AA

Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu nereye gidiyor?

Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu nereye gidiyor?

02/03/2017 @ 17:09Güncellendi 02/03/2017 @ 18:26

World Tour klasmanına çıktığı ilk senede takvimdeki yeri ertelenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu hakkında yaşanan son gelişmeleri Aydın Ayhan Güney ve Sarper Günsal değerlendirdi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin düzenlediği en uzun soluklu uluslararası spor organizasyonlarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu (TUR) için bu sezon fazlasıyla hareketli geçiyor. Yaz aylarında 37 yarışa yükseltilen World Tour (WT) takvimine girerek kağıt üzerinde prestijli bir yer edinen TUR hakkında son dönemde yaşanan gelişmeler sporseverleri endişelendiriyor.

Takımların yarış takvimlerine son halini verdiği bir dönemde henüz yarış ihalesini gerçekleştirmeyen TUR yetkilileri, şubat ayında yapılması planlanan ihalenin ertelenmesinin ardından 18-23 Nisan'da koşulması öngörülen TUR'un ertelenmesi için Uluslararası Bisiklet Birliği'ni (UCI) başvuruda bulunmuştu.

Başvurunun kabul edilmesiyle birlikte TUR tarihinin ekim ayına çekileceği tahmin ediliyor. Ancak yaşanan aksaklıkların devam etmesi durumunda 52 yıllık geleneği derinden sarsacak hadiseler yaşanabilir. Gelinen noktayı ve çıkış reçetesini TUR'da uzun yıllar organizasyon direktörlüğü görevini üstlenen Aydın Ayhan Güney ve Eurosport yorumcusu Sarper Günsal ile konuştuk.

" Bu tür organizasyonların hazırlık süresi 10 aydır. 2-3 ayda sadece mucize yaratılmaya çalışılır."

-Uzun süreli belirsizliğin ardından UCI, TUR’un ileri bir tarihe ertelendiğini açıkladı. Yeni tarihin Profesyonel Bisiklet Konseyi'nin (PCC) 22 Mart’taki toplantısında duyurulması bekleniyor. World Tour takviminde yer alınan ilk senede böyle bir gelişmeye sizce hangi gelişmeler, eksiklikler sebep oldu?
Aydın Ayhan Güney: Bence bu sorunun iki temel sebebi var. Birincisi takvim. Takvime konan yeni tarih her ne kadar geçtiğimiz yıla göre sadece 1 hafta öne çekilmiş olsa da takımlar için çok zor bir tarih: Klasiklerin hemen ardında, 2 büyük yarışla çakışıyor, klasikler sonrası sakatlıkların en çok yaşandığı tarih ve Giro öncesi dinlenmeye en çok ihtiyaç duyulan dönem. Sporcu sayısı fazla ve sakatlıklardan etkilenmeyen bazı takımların en genç sporcuları ile katılabilecekleri bir dönem ki bu da ilgiyi epeyce azaltıyor. Aynı sorunu 2010 yılında ilk kez HC olduğumuzda yine bu tarihle yaşamıştık. Burada UCI’ın da çok büyük hataları var. Bir yarışı WT takvimine alıp, önce "10 takımı garanti ediyoruz" demek ve sonra "takımların isteğine bağlı" diyerek değiştirmek tüm yeni WT yarışları için yıkımdır ve UCI için büyük bir yönetim zafiyetidir. Bu şartlarda HC olarak kalmak bile daha akıllıca olurdu. İkinci temel sorun ise yurtdışında sürekli gündemde tutulan güvenlik problemleri algısı. Bu her ne kadar tüm dünyanın sorunu olsa da maalesef yaratılan algı bizi çok olumsuz etkilemekte. Bunun için, çok erken başlayan ve birebir görüşmelerle kurulacak ikna yönetimi gerekiyordu. Her yıl olduğu gibi TUR bittikten bir gün sonra her şey unutuluyor ve bir sonraki yılın şubat ayına kadar hiç kimsenin önceliğinde olmuyor. Bu tür organizasyonların hazırlık süresi 10 aydır. 2-3 ayda sadece mucize yaratılmaya çalışılır.

Sarper Günsal: Ülkemizde bu tip olayların nedenlerini kamunun öğrenmesi nedense oldukça zor gerçekleşiyor. Benim tek tek veya toplu olarak etkisi olduğunu düşündüğüm birkaç tahminim var:

a. TUR ihalesinin şubat gibi çok geç bir tarihte yapılması. Nisanda düzenlenecek bir yarışın organizatörü 2 ay önceden belirlenmemeli. Hem yarışa hem organizatöre yazık.

b. Federasyon ve -geçen sene TUR’u ilk kez düzenleyen- organizatörün World Tour takımlarıyla yakın ilişkiler kurmakta gecikmesi.

c. World Tour yarışlarına katılımın zorunluluk olmaması.

d. Avrupa’daki ekonomik durgunluğun bisiklet dünyasına da yansıması, takımların bütçelerinde ve istihdam ettikleri bisikletçi sayısındaki düşüş.

e. Takımların 2017 takvimlerini kesinleştirdiği dönemlerde Türkiye’de arka arkaya terör olayları gerçekleşmesinin takım yöneticilerinde yarattığı endişe.

f. Federasyon yönetiminin işbaşına çok yeni gelmesi ve federasyonun daimi kadrolarında TUR ile ilgili bir bilgi birikimi olmaması.

Anlaşılmaz şekilde, bisiklet federasyonu bunca yıldır sahibi olduğu bu yarışla ilgili tüm know-how'un organizatör elinde toplanmasına izin vermiş. 2016’daki ihaleyi de daha önce hiç bisiklet yarışı düzenlememiş bir şirket kazanınca neredeyse her şeye baştan başlandı.

" Organizatörün her yıl değişebilme ihtimali TUR’un önündeki en büyük problemdir."

-TUR’da yer alan takımların sayısı ve kalitesinde geçtiğimiz yıl büyük bir düşüş gözlemledik. 2017’de de Katusha Alpecin dışında katılacağını açıklayan World Tour takımı olmadı. Organizatörün uzun yıllar sonra değişmesinin bunda başlıca etken olduğu düşünülüyor. Senelerce TUR’un içinde yer alan ve yöneten isimler olarak bu konu hakkındaki görüşleriniz neler?
SG: Her iş kolunda, yıllar içinde oluşturulan kişisel ve kurumsal ilişkilerin pozitif etkisi büyüktür. Ama yukarıda da değindiğim gibi, takımlarla kurulan ilişkileri sadece organizatöre bırakmak, o çekildiğinde federasyonu sıkıntıya soktu. Bu sene eski organizatör de olsa yine katılım konusunda sıkıntılar yaşanırdı belki ama daha kolay atlatılırdı diye düşünüyorum.

AAG: Aslında bu tehlikeyi uzun yıllar federasyona raporladım. Benim tavsiyem federasyon bünyesinde bir ekibin organizasyona her yönüyle dahil olması ve bir komite kurulmasıydı. Sürekliliği olan bir organizasyonda bu ihale sistemi ile uzun süreli istikrarı yakalamak mümkün değil. Her yıl ihale yapıldığı için her yıl organizatör değişikliği matematiksel olarak mümkün. Türkiye bu seviyede bisiklet organizatörleri cenneti olmadığına göre risk büyük. Kriter olarak sadece verilen teklifin miktarı önemli olur ve hiçbir tecrübe şartı aranmazsa her firma ilgilenir. Bu rekabet için iyidir ama organizatörün her yıl değişebilme ihtimali TUR’un önündeki en büyük problemdir. Tabii başka riskler de var. Federasyon ve daha üstündeki kurumlarda yaşanan yönetici değişikliği de her zaman istikrarı etkileyen sebeplerdir. Sürekliliği olan bu tür büyük organizasyonlarda istikrar ve sistem şarttır. Tecrübe çok uzun yıllarda oluşuyor. Her değişiklik organizasyonun sistemini ve paydaşlarını değiştirirse süreklilik yok olur. Benim yıllardır yetkililere tavsiyem tüm dünyada uygulanan sistemin uygulanması ve TUR’un uzun vadeli olarak tüm haklarıyla uygunluğu ve yeterliliği sağlayan bir firmaya verilmesi. Yarış bu şekilde yarı özel bir hale gelir ve firmanın yıllar içerisinde sağlayacağı kalıcı sponsorluklarla devlete maliyeti de her geçen yıl azalır.

-TUR'a katılmaya yanaşmayan takımların yüksek meblağlar ödenerek ikna edilmesi, bir seçenek olarak duruyor. Organizasyondaki eksikliklerin bu şekilde giderilmeye çalışılması ne kadar doğru?
AAG: Tüm yarışlar katılan takımlara belli bir meblağ öder. Bu UCI kurallarında da vardır. Birçok yarış, güçlü takımlar ve sporcuları çekmek için özel anlaşmalar yapar ama bu hiçbir zaman çok yüksek değildir ve olmaması gerekmektedir. Sürekliliği olan bu tür yarışlarda eğer takımları getirebilmek adına çok yüksek rakamlar bir defa ödenirse gelecek yıllar için örnek oluşturur ve artarak devam eder. Bu çok riskli ve organizasyon maliyetini çok yükseltme, takımların sadece para için katıldığı bir organizasyon olma riskini taşır. Bunun yerine kaliteli ve sporcuların keyif aldığı bir organizasyon çok daha çekici olur. Şunu bilmemiz gerekiyor ki, çok büyük olarak gördüğümüz birçok yarış çok kötü organize ediliyor ve bütçeleri sanıldığının aksine çok küçük. TUR’un bütçesi mükemmel bir organizasyon yapmak için yeterli ve tüm çabalar iyi organizasyon için olmalı.

SG: Bisiklet dünyasında takımlara katılım parası ödemek, yarışınızı cazip hale getirmenin yollarından biri. Özel takımlara ve özel yarışçılara bu uygulama yapılıyor, bunda bir sakınca görmüyorum. TUR’un saygınlığı arttıkça bu yönteme daha az başvurulacaktır.

" TUR için takvimdeki en uygun tarih hangisi?"

-World Tour 2017 takvimi açıklandığından beri TUR’un nisan ayındaki yerinin Flech Wallonne ve Liege-Bastogne-Liege gibi yarışların arasında olmasından dolayı katılım açısından bir problem yaratacağı öngörülüyordu. Eğer bir seçim hakkınız olsa 2018’de TUR’u hangi zaman aralığında düzenlemeyi tercih edersiniz?
AAG: En zor soru! UCI takvimi o kadar yoğun ki, uygun bir zaman dilimi bulmak çok zor. Aslında geçen yıllardaki tarih çok iyi olmasa da takımların bir kısmı için uygundu. Tarih belirlerken tek rakip olarak WT veya güçlü HC yarışlarını görmemek gerekiyor. Bazen takımlar sponsorları sebebiyle kendi ülkelerindeki küçük yarışlara da katılmak zorunda kalıyor bu sebeple takvim çalışması yaparken bunları da göz önüne almak gerekiyor. TUR’un maksimum katılımı sağlayabilmesi için hava şartları ve takvimi göz önüne alırsak sezon başı veya sonu en uygun dönem gibi görünüyor. Bence değişken hava şartları riskine rağmen şubat gibi bir dönem takımların yarış ihtiyacının maksimum düzeyde olması sebebiyle iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Son yıllarda bu tarihi Avrupa dışındaki yarışlar çok iyi değerlendirmeye başladı. Diğer bir dönem ise sezon sonu; ekim ayının başı en uygun dönem gibi görünüyor. Bunun iki sebebi var bence: Birincisi hava şartları müsait, turizm sezonu biraz daha rahatlıyor, TUR gibi kolay, çok keyifli ve kaliteli altyapı sunan bir yarış ilgi çekecektir. Ayrıca verdiği WT puanı sebebiyle puan ihtiyacı olan takımların ilgisini çekecektir ki sezon sonunda takımlar puan ihtiyaçlarını daha iyi görürler.

SG: Bahar Klasikleri’ne katılacak sporcular zaten bizim yarışa gelmezler. O nedenle bu argümanı çok mantıklı bulamıyorum. Diğer tüm faktörleri bir yana bırakarak, İtalya Turu’ndan 2 hafta önce bitecek bir TUR, Giro’ya katılacak sprinterler için harika bir hazırlık yarışı olurdu. Bu da sanırım 23 Nisan Bayramı’nı da içine alan bir hafta olur ve bayramı da kutlarız.

" Takımların gelme zorunluluğu olmayan bir World Tour organizasyonunun hiçbir anlamı kalmadı. "

-Tartışılan başka bir konu ise UCI World Tour takviminde yer almanın artık eskisi kadar değerli olmadığı yönünde. Takvimde artan yarış sayısı ve World Tour takımlarının katılım konusunda elinin rahatlaması başlıca nedenler arasında gösteriliyor. Omloop Het Nieuwsblad organizatörleri World Tour takvimine girmenin kendilerine 180 bin euro ekstra masraf getirdiğini ve bunun geri dönüşünün zor olduğunu söyledi. Tour of the Alps Direktörü Maurizio Evangelista ise yarışın World Tour takviminde yer alması için 120 bin euro ekstra masraf yapmayı gereksiz gördüklerini ve bu sebeple 2.HC’de kalmayı uygun bulduklarını söyledi. World Tour’un yeni takvimi ve maddi külfetleri dikkate alındığında sizce TUR’un World Tour’da yer alması hayati önem taşıyor mu?
SG: Hayır. World Tour yarışlarına katılımla ilgili değişen kurallar sonucunda hayati önem ortadan kalktı (bence eskiden de yoktu ama neyse). Üstelik 2.HC kategorisinde kalınca kıta takımlarını davet edebilme lüksü de var.

AAG: Güzel bir nokta. WT yarışı olmanın tek avantajı WT takımlarının katılım mecburiyeti idi ve yıllarca takım getirmek için çok büyük çaba harcayan bir organizatör olarak böyle bir rahatlık mucize gibi olurdu. Bu sebeple WT olmak için çok uğraştık ama UCI’ın son kararı tam bir hayal kırıklığı oldu. Sonuçta UCI’ın ilk açıkladığı ve büyük savaş verdiğimiz "A ve B kategori yarışlar" sistemine bir şekilde dönüş oldu. Takımların gelme zorunluluğu olmayan bir WT organizasyonunun hiçbir anlamı kalmadı; aksine 10 takım bulma şartı organizasyonu tehlikeye soktu. Bu şartlarda bir WT yarışı yerine HC’de kalma fikrinin ciddi bir şekilde masada olması gerektiğini düşünüyorum. Bahsettiğiniz yarışlarda maddi sebepler öne sürülmüş, takım bulma sıkıntıları pek yok. Ama bizim asıl sıkıntımız takımların ilgisizliği; bütçeye getireceği artış ikinci planda. Diğer taraftan TUR zaten çok büyük bütçeli bir yarış, bu bütçesiyle WT yarışı çok rahat yapılabilir.

" Federasyonun ilk önceliği çok iyi bir TUR yapmak değil, bisikletçi yetiştirmek ve altyapı tesisleri kurmak olmalıdır."

-TUR'un içinde bulunduğu krizden çıkması adına rol model olarak kabul edebileceği bir organizasyon var mı? Bir başka deyişle, ülkedeki siyasal sorunlar sebebiyle takımların tereddütle yaklaştığı, ancak organizasyon kalitesiyle takımları çeken bir yarış var mı?
SG: Bu sorunun cevabı bende yok. Siyasal demeyeyim ama güvenlik endişeleri aşılırsa, yarışın organizatörü çok önceden ve birkaç yıllığına belirlenirse çok iyi bir TUR düzenleyebileceğimize inanıyorum. Ama federasyonun ilk önceliği çok iyi bir TUR yapmak değil, bisikletçi yetiştirmek ve altyapı tesisleri kurmak olmalıdır. Memleket hâlâ veledrom bekliyor…

" İyi bir sistem kurulursa kimin veya kimlerin organize ettiği de çok önemli değil."

AAG: Bildiğim kadarıyla yok. Zaten rol modele de gerek yok. Bence TUR’un yaşadığı sıkıntıları biz herkesten daha iyi biliyoruz. Bunlar 1-2 kişinin çözebileceği şeyler değil. Bizim problemlerimiz 1-2 senenin problemleri de değil aslında. Çok köklü ve radikal çözümlerle yaklaşılmazsa devam edecektir. Şu an TUR’un yaşadığı sıkıntılar yeni ama bizim organize ettiğimiz dönemde de inanılmaz sıkıntılar vardı ve organizasyondan daha çok bunlarla uğraşılıyordu. Hepsini yazmak bir kitap oluşturur, bu sebeple detaya girmeyeceğim. Sadece birkaç maddede fikirlerimi paylaşayım.

1. TUR, Türkiye’nin sportif açıdan en değerli ürünlerinden birisidir. 52 yıldır kesintisiz yapılmış, iyi ve kötü günleri olmuş ama hep yapılmış. Bunu gerçekleştiren herkese teşekkür etmek gerekiyor. Kişilere veya kişilerin şahsi egolarına bırakılmayacak kadar önemli bir organizasyon. İyi bir sistem kurulursa kimin veya kimlerin organize ettiği de çok önemli değil. Kişiler değişir ama kurulan iyi bir sistem, kendisine yapılacak radikal müdahaleyi kabul etmez. Önce sağlam bir sistem kurulmalı ve uzun vadeli düşünülmeli.

" TUR hızla özelleştirilmelidir."

2. Türkiye Bisiklet Federasyonu'nun gerçek görevi sporcu yetiştirmek, bunun yöntemlerinin önünü açmak, milli takımları yönlendirmek ve kural koyucu olmaktır. Organizasyon yapmayı mümkün olduğu kadar bırakmalı ve özel sponsorlu özel sektör organizasyonlarının önünü açmalıdır, teşvik etmelidir. TUR da bu organizasyonlardan birisidir. Hızla özelleştirilmelidir.

3. Türkiye’de herkes TUR’a ülkenin bir değeri olarak bakmalı ve kişisel çıkarları bir kenara koymalıdır. Şahıslara bağımlı olan bir organizasyon yaratıldı ve sonucu hiç iyi olmadı. Bu konuda uyarılarımız dikkate alınmadı. TUR için iyi bir gelecek istiyorsak bu konuya dikkatle eğilmemiz lazım.

4. Yıllık ihale sistemi değiştirilmeli. Daha önce bahsettiğim gibi uzun vadeli bir yöntemle organizasyon; konuya hakim ve tarafsız kişiler tarafından kararlaştırılan bir ekibe devredilmeli.

5. Günü kurtarmak için yapılacak ilk şey bence hiç zaman kaybetmeden lobi faaliyetlerine başlamak ve takımları ikna etmek için tüm yöntemleri kullanmaktır. Muhtemelen ekim ayına alınacak TUR için aynı sorunlar devam ederse, kapanması mümkün olmayan yaralar açılır.

Teşekkür ederim.

Röportaj: Sargın Tekşal - Doruk Leloğlu