Other Agency

IAAF'in yeni sistemi adil değil

IAAF'in yeni sistemi adil değil

13/03/2019 @ 10:29Güncellendi 13/03/2019 @ 11:48

Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları’na bir buçuk yıl kala, IAAF atletizmde Olimpiyata katılma kriterlerini belirledi. Yeni oluşturulan dünya sıralaması sistemi, klasik baraj geçme sisteminin yanına eklendi. Yeni ikili sistem nasıl işliyor ve aslında ne anlama geliyor? Şevket Furkan Erbay yazdı...

Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği'nde (IAAF) büyük rüşvet skandalının ardından 2015’te Sebastien Coe’nun göreve gelmesiyle başlayan değişim ve "piyasa koşulları" eklemlenme hamleleri devam ediyor. Bu hamlelerin en önemlilerinden biri, geçtiğimiz hafta sonunda Doha’daki IAAF Konsey Toplantısı'nda onandı. Konsey, daha önce planı açıklanan "dünya sıralamasının baz alındığı baraj geçme sistemi"ni bir geçiş süreci içinde eski sistemle birlikte ikili olarak uygulamaya karar verdi. IAAF Konseyi’nin yayımladığı açıklamada, 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları'na katılacak olan 1900 atletin belirlenmesinde kota geçme sistemi ve dünya sıralaması ağırlığının yüzde 50-50 olmasının öngörüldüğü belirtiliyor.

Gayet anlaşılır ve görece şeffaf olan klasik sistemin karışık ve manipülatif hâle getirilmesi bir yana, yeni düzende harcama yapabilenlerin şansının yükseleceği ve uluslararası rekabet koşullarına giremeyenlerin elimine olacağı da açık. Peki IAAF neden böyle bir yola başvuruyor?

Yeni sistemin inceliği
Soruyu cevaplamadan önce yeni sistemi özetlemekte fayda var. Tokyo 2020'nin baraj tablosuna baktığımızda, katılım hakkı elde etmenin Rio 2016’ya göre hayli zorlaştığını görüyoruz. Mesela 400 metreye bakalım: 2016’da bu dalın Olimpiyatlar’a katılım barajı 45.40 iken, yeni listede 44.90’a kadar düşürüldü. 400 metrede 44.90’lık dereceyi bir sezon içinde koşabilen atlet sayısı geçen yıl 27, dünya şampiyonası sezonu olan 2017’de ise yalnızca 24’tü. Ülkelerin olimpiyat oyunlarına her dalda üç atletle katılma şansı olduğu için fazlalıkları sildiğimizde (örneğin 27 atletin 10’una sahip ABD’yi üçe indirdiğimizde) elimizde barajı geçen sadece 20 atlet kalıyor.

Aşağı yukarı aynı performansların yapılacağı önümüzdeki periyot içinde de yaklaşık 20-25 atletin barajı geçerek Tokyo vizesi alması mümkün. Tokyo’da 400 metreye 48 atletin katılması planlandığı için, listenin kalanını dünya sıralaması belirleyecek.

Dünya sıralamasındaki atletlerin listeye eklenmesindeki teknik detayları IAAF ayrıntılı biçimde açıklamadı. Anlaşıldığı kadarıyla, listenin başından başlamak suretiyle, barajı geçenler ve üç kotasını dolduran ülkelerin atletleri atlanarak ilerlenecek ve katılım 48’e tamamlanacak.

Biz 400 metreye baktık ama, yarışma yapılacak olan 48 disiplin de aşağı yukarı aynı sertlikte barajlara sahip... Yani muhtemelen 1900 kişilik katılımcı listesinin %50 ila 55’i, belirlenen standarda ulaşamadan dünya sıralamasındaki yerleriyle Olimpiyatlar’a gelecek.

Güçlüden yana
Şimdi yazının başında sorduğumuz sorunun cevabına geçelim. IAAF’in sistemi değiştirmesinin başlıca sebebi, yıl içinde yarış düzenleyen müsabaka organizatörlerinin talepleriydi. Yoksa ülkelerin böyle bir isteği bulunmuyordu. Organizatörler, daha fazla bilet satmak ve yarışmalarına atletlerin gelmesini sağlamak için, tıpkı tenisteki gibi puan toplama usulüne dayalı bir sistem önerdiler. IAAF de bu yüzden atletizm veritabanı konusunda rüştünü ispat etmiş olan Macar istatistik firması Elite Ltd. ile kontrat imzalayarak bu işi onlara bıraktı. Geçtiğimiz ay ilki açıklanan ve her hafta dünyadaki yarışmalara göre güncellenecek olan dünya sıralaması, bundan böyle IAAF’in anlaşmalı olduğu bu firma tarafından oluşturulacak.

Geliştirilen sıralama formülüne ve kullanılan değerlendirme katsayılarına baktığımızda, atletlerin dünya sıralamasında yükselebilmek için üst seviye yarışmalara katılması gerekli hale getiriliyor. Bir atletin bölgesel bir yarışmada elde ettiği derecenin, başka bir atletin aynı dereceyi Diamond League’de yapmasına göre daha az getirisi oluyor; zira Diamond League’in çarpanı daha yüksek. Bu da sistemin, büyük yarışmalara girme şansı az olan atletlerin aleyhine işleyeceği anlamına geliyor.

Bir diğer deyişle, çalışma koşulları kıyaslandığında zengin ülkelerle rekabet etme şansı olmayan diğer ülke atletlerinin üzerine, yeni sistemle birlikte fazladan bir külfet bindirilmiş durumda. Tam da bu yüzden bütçeleri az olan küçük ülke federasyonları bu değişikliği istememiş, IAAF de daha önce 2019 Dünya Atletizm Şampiyonası ile başlayacağını duyurduğu dünya sıralaması projesinin startını ertelemek zorunda kalmıştı. Ama görünen o ki, ‘sermayeciler’ yine ağır bastı ve federasyonlar - en azından iddialı olabilecek - atletleri için hatırı sayılır bir ödenek ayırmaya mecbur bırakıldı.

Listelere biraz yakından bakıldığında bu sistemin ABD, Büyük Britanya, Almanya, Polonya gibi en büyüklerden ziyade, onların bir alt sınıfında bulunan potansiyel yatırımcı ülkelere yarayacağı görülüyor. Hollanda, Norveç, Kanada, Brezilya, Japonya gibi ülkeler organizasyonlara daha fazla atlet götürürken; Cezayir, Kolombiya, Arnavutluk, Malezya, belki de Türkiye’nin kotasından yiyecekler.