o rolü Avrupa basketbolunda Nikola Jokic almış gibi gözüküyor. Bu iki oyuncuyu yarattıkları maç içi etki bakımından kıyaslayacak olursanız ne söylersiniz?

Sabonis kendi döneminde çok daha dominanttı, çok daha atletikti. Jokic o kadar atlet değil ve oyun zekasıyla oynayan bir oyuncu. Sabonis şu anda genç olsaydı günümüz Avrupa basketbolunu domine ederdi. Fakat Jokic’in de şu anda bir hayli dominant olduğunu düşünüyorum.