Eurosport

Çin falı

Çin falı

10/09/2019 @ 10:49

Türkiye, FIBA Dünya Kupası’ndaki son maçında Yeni Zelanda’yla karşılaştı. Karşılaşmadan 102-101 mağlup ayrılan 12 Dev Adam, 2020 Tokyo Olimpiyatı’nda yer almak için eleme maçları oynamaya hak kazandı. Peki, Millilerin genel turnuva performansı nasıldı?

Japonya’ya karşı sergilenen iyi bir oyun düzeni ve galibiyet, Amerika Birleşik Devletleri’ne uzatmalarda kaybetmek, grubun en önemli maçında Çek Cumhuriyeti’ne yenilmek ve klasman gruplarına düşmek; klasmanda Karadağ’ı yenip Yeni Zelanda’ya mağlup olmak ve 32 takımın katıldığı Dünya Kupası’nı 22. sırada bitirmek… 12 Dev Adam’ın 10 gün süren Japonya macerasında bunlar yaşandı. İlk başlarda ümit ve heyecan, ardından şaşkınlık ve hezeyan...

Artılar var mıydı?

Hayal kırıklığıyla sonlanan bir turnuvanın ardından artı yön bulmak biraz zor olabilir. Ancak, Milli Takım’ımız adına bu turnuva özelinde pozitif şeylerden de bahsetmek mümkün. Türkiye’nin bu turnuvadaki artıları teknik detaylarda saklı.

Koç Ufuk Sarıca’nın ABD’ye karşı oynanan mücadelenin ikinci periyodundan itibaren uyguladığı savunma sistemi gerçekten de bir artı. Sorun çözücü şutörü bulunmayan ancak etkili penetre silahlarına sahip olan Amerika’ya karşı önce baskı, ardından alan savunması ve en sonunda bire bir savunma sistemine geçilmesi farkın erimesini sağlamıştı.

Ersan İlyasova’nın heyecan veren performansı. ABD maçında sahanın her yerinde inanılmaz işler yapan Ersan, özellikle hücumdaki etkinliği sayesinde maçın Türkiye lehine dönmesini sağladı. Ersan, NBA’in en iyi faul aldıran oyuncularından birisi olduğunu on günlük süreçte gösterdi.

Melih Mahmutoğlu’nun yükselişi. Melih hem kulüp hem de milli takım kariyerinde genelde şu etiket altında olmuştur: Eğer ilk üç şutundan ikisinde isabet bulursa nokta şutör; aksi halde ortalama bir tamamlayıcı parça. Ancak o, aslında çok daha fazlasına sahip olduğunu en net sınavlarda gösterdi. Japonya’nın sertlik dozajı biraz yüksek olan uzunlarına ve Amerika’nın kilit haldeki boyalı alan savunmasına delici penetreler yaparak takımı adına “x faktör” oldu. Bununla birlikte kendisini özel kılan şut ritmini en iyi şekilde kullanmayı başardı.

Melih Mahmutoğlu

Scottie Wilbekin, doğru tercih. Parmağının kırık olması nedeniyle ilk maçta forma giyemeyen Wilbekin, bir türlü geçmeyen sakatlığına rağmen Amerika maçından itibaren parkedeydi. Aldığı süreleri de en iyi şekilde değerlendirdi. Üçlüklerin kilitlendiği anda kat organizasyonlarını en iyi şekilde ayarlayıp takımı adına alan açarken, pas dağıtımıyla ve saha görüşüyle dikkat çekti.

Eksiler neydi?

Cedi Osman ve Furkan Korkmaz ikilisi, Ersan İlyasova’yla birlikte bu takımın kemik yapısını oluşturuyor. Oyun kurma, şut atma, boyalı alan düzeni ve savunmada temel parça konumundalar. Ersan’ın kendisine düşen görevleri hemen hemen yerine getirdiğini söylemek mümkün. Tabii Cedi ve Furkan’ın da istatistik bazında fena işler yapmadığını görüyoruz ancak saha içindeki etkileri çok daha farklıydı.

Yeni Zelanda’ya karşı 32 sayı atan ve kariyer rekorunu kıran Cedi, kendisini NBA’de özel kılan hızlı ve doğru seçim özelliğini kısmen kullanabildi. Evet, sahanın her iki tarafında da hızlı ve istekliydi ancak ikili baskı üzerine penetre etmesi, savunmadaki hataları ve geçiş hücumlarında biraz pasif kalması işin seçim kısmını olumsuz etkiledi. Furkan ise atletizmiyle öne çıktı ancak fazlasını yapamadı. Özellikle savunmada geçiş hataları yaptı.

Bireysel artılar veya eksiler her turnuvada değişebilir. Takımımız adına net bir kahraman veya net bir kötü performans gösteren oyuncu belirlemek zor. Ancak basketbolumuzdaki dev iki eksiyi bir kez daha görmüş olduk. Makro planların işlemesini sağlayan yıldızların yanı sıra mikro işlerde (boyalı alan perdeleri, şut atan uzun, pas istasyonu) yıldızlaşması gereken oyunculara sahip değiliz. Bir de Çin falındakibasiretsizliğe dönen durumlar gibi, serbest atış konusunda bir türlü ilerlemeye kaydedemedik…

Hazırlayan: Kuzey KILIÇ