Bu karşılaştırmayı önce kimin yapacağını bilmiyordum ama birkaç tahminim vardı. İspanya futbolunun “John Steinbeck”i Phil Ball, Don Revie ile altın çağını yaşayan Leeds United’ı, Mourinho’nun Real Madrid’iyle özdeşleştirdi.
Morbo isimli şaheserin yazarı Ball, son lig değerlendirmesinde futbol tarihinin en sevimsiz, en serseri takımı olan Leeds United’la, Real Madrid’in ortak yönlerini sıralamış, bu iki ekip arasındaki ortak yönleri kaleme almış.
Çirkefliğin kitabını yeniden yazan ve baskı üstüne baskı yapan Bremner, Giles, Jones ve Clarke üzerinden yürüyen gemi ‘Total futbol’un antitezi gibiydi. Ball da zaten bunun üstüne gitmiş Real Madrid’i kaleme alırken. Öyle ki yazısındaki bir örneği yine hatırlatmak isterim. Leeds’in sağ beki Paul Reaney, takımın sol beki Eddie Gray’i tanımadığını şakayla karışık söylerken, “Birbirimizi pek sık görmezdik de...” şeklinde de takım olgusunun yerlerde süründüğünü ispat ediyordu.
Eflatun-beyazlılar Leeds kadar olmasa da, bir düzen tutturabilmiş değil görünürde... Real Madrid atak yaparken harala gürele gidiyor rakip kaleye. Hücumlar tam bir kakafoni şeklinde, pozisyon alma olgusu karman çorman... Ancak bu uyumsuz senfonide, yıldızların şovları görülmeye değer. Racing Santander’i 4-0 yenerlerken de uyumsuzluğun uyumu vardı denilebilir. Yapılan ataklar müthiş keyif verici, ancak ne kadar planlı? Bunu sorgulamak gerekiyor...
Valencia’yı 5-1 yenen Barcelona ise karşılaşmaya tutuk başladı. Hatta rakibin henüz maçın başında bulduğu gol Guardiola ve şürekâsını ‘acaba’lara gark etse de, Messi sahnedeki yerini hemen almıştı. Attı, attığı kadar kaçırdı. Tek başına skoru 4-1’e getirdi, Xavi ise pastanın üstüne bir mum daha dikti.
Guardiola maçtan sonra, “10 puanlık farkı kapatacak bir futbol oynamıyoruz ve bunu yapacak gibi de görünmüyoruz” derken, beyhude bir umutsuzluk içinde gibi geldi bana... 5-1 yendiniz daha ne olsun? Bir defa da şampiyon olmayıverin yahu.
Arka sıralarda nefes kesen bir mücadele
Formula 1’i takip edenlerin aşina olduğu bir durumdur, eğer podyum belli gibiyse, kadraja giren araçlar farklılaşır. Genelde arka sıralardaki geçiş heyecanı yansıtılır ekranlara...
İşte La Liga da maalesef gazı kaçmış bir meşrubat tadında. Real Madrid şampiyon gibi, Barcelona mucize arıyor, Valencia’nın yeri yurdu belli... Peki ortalarda durum nasıl? Düşme potasında neler oluyor?
Kısaca özetleyelim. Ligin sürprizi Levante, Rayo Vallecano’ya 5-3 kaybetti. 62’, 63’ ve 69’da üst üste goller bulan Vallecano ne kadar ters bir takım olduğunu gösterdi, Delibasic, arkayı beşledi. Bununla birlikte Sevilla-Osasuna karşılaşması nefesleri kesti, ev sahibi rakibini 2-0 yenerek sekiz maçlık galibiyet hasretine son verdi.
Dibe vurduktan sonra can havliyle kulaç atan Villarreal, Mallorca deplasmanında tam bir hayal kırıklığı yaşadı. 4-0’lık yenilgi takımın havasını bozarken, Mallorca’nın sessiz ve derinden tırmanışı devam etti. Atletico Madrid ise kötü futbol halkasına bir yenisini eklediği maçta Gijon ile 1-1 berabere kaldı.
Ligin son sırasındaki Real Zaragoza ise bugün Real Betis’le karşı karşıya gelecek. Zaragoza evinde kazanıp lige tutunmak istiyor. Betis gibi dengesiz bir takım karşısında ne yapacakları merak konusu... Zira mağlubiyet öldürücü olabilir.
Haftanın kare ası:
Lionel Messi: Mükemmel onun için yeterli değil artık. Efsanevi bir performans sergiledi, 1-2-3 yetmedi, dört attı... Valencia’nın onun durdurmak için yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Ikechukwu Uche: 58’de oyuna girdiğinde skor 2-1 Granada lehineydi. Girer girmez skoru 3-1’e getirdi, 86’da Sociedad’ın fişini çekti.
Jesus Navas: Sevilla sekiz maçlık galibiyet hasretine son verirken, Jesus da kanatta fırtına gibiydi. 90+4’teki asisti yapmasa da bu listeye girecekti...
Chori Castro: Piyasa değeri 6 milyon avro civarında. Ancak hafta sonunda oynadığı futbola paha biçilemezdi. O yüzden kare asa girdi! Uruguaylı oyuncu üç asist yaptı, nefis bir futbol oynadı. Orta sahanın yıldızı olmakla kalmadı...
PUAN DURUMU
SONUÇLAR
GOL KRALLIĞI

Eurosport





















