Caner, her hafta sporun içinden hikayeler anlatıyor.
Iverson üzerine...
Allen Iverson, “Beşiktaş Cola Turka’ya geliyor, hadi canım dalga geçmeyin, evet kesin geliyor, hayır vazgeçiyor, New York’ta imza töreni, ilk uçağı kaçırıyor, Türkiye’ye ayak basıyor, ne yapar ne eder burada” derken ilk iki maçına çıktı bile. Beşiktaş Cola Turka’ya transferi sırasında ve bu tarihi olay gerçekleştikten sonra çokça üstüne konuştuk, yazılar ile değerlendirmeler yapmaya çalıştık zaten. Hatta önce şaşkınlığı atmaya çalıştık sonra da geçen hafta içinde ULEB Eurocup’ta Hemofarm karşısında Beşiktaş formasıyla ilk maçına çıktığında hala burada olduğuna inanmakta zorlandığımızı fark ettik. En azından Eurosport 2’de mikrofon başındayken kendi adıma ben öyleydim. İkinci maçı için de Akatlar’da 40-50 kişilik basın tribününde neredeyse 150 kişinin arasından zar zor onu ısınırken görebilmek, ardından da seyircilere takımlar anons edilirken kendi isteğiyle Michael Jackson’ın ünlü Thriller şarkısıyla çıkışını izlerken seyretmek itiraf etmem gerekirse tahayyül ötesiydi. Saha içine gelince... “The Answer”ın ne performans göstereceği ya da ne durumda olduğu çok merak ediliyordu. Daha doğrusu aylardır ciddi bir maçta oynamaktan uzak hatta basketbol topunu dahi sağlıklı bir şekilde eline aldığı şüpheli bir büyük yıldızın durumunu sadece Türkiye değil ABD’den ve Avrupa’dan gelen basın mensupları da merak ediyordu.
İki maçın istatistikleri şöyle:
Hemofarm maçında 23:38 dakikada 4/10 (3/4 üçlük) şut isabeti ile 15 sayı 3 ribaund 2 asist 2 top kaybı.
Fenerbahçe Ülker maçında 19:17 dakikada 1/6 şut isabeti ile 2 sayı 4 ribaund 0 asist 2 top kaybı.
Baştan söylemek lazım ki Allen Iverson tahmin edildiği gibi fiziksel olarak hiç hazır değil. Çabukluk, hız ve aklının istediğine vücudunun cevap verme yoksunluğundan dolayı doğal olarak daha bire bir oyundaki üstünlüğünü ortaya koyma şansı olamıyor. Üstelik Iverson Avrupa basketbolunun bire birdeki sert savunmasına ve oradan sıyrıldığında gelen yardım savunmasına hiç alışık değil. Bunlara fiziksel ve yapı olarak adapte olması zaten belli bir zaman gerektiriyor. Ayrıca iki maçta da Hemofarm'ın fizikli savunmacısı Krstovic ve Avrupa'nın en iyilerinden Ömer Onan'ın onu savunduğunu unutmamak lazım. Daha takım arkadaşları onunla uyum sağlamış değil, ayrıca Koç Burak Bıyıktay da Iverson'ın hem oynaması gereken büyük yıldız, hem de eksiklikleri olan bir oyuncu olmasından kaynaklanan paradoks içinde tıkanmış durumda. Iverson'ın iki numarada oynaması ve bu yüzden top almak için çırpınması da başka bir problem. Iverson'ın özellikle top getiren adam olması takım içinde liderliğini hissetmesi onun daha verimli olmasını sağlayabilir. Diğer taraftan bu da Mire Chatman'ın psikolojisini nasıl etkiler, o da ayrı bir soru işareti. Ama Iverson şu takım kurgusuyla çok katkı veremeyebilir. Şu ana kadarki en pozitif durum, egosu yüksek, uyumu zor bilinen AI gibi bir büyük yıldızın mental olarak çabuk uyum göstermesi oldu. Bu önümüzdeki günler adına fiziksel erozyonunda biraz yamalanmasıyla beraber iyi bir temel oluşturabilir.
Bu arada Philadelphia Inquirer yazarı Kate Fagan hafta sonu İstanbul’ dayken Iverson için özel bir rapor hazırladı. Orada Iverson'ın özellikle maddi bakımdan iflas ettiğine yönelik kanıtların olduğundan da bahsetti. Bunun asıl motivasyon olduğunu iddia edenler var ancak Iverson'da sanki farklı bir sakinlik var gibi. Bunu gelecekte daha net göreceğiz. Daha iki maç geçmişken kesin yargılara varmak tabii ki mümkün değil, ancak şunu söyleyebiliriz; seyircinin içinde yaktığı ateş dahi görülmeye değer. Beşiktaş'ın Iverson ile beraber bir iki maç kazanmasıyla beraber bazı şeyler rayına oturabilir. Ancak burada işi en zor olan insan kesinlikle Burak Bıyıktay.






















You are logged in as administrator