12 Haziran gecesi, Dirk Nowitzki ve arkadaşları, Gerçek Kötüler’i devirip tarihin en sürpriz şampiyonluklarından birine imza attığında, muhtemelen aynı anda yüzlerce keyif purosu yanmıştır. NBA gibi, “En zayıf halkan kadar güçlüsündür” mottosunun yerleştiği ve takımların birbirlerini mümkün olduğunca yukarı çekmeye çalıştığı bir birliğin üyeleri için, böylesi bir kahramanlık hikayesinin dolar cinsinden karşılığını hesaplamak çok da zor değildi. Genç yıldız sayısının hızla artması, ‘Big 3’ modelinin giderek daha da benimsenmesiyle körüklenen veya yeni yaratılan rekabetler ile yabancı oyuncu sayısının rekor seviyeye gelmesi gibi gelişmeler sonucu global çapta lige olan ilginin patlama yaptığı, play-off’lar boyunca üst üste kırılan izlenme rekorlarıyla görülmüştü. Bunların peşi sıra gelen bir kahramanlık hikayesi de pastanın üzerine koyulabilecek en güzel meyveydi tabii ki.
Gel gelelim 1 Temmuz’da karşı karşıya kaldığımız manzara ise, “Bana 12 Haziran’ın tam tersini çizebilir misin Abidin” sorusunun cevabı gibiydi. NBA ve Oyuncular Birliği arasındaki süresi dolan toplu iş sözleşmesinin yenilenmesinde anlaşmaya varılamadı ve David Stern başkanlığındaki NBA yönetimi salonlara kilit vurdu. Bundan sonrasında yaşananları ise halkla ilişkiler savaşı diye özetlemek mümkün. Oyuncu maaşları toplamını, ligin geliri ne kadar artarsa artsın 10 yıl boyunca 2 milyar dolara (2010-11 sezonunda 2,175 milyar dolardı) sabitlemek gibi nice komik teklifi masaya getiren Stern, bir yandan da oyuncuları açgözlü gösterip itibarsızlaştırma kampanyasını yürüttü. Temmuz, ağustos ve eylül ayları, anlamsız tekliflerle çöpe atılsa da kamuoyunun gözünde suçlu olan taraf hep oyuncular oldu. Yaşanan genellikle sanki bir lokavt değil de grevmişçesine algılanırken sürekli geri adım atan ve tavizler veren oyuncular bir türlü kimseye yaranamadı. Oyuncularla yöneticilerin aynı havayı solumasına dahi engel olan lokavt yasaklarıyla gestapo rejimini sürdüren ve hatta Miami Heat’in sahibi Micky Arison’ı attığı bir tweet sebebiyle 500.000 dolarlık cezaya çarptıran David Stern’ün 23 milyon dolarlık maaşı ise bu süreçte nedense pek az gündemde kalabildi.
Eylül sonuna doğru taraflar arasındaki buluşmalar sıklaşsa da lokavtın sonunu getirecek süreç, ancak normal sezonun ilk 2 haftasının iptal edilmesinin ardından, ekim ortasında Federal Arabulucu George Cohen’in devreye girmesiyle başlayabildi. 10 saati aşan üst üste toplantılarda öncelikli olarak lüks vergisi ve maaş istisnaları gibi konularda ilerleme kaydedildi. Ancak oyuncuların maaşlarını belirleyecek madde olan basketbol kaynaklı gelirlerin bölüşülmesinde, muhtemel anlaşma oranı olarak görülen 50-50 seviyesine bir türlü gelinemedi ve 14 Kasım tarihinde oyuncular, İcra Direktörü Billy Hunter’ın süreci yönetim stilinden de sıkılarak kendi birliklerini lağvedip lige karşı tekelcilik suçlamasıyla dava açma yoluna gitti. Bu daha önce NFL’de denenmiş ve oyuncular adına başarılı olmuş bir taktik olduğundan NBA yönetiminin pek de hoşuna giden bir gelişme değildi. Oyuncuları, lokavt uzadıkça alamadıkları maaş çekleriyle terbiye etmeye çalışan ve teklifin giderek kötüleşeceğini söyleyen David Stern, bu kez geri adım atan taraf oldu ve 26 Kasım’da 10 yıllık yeni bir anlaşmaya varıldığı açıklandı. Buna göre 66 maç üzerinden oynanacak sezonun da NBA’in en çok para kazandığı gün olan 25 Aralık’ta, yani Noel gününde başlayacağı bildirildi. 6. yılın sonunda iki tarafın da iptal etme hakkının olduğu anlaşmaya göre, oyuncu maaşları, ligin büyüme oranına göre %49 ile %51 arasında sınırlanacak. Böylece daha önce %57’lik paya sahip olan oyuncular, tahmin edilen büyüme rakamlarına göre 10 yılın toplamı için 3 milyar dolar civarında bir tavizde bulunmuş oldu. Diğer önemli maddeler arasında ise yeniden yapılandırılarak sınırın üstüne çıkılan miktar oranında artış gösterecek olan lüks vergisi ve takımlara bir oyuncuyu maaş listelerinden silerek serbest bırakma hakkı tanıyan af kuralı en dikkat çekicileri. Maaş sınırının üstüne çıkılmasına yarayan istisnalar hakkında da bazı ayarlamalar mevcut.
Tam 149 gün boyunca ABD’de basketbolu felce uğratan ama bir yandan da dünyanın dört bir yanındaki basketbolseverlere, NBA yıldızlarını kanlı canlı seyretme şansı veren lokavt böylece sona erdi. Buna muhtemelen en çok üzülen, Deron Williams’ı kaybeden Beşiktaşlılar olurken, ona geri kavuşan New Jersey Nets taraftarları ise seneye Brooklyn’e taşınacak olan takımlarını son kez izleme fırsatını kaçırmadıkları için ironik bir şekilde en çok sevinenlerdi. Ancak ister üzülsün isterse de sevinsin, bu oyunu seven herkes, LeBron, Rose, Durant, Kobe gibileri yerine Hunter ve Stern’ün ismini daha çok duyduğumuz günlerin sona ermesi sebebiyle rahat bir nefes aldı.

Reuters





















